22 Ağustos 2015 Cumartesi

merhaba, ben gözde. benim bir vajinam var!


merhaba, evet benim bir vajinam var ve bunun hakkında konuşmamız gerekiyor. çünkü tüm kadınların vajinası vardır ve erkeklerde ise penis bulunur. ama önemli olan hepimizin beyninin olması. ilginç degil mi? 
şımdi benim çocukluğuma ineceğiz. sizlere bilinçaltımın esrarengiz kapilarıni açıyorum çünkü artık herbirimizin bildigi ancak bir şekilde birbirimizle konuşmaktan korktugumuz bu konuyla ilgili konuşmanın vakti geldigini düşünüyorum sevgili yetişkin dostlarım. 
yazı uzun benden soylemesi. 
baştan uyarayım, zira hala vajinanıza kuku, penisinize pipi diyen bir insansaniz; yazım sizi uzebilir. 
şimdiden 'aa gozde neler diyor, bak bak; ahlaksiz seyler soyluyor' demeye başlayabilirsiniz. 
umrumda olur mu?
:)

çocukluk dönemime aşık yetişkin bir çocuk olarak, yetişkinlik dönemimin sorunlarıni sadece çocukluğumla çozebileceğimi düşünuyorum uzun zamandir. etrafım bir kadin-erkek ilişki sarmalı ile çevrelenmiş durumda ve ben bu durumdan çok sıkıldım. 
Hayatimizın bilinçli evresi 4 yaşinda başlıyor. Etrafımizı algılıyoruz, ömrümüz boyunca sürdüreceğimiz yaşam mücadelesinin ilk savaş tekniklerini ögreniyoruz.
Once cinsiyetimizi netleştiriyoruz. Annemiz ‘sen bir kızsın’ diyor.
Dünyanın en komik kelimelerinden biri ile tanımlıyor aslında dogrusu ‘vajina’ olan organı; ‘senin bir kukun var, erkeklerin ise pipisi’ siz farklisiniz.
Yillarca kuku olarak bildiğim organın vajina olduğunu ortaokulun son senesinde kütüphanede biyoloji kitaplarini kariştirirken öğrendim. Oysa ağzımıza ağiz deriz, saçma bir kelime ile bunu tanımlama gereği duymayiz. Peki neden cinsel organımızı böyle kulaga komik gelen ve bence çok da çirkin olan bir kelime ile tanımlıyoruz?
Toplum içınde kukundan bahsetmemen lazım, bu ayıp.
Neden? Bedenime resmen yapışık olan bir organdan bahsetmemin nesi ayıp olabilir? Dünyada cinsel organına hiç bakmamış, ona bakmaktan dahi utanan kadınlar var. bu aynada koluna bakmaya utanmak kadar garip değil mi?
Öyle bir organ ki, değil bakmak onun varlığını hatirlamak bile ayrı bir utanç.
Hele vajina dersen, çok ahlaksız birisin. Kolumdan ya da bacağımdan ne farkı var bu organın? Ya da göğüslerimin…
dünyada 7 milyar insan var ve ben bonkor davranıp erkek ve kadın cinsiyeti yarı yarıya diye düşünmek istiyorum ve işte size basit bir tümevarım; dünyadaki uç buçuk milyar kadında üc buçuk milyar vajina, yedi milyar meme ve yedi milyar göz var.
dunyadaki diger uç buçuk milyar erkekte uç buçuk milyar penis, ortalama beş milyar testis (kimilerinde tek olabiliyor, yine bonkor davranmiş olabilirim) ve yedi milyar kalp var.

bir çocuğa cinsiyetini bu denli saçma bir kelime ile ögretmek ne kadar dogru? Bir çocuğa cinsiyetininden içten içe utanmasını istemek ne kadar dogru? En önemlisi de müthiş hayal gucu olan, düşünme, eleştirme ve ögrenme kabiliyeti en üst seviyede olan bir çocugun beynini ilk etapta bu bilgilerle köreltmek ne kadar dogru?

Kendimi bir cinsiyete mensup olarak gordügum ilk an çocukluğumda kukumun olduğunu öğrendiğim an değildi. Ben çocukluğumun hatirladığım uzun bir bölumünü herhangi bir cinsiyete baglı olmadan geçirdim. Herkes ilk öpücüğünü hatirlar ve benim ilk öpücüğüm bir kızlaydı. Çünkü bana gore öpüşmek iki insanın yapabileceği bir eylemdi, iki farklı cinsiyetin tekelinde olan birsey değil. Ve çocuk aklım, onun çok büyük bir cinsel yonelim aktivitesi olduğundan da habersizdi, ya da öyle tanimlandığından. Evet, şu an verdigim bilgi muhtemelen bu yazıyi okuyan aile fertlerini şok etmiştir zira, ben bunu onlara hic söylemedim. Korktuğumdan falan değil, en başta anne ve babam benim ne derece korkusuz olduğumun bilincindedir; toplumsal kaygiyı kendime bir turlü giydiremedim olay sadece bu. Evet, ben ilk kez bir kızla öpüşmüş bir kızım. Ve bunu dile getirmekten de utanmıyorum zira bu utanılacak ya da büyütülecek bir kavram değil. Zevk alıp almadığımı hatırlamıyorum zira geçmiş zaman ama sonrasında çok saçma hissedip, büyükler neden dudaktan öpüşur yanak daha kolay diye düşündüğümü hatırlıyorum. Salyadan oldum olasi nefret etmişımdir. Yåş soranlarıniz olacak, sanirım yedi yaşindaydım. Ikinci öpücüğüm ise bir sene sonra bir erkekle. Onda da pek birşey hissetmemiş olmakla birlikte hafif bir garip hissettim ama o gariplik herhangi bir cinsel çağrışım barındırmıyor. Saklanbaç oynarken insan insanı öper mi hiç? Al, salyalarından dolayi çıglık attım ve yakalandık.

Sanirım bu iki durum çocuklugumun ikinci evresi olarak adlandırılabilecek ilkokul dönemlerinde kendimi cinsiyetsiz goruyor olmamın kanitlari olabilir. Opusme eylemi bir cinsel eylem degildi ve bana gore her iki insan formu da opulebilirdi. Ama o salyalar falan! Bana gore kız ya da erkek ayrimi yoktu. Ali ile evcilik oynar, ayse ile tek kale maç yapabilirdim. Ya da tam tersi veya her ikisi. Sonuçta oyun oynuyorduk. Ben iki kız evcilik oynadığimizı ve birimizin kari digerimizin koca olduğunu hatırlıyorum. Sonuçta oyun oynuyoruz, bunda garip olan ne ki? Bir de dugunlerde kiz kiza dans etme olayı var. her kız çocugu ilk dansini bir kızla yapmiştir. Oysa biz yetiskinler, su an kiz kiza dans etmeyiz, bir erkekle dans etmemiz lazim. Cok sacma degil mi? Ben niye bir kizla da dans edemeyeyim ki? Tamam, sen elini omzuma koy, ben belini tutarim.
Tabii, evcilik çok önemli bir noktaymış. Buyuyunce o evcilik denen gerzek oyunun aslında hayatımizın en önemli olayınin bir alt yapı çalışması olduğunu kavradım.
Küçücük guzel cocuklarimiza, tek haneli yaşlarda neler oğretiyoruz, bir düşünün!

Ilk kez ciddi anlamda cinsiyet travmamı regl olduğum dönemde yaşadım. Acısi zaten yetmezmiş gibi işin içine bir de o olayi hiçbir şekilde etrafa çaktırmama kismı vardı. Yaşadığım biyolojik şeyin adınin ‘regl’ olduğunu da yine bir kutuphane okumasi sirasında ogrendim; toplumdaki adları; adet, aybaşı, ?kirlenmek? halanın gelmesi vb. Benim halam yok ki, amcam var?
Ilk regl olduğumda bunu tum dunyaya haykirmak istedim zira kanama geciriyordum; dusmemistim, bana araba carpmamisti ve tanrım, kan var! bunu saklama geregi duymak bir yana, bir de bundan utanılıyor. Bir teyze kirlendin, buyuyorsun diyor. Insan buyudukce kirleniyormus lafi demek buymuş diyorum ve yakin gorduğum bir arkadaşıma ‘ben kirlendim biliyor musun, buyumuşum dediler’ diyorum; nasıl yani diyor ve olayın tüm inceliklerini anlatıyorum; mavi ekran veriyor çocuk; baaam! Bunu dedigim kişi bir erkekmiş ve erkekler kirlenmezmiş. Erkeklere bu söylenmezmiş, ayıpmış. Miş, mış… hayatımın bedensel ilk travmasına bir arkadaşımı da ortak ettim o dönemde ve bir daha benle konuşmadı. Zira 11 yaşında, kızlar hakkında yeni yeni duyguları yeşeren bir oğlan çocuğunun kadınlara olan bakışını blurladım; giderken bana son cümlesi ‘gozde, bu ayıp, söylenmez. Ben bir erkeğim ve kizlar erkeklerle bunu konuşmaz’ oldu. Oysa benim tek merakım onun da kanama geçirip geçirmedigiydi; sonucta ayni yastaydik ve o da buyuyordu.

Sonra okulda ergenlige yeni giren coluk cocuga, daha kendi cinselliklerine tam vakıf olamamış ve bu konuda hiçbir şekilde uzman olmayan bazen cografya bazen matematik ogretmenleri tarafından cinsel egitim dersleri verilmeye baslandi. Tanrım, biz toplum olarak hiç birşeyi uzmanina yaptiramıyoruz. Yetişkin ve muhtemelen bir cinsel hayati olan ogretmenlerimiz, bizi bu konuda egitmeye çalışırken kıpkırmızı oluyorlar. ‘kızlar, bu vajina’. Olabildiğince kisik sesle söyluyor, zira söylerken utanıyor. Hele tepegozde (o zaman tepegoz vardı) penis resmi çıktığında, bizden çok bize utanmamamızı oğutlemeye çalışan hocamız utanıyor. Ne komik degil mi?
Cinsel eğitimi dersleri verilmeye başlandıktan sonra; kizlara orkit dagitilan ve siniftaki erkeklerin o orkitleri alıp ellerine takarak kızları utandirdiği tenefusler yaşanmaya başladı. Sonra birbirimizle çok degil, bir sene once tenefuslerde hunharca sacma salak oyunlari oynayan biz çocuklar, bir anda kizlar ve erkekler olarak gruplaştik. Ali Ayşe’den hoslandi, çikma teklifleri cumleleri hayatimiza girdi.

Benim o sirada goguslerim yeni yeni cikiyordu. Birgun sokakta yakartop oynarken, can almak icin topu yakaladigimda canımdan canın gitmesi ile nefesim kesildi. Gogsume her oyunda carpan top ilk kez canimi acitiyordu. Eve gidip aynanin karsisina gectim ve tshirtumu kaldirdim. Birsey yok?
Ertesi hafta okulda yine sacma salak bir cinsellik dersinde, kizlarin memelerinin buyudugunu soylediler. Tamam, bunu annelerimizin memelerinin buyuklugune bakarak tahmin edebiliyorduk, hatta ileride renk renk sutyen giyme hayalleri kuruyorduk fakat bu, bu kadar acı verici olmak zorunda miydi?
Ve en onemlisi, ben bir daha yakartop oynarken can alamayacak miydim?

Memelerimizin çikması da utanılacak birşeydi. Tüm o canım dar t-shirtler haram oldu. Sirf o memeler yuzunden sokakta oyun oynadiğim erkek arkadaslarim beni disladılar, cunku o kabariklik artik aramizdaki bir suru ayip farktan biriydi ve en goze bataniydi. Utanmamiz soylendikce, omuzlar one geldi. Surekli bir saklama pozisyonu.
Kadinların yaşlılıklarında erkeklerden daha kambur olmalarina şaşmamalı… Kemik gelişiminin en hat safhada olduğu donemde memelerini kamufle etmek içın kambur duruyorsun, sonra düzeltebilene aşk olsun. Ama neyse  ki annem simetri takintisi olan bir kadin ve benim asimetrik duruslarimi hep durtme yontemiyle duzeltti. Bir, iki seneden sonra memelerimi kabullendim ve dik durmaya basladim. Ancak hala onlardan kismen utaniyordum, zira ustum ciplak denize giremezdim artik. Yakası açık bluz giyince eğilirken yakamı kapatmam gerekirdi, zira memelerimi biri gorebilirdi ve bu cok ayip birseydi.
Bir gun yine biyoloji kitaplarina bakarken, erkeklerin memeleri ile bizim memelerimizin biyolojik olarak pek de farklı olmadıklarını öğrendim. Onlarınki buyumuyordu ve bebeklere sut uretemiyordu. Ama form ve temel mantık olarak ‘meme’ydi. ışte bu! Onlarda da vardı meme. Bendeki biraz daha büyük sadece, olabilir. Mehmet’in kafası da benimkinden buyuk, ama o kafasından utanıp içıne kaçmıyor sonuç olarak. Neden ben memelerimi saklamak zorundayım?

Hayatim içten içe bu soruları sorarak geçti çocukluğumda. Regl oluyor olmam, memelerimin büyüyor olması benim bir çocuk olduğumu değiştirmiyordu. Ama aslinda değiştiriyormuş. Ben artık genç kız, diğer erkek çocuklar da delikanlı oluyormuş. Birbirimizden çok farklıymişiz ve kendimizi bizden farklı olana karşı korumamız gerekiyormuş. Çok değerli bir hazinemiz varmış ve erkekler bu hazineye sahip olmak isterlermiş. Bir dakika, hazine mi? Ama ben hiç zengin hissetmiyordum kendimi. Şayet bir hazinem varsa, bunu neden harcayamıyordum da saklamam gerekiyordu.
Çünkü bu doganın hem kanunu hem değil. Yani insanlar bundan bahsetmekten çekiniyor, bu ayıp ancak insanlar sadece bundan çogalabiliyor. Seks!
Dunyada milyarlarca insan buyuk bir ayip yapıyor, hepsi yapıyor hem de ve aynı ayıbı; düşünebiliyor musun? Ama kimse bundan bahsetmek istemiyor.
Hatta bahsedenler ahlaksiz oluyor. Bahsetmek ahlaksizlik ama yapmak degil. Kısmen.. Gizli yaparsan, ki sana sokak ortasında yap diyen yok bence de yapma zaten; gizli yaparsan ama hiç yapmıyormuş gibi konuşur ve yapanı eleştirirsen sen ahlaklısın. Fakat yaptığını söylersen, git boğaz köprüsünden at kendini, bizi zahmete sokma. Bu sanki yemek yiyip de yemek yemiyormuş, fotosentez yapıyormuş gibi davranmak değil de ne?

Başka toplumun kadınlarını çok bilmem ama bizim toplumumuzun bilhassa kadınları, sirf bu seks sohbetinin zinhar ayip kabul ediliyor olmasi, cocukluktan bu yana dehset verici hikayelerle anlatilması, hep gunah, ayip ,tu kaka diye tasvir ediliyor olmasi yuzunden sifir seks hayati ile yasiyor. Seks yapiyor ama yasayamiyor. Bir nevi kendi yaptigi yemegin tadini almadan yemesi gibi… ve sadece onlar ahlaksiz olarak nitelendiriliyor. Yoksa erkek icin hiçbir problem yok.

Ben ilk reglim ve memelerimin gelişimi travmasini yasarken, yasitim erkekler ‘erkeklik’ dönemlerini bangir bangir yaşıyorlardı. Çoğu pornoyu keşfediyordu, babasınin zulasından tabii, o zaman internet yok; ve işin komiği bu rituelleri kimi toplu halde gerceklestiriyordu (iiiyykkkk) ya da bunu birbirlerine anlatiyordu. Bunları oyledir diye varsayarak yazmiyorum; bizzat bana ait olan iki adet kulakla, o dönemde işittiklerim bunlar. Hatta cinsiyetimi tam anlamiyla kavramamin nedeni de erkek arkadaslarimin kendilerini kavrayıp bana bakiş açilarinin degismis olmasidir. Zira biz artik birlikte oynayabilecek iki cocuk degil, çikabilecek, elele tutusup cok sansliysak opusebilecek iki farkli cinsiyettik.

Erkekler icin hayat hep kolay oldu. Penisleri icin dugun dernek kuruldu, onların penisleri evrilmeye basladiginda; onlar benim gibi onu saklamak zorunda kalmadilar, hoş haklarini yemeyeyim; pantolonlarini indirip gosteren de olmadi. Ama bir sekilde o gelisimden hep ayricalikli ciktilar. Liseye geldigimizde biz genc kizlar avlanmamak icin kose bucak kacarken, onlar meydanda hunharca kosturuyordu. Erkek yapardi nitekim. Sonucta, bekaret denen şey sadece kadin icin kurgulanmiş bir senaryo. Sezar’ın hakki sezar’a; kim bu fikri bulduysa tebrik ediyorum zira binlerce yıldır muazzam işleyen ve tek bir ayaklanma olmamiş nadir insan uydurmalarindan biridir.
Evet, modern dunyamizin modern feministleri ‘kadin haklari’ diye bagiriyor ancak binlerce yillik kadin varolusunda bekaret ayaklanmasi olmadi daha. Oysa ki kadinlar icin buyuk bir ayaklanma sebebidir, zira bunun icin cinayetler islenir; dayaklar atilir, onur zedelenir. Bunlar hep de kadinin basina gelir. Ama biz kadinlar, su bekaret olayini daha cozemedik; neden biz ve neden erkekler degil?
Ama neyse ki kemer yok artik, bu da bir gelisme, degil mi?
Degil!
Kemer sadece gorunmezlesti, o kadar. Hani kilodunuzu çikarirsiniz da poponuzda hala varmis hissi olur ya kisa bir sure, iste o his yuzyillardir kadinlarin poposunda.

Büyüdukçe, büyümekten yoruldum. Çünkü ben büyüdükçe, benimle büyüyen herşey büyük bir problem haline gelmeye başladı. Mesela memelerim. Mesela duygularım. Ben de artık ergenliğin bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak, karşi cinse karşı farklı duygular hissediyordum. Berk’ten hoşlaniyordum mesela, ama neden diye sorarsan cevap veremem zira mantık çerçevesinde baktığımda berk oturup konuşabileceğim, kitap okuyan, komik bir çocuk degildi. Okulun en popülerlerindendi ve kendi klasmanında yakışıklı sayılırdı, o kadar. Kendi klasmanı; afrika dere kurbagası. Ilk iki öpüşme deneyiminden salyalarla ayrılıp bird aha hatirlamamak üzere yemin etmiş, dönemin peri masalları, aşk masalları ile büyütülmüş bir genç kız olarak; ilk erkek arkadaşım olarak Berk’I seçtim. Ya da o bana çıkma teklifi etti ve boşta bulunup evet dedim, herneyse.
bize ögretilen her birimize uygun, hayatımızın aşkı olabilecek prenslerin olduğuydu. Bu bazen beyaz atı olan bir prensti ve karanlıklardan çıkıp gelecek, ve suni tenefüs yaparak zehirlendiğimiz elmanın öldürücü iksirinden bizi kurtaracaktı, bazen de bir kurbağa olacak ve biz onu opünce prense donecekti.
Benimki insandı, adı Berk. Kesin hayatımın aşkı prens oydu. Birkaç gün okul bahçesinde ogle arası birlikte tost yeme ritüellerinden sonra soganlı hamburger yediği bir gün prens beni öptü. Gözlerim yaşardı… nefesi leş gibi kokuyordu, çene yapısı kayıktı ve salyalarındaki hucreleri çıplak gozle gorebiliyordum. Işin kotü tarafi da beni öptu ve kurbağaya döndü. Uzerinde sigiller olan, vrak vrak eden uniformalı bir kurbağa. ‘vrak vrak’ derken, ‘karşımda duvar gibi duracak mısın gozde? Öpüşmeyi bilmiyorsan bu iş olmaz, bird aha gorüşmeyelim’ dedi. Bir daha gorüsmedik, hayatimın üçüncü ilk öpücüğünü ile hoşlandığım çocuğu bir kurbağaya çevirmiştim ve salyaları yuzünden o gittikten sonra kusmuştum. bir kurbağayı öperek belki prens yaratabilirdim ancak bir insanı öperek şanslıysam kurbağa, şanssızsam ökuz yaratabileceğimi keşfettim.

Ben pokemin seyredip taso biriktiren bir kizdım ve 15 yaşımda bir erkegin benden o dönemin stone henge’I Carmen Electra gibi olmami beklemesi çok saçmaydı. Sonra kiz arkadaşlarimla bu durumu paylaştım ve hepsi birden bana üzüldüler, ben hariç. ‘inanabiliyor musunuz, ağzı kokuyordu, salyalari öğğkkk. Bu mu şimdi öpüşme? Sonra bana bunlari bunlari dedi gitti’ dedim ve ağızdan ‘aaa, berk çok yakışıklı çocuk, nasıl kaçırırsın onuğğğ (gözlerde kalp var)’ cümleleri sıraladı. Ilk öpüsmemin ardından ilk terk edilmemi yaşamiştım ve kızlar hiç yardımcı olmuyorlardi. O gün aldiğim karar, bir daha birinden hoşlanırsam; onunla hamburger yemeyeceğim ve onu ilk ben öpeceğim. Zira hazırlıksız yakalanınca flaş gormüş tavşan oluyorum ve erkekler terk ediyor.

O zamandan bu yana bir çok kurbağa öptüm ve hiçbiri prens olmadı. Ben de gozümü gerçek prenslere dikmiştim ki prens William evlendi. Sonra baktım bu iş olmayacak, ben de atları sevmeye başladım.

Büyudükçe işler daha karmaşıklaştı.
Bir dönem etrafımdaki kız arkadaşlarımı taklit ederek yaşadım, erkek ilişkilerimde onların taktiklerini uyguladım, zira ben kendim oldukça bu iş zorlaşıyordu. Yuzde yuz olduğunuz kişiyi ortaya koyduğunuzda erkekler bunu istemiyor. Mesela rahatça cinsellikten konuşan bir kadınsanız, regl oldum diyebiliyorsanız, karşınizdakini once insan olarak group diyaloga geçiyorsanız, sürekli gülumsüyor ve olaya iki insan perspektifinden bakıp etrafınizdaki erkeklerle ‘bu bana yurüyor mu?’ kaygisi tasimadan konuşabiliyorsanız, rahat kiz oluyorsunuz.
Bunların tam aksini yapıyor, trip atıyor, evlenmek istiyor, karşınizdakinin surekli size yataga atmaya calisan bir avci oldugunu düşünüyorsanız ve bir surü şey, o zaman da kezban oluyorsunuz.
Bunların hiç birini yapmıyorsanız, ne olunuyor bunu bilmiyorum. Sanırım o zaman da gorünmez oluyorsunuz. Oha bu çok guzel birşey!

Kendimi bu kategorilerden birine ait hissetmemekle birlikte, çoğunlukla kadın cinsiyetinde sıradan bir insan olmaya çalıştım. 3 yaşında bir çocuğun ya da 40 yaşında bir adamın, 85 yaşında bir ninenin kolayca iletişim kurabileceği, hemen hemen herkese gülümseyebilecek, onlarla çekinmeden sohbet edebilecek bir insan.
Ve her gün sadece insan olmaya calıştiğim için saçma birçok olay yaşıyorum. Zaten bir cinsiyetim var biyolojik olarak, ben sosyal olarak cinsiyetsiz olmaya çalıştıkça neden problem yaşıyorum?
Şu kadin-erkek olayını fazla ciddiye alıyorsunuz. Siz ciddiye aldıkça en modern gorünen, açık fikirli dedigim insanlar bile birer tabu faresi oluyor.
Ben vajinasina vajina demekten çekinmeyen, regl olunca bunu saklama gereği duymayan, her iki cinsiyetle de çok rahat sohbet edebilen, gülmeyi, eğlenmeyi ve en önemlisi de sadece ‘şu an’I yaşamayi seven bir insanım.
 Ne av ne avcıyım. Çoğunlukla yani.
Erkeklerden de kadınlardan da hoşlanıyorum.
Ve rahatla, insanız dostum. Şu iki organı bu kadar hayatın merkezine koyma, az yukarıya çık; 1400 gramlık o et parçasınin daha işlevsel olduğunu kavrayacaksın.