19 Ekim 2014 Pazar

thank you all, but I'll pass

'make up your mind' make up your mind'
there it goes again.
the unknown whisper inside my head is murmuring this quote with an endless tune...
my days and nights turned red...
something inside me, actually inside my head shutting me down, holding my hands.
i fell like I am bounded. bounded but where?

'make up your mind' it says again.
but this one is different at the moment.
it started as a whisper then turned a scream now.
it's screaming and I am as deaf as a post to the other sounds around my daily boring life.

at first, I tried to fight with it on my own.
i created hobbies which were really silly, I spent my time with ridiculous habits.
I made friends, I made nonsense conversations.
I smiled, I laugh out loud, I talked without breathing.
people told me to being 'social' would be useful for my situation.
they told me 'it's gonna be ok'
'you are strong'
you can fix this
don't lose yourself, fight it.
it'll pass.
I am with you.
talk to me, talk to your friend, talk to doctor, talk to yourself.

hush!

they were saying those things, but i was reading subtext behind their thoughtful speech...
they told me 'hush'
they didn't really care about me. they always care about themselves.
I was depressed, I was sad which is not entertaining for them.
if you are good, everyone join you.
but if you are down, no one give an hand.
that's the rule of communication.
that's the fucking rule of communal life. 
this is the first, important rule of being fucking  human...
so they told me hush with the fancy sentences they've built for my own sake.

I hushed as well...
but the voice did not.

then I thought to go to a doctor.
I had money and money was the key.
if you pay for something, you own it.
I paid for my crazy mind to fix it.
I paid too much...
the doctor talked to me, he seemed thoughtful, too.
behind the curtain, I was just a costumer.
I bought words, I bought endless advices.
the thing what I've learned from therapies is passing on what you hear.
at the first moment of my first therapy, I figured out it was the most useless thing that I've ever done.
talking to a stranger is not the key of light at the end of the tunnel.
there is no light, just illusion...
advices create those illusions.
the man who you are talking about your problems is not a saver, he is a illusionist.
actually i didn't want to be saved at all.
i just wanted to be lost...

if you heard an advice from someone, people love to do it all the time, pass it on.
shake your confused head, smile at him or her, say 'yes, you are right' and pass it on, trust me!

I've met so many generous people.
they were always kind to me giving things.
they loved giving things to someone else what they need more than everyone.
like advice...

thank you all, but I'll pass.
be my guest!







yaşamak güzeldir


Hayatın bir kutsanma olduğu gerzekliğini hangi ölü söyledi? 
Hayat bir kutsanma değil, başınıza gelen en büyük lanet!
İşlemediğimiz suçların cezasını çektiğimiz mavi tavanlı bir hapishane ve bizler kendisine bahşedilen bir ömürü yaşayan üstün yaratılar değil, suçsuzken müebbete çarptırılmış mahkumlarız.  

Bu hayat bize birşey getirmeyecek. 
Geleceğimiz parlak, neon ışıklarla tünelin sonunda bizi beklemiyor.
Her nefes alışımız, kürek cezasına çarptırılan bir mahkumun beyhude çırpınışları. 
Doğumumuz, yaptığımız en büyük hata. Hatırla, doğar doğmaz yedin tokatı. Ve şimdi ömrümüz farkında olmadan bu hatayı düzeltmeye çalışmakla heba oluyor.
Düzeltemeyeceğiz. Tokatların sonu gelmeyecek. 
Hayat sana en iyi hook punch'ını hazırladı. Gard alamayacak kadar salak ve acizsin.  

Her birimiz belli bir raf ömrü olan ve hızla çürüyen yaratıklarız. Sözlerimiz kendi PR metnimiz, görüntümüz ambalaj kağıdımız. İlk günkü kadar taze olamayacağız. Genetiğimiz bozuk, zararlıyız. Binbir çeşit maskemizle, her gün olabilecek en iyi reklam filmimizi çekip yayınlıyoruz. Birşey olmak istiyoruz, arzulanmak istiyoruz. Sevilmek, zengin olmak, beğenilmek, iştah kabartmak istiyoruz. Vitrinimizi cömertçe süslüyoruz ama aslında kokuşmaktan öteye geçemeyeceğiz. bozuluyoruz ve son kullanma tarihimiz yaklaşıyor. Sonunda her endüstri ürünü gibi raftan kaldırılacağız. Satın alınsak da bir süre sonra eski bir eşya gibi kenarı atılacağız.  
Bu hayattaki en aptalca ilk şey bu hayat 
En aptalca ikinci şey bu hayatın yaşanmaya değer olduğunu sanmak 
En aptalca üçüncü şey ise bunları görmezden gelip hayattan zevk almaya çalışmak. 

Bana ölüm döşeğinde yüzünde tebessümle azraili bekleyen tek bir canlı göster! 
Bana ölürken boktan hayatını mükemmeleştirmiş, yaşamaktan zevk almış, acı çekmemiş tek bir insan göster! 
Ölene kadar yaşayacaksın. Ölüm anında, pamuktan bir kaç saniye önce kıçına giren son büyük şey ise aslında hiçbirşey yaşamadığın olacak. 
Tüm ömrün boyunca bokun içinde yaşadın. Giderken de o boku yanında götürmen için o pamuk. 
En büyük sıçış anına karşı tüm çıkışları kapatmak ve yegane mirasınla yol almak için... 
Tüm ömrün boyunca 'yaşam kutsaldır' diye geveleyip, kutsanmış, şahane yaşantının son yolculuğuna çıkarken yanına alacağın son yolluk. Verilen mesajı anlamıyorsun. 
Hayat ebenin kıçına vurduğu tokatla sana fragman verip, imamın götüne tıktığı pamukla son vuruşunu yapıyor.
Ölseydim daha iyiydi derdin yaşarken ama öldün, gülümse artık. 
Daha fazla birşey girmeyecek bir yerlerine!

yaşamak kutsal değildir, ölmek de kutsal değil...
var olmamak kutsal olabilirdi, ama varolmuş ve yaşamın türlü acısıyla boğuşup, ömrü akıp giderken hem bedeni hem de ruhu yaralar, kesiklerle dolmuş bir kişi için bu sadece bir varsayımdır.
yaşamak, müebbet bir ceza, yaşadıkça çekilecek bir ceza. 
neyse ki ölümlüyüz diyor insan. işte ölmek burada rahatlama getiriyor, çünkü sonrasında ne olduğunu bilmesen de ölmek bir beraat.
sonrasini da bilmek istemiyorum zaten. bilinçli olduğum ömrüm boyunca başıma ne geldiyse hep farkındalıktan geldi. us, hem yol gösterenim, hem de önüme engel koyup tökezletenim oldu.

hiç de yaşamak güzeldir saçma güzellemesine giremeyeceğim bu yüzden.
ölmek güzeldir demek gibi bir amacım da yok.
sadece hayatın bize ne getirdiği ortada.
boklu, paslı, acı ve gözyaşı ile düse kalka çoğunlukla dizler kanaya kanaya yol alınan bir yolculuk.
arada mutlu olunan anlar var fakat bana yeterli gelmiyor.
sadece anlamaya çalışıyorum' yaşamak neden güzel?'
herşeye rağmen yaşåmaya degen ne?
derken deliriyorum işte...
ilaçlar da yetersiz artık.
düşünüyorum, o halde varım diyor Descartes.
düşünüyorum, deliriyorum.
ne geliyorsa başımıza düşünmekten geliyor zaten.
insan düşünen bir canlı değil, sadece bir canlı olabilseydi benim için yaşamak daha güzel olabilirdi.
sonuçta bir ornitorenk hayatın acımasızlıklarının farkında değildir. ve onun perspektifinde bir ömur sadece dogmak, beslenmek, göç etmek, üremek ve ölmektir. acı çekmez, terkedilmez, üzülmez. 
dogar, yaşar ve ölür. öldüğünde azot döngüsüne karışır. 

sonlandiramıyorum yaziyı...
çünkü sonu yok, biliyorum...






18 Ekim 2014 Cumartesi

insanlar size anlatacak bir sıkıntıları yoksa, sizin sıkıntılarınızı dinlemek istemezler.
günün nasıl geçti sorusunu, kendi günlerini anlatmak istedikleri için sorarlar.
insanlar siz onları eglendirebildiğiniz surece yanınızdadir.
bir nevi televizyonsunuzdur onlar için.
eğlendiriyorsanız, sizi izlerler. 
sıkıcı olmaya båşladığınızda ise kanalı değiştirirler...

16 Ekim 2014 Perşembe

her gün tekrar tekrar aynı soru: değer mi?
ölmeye değer mi?
yaşamaya değer mi?

cevabı hala bulamadım.

yeniden soruyorum:
değer mi?

5 Ekim 2014 Pazar

iyi çocuk olmak

insanlara nasıl davranırsanız, sizden onu beklerler.
bir kişiye çok tolerans tanırsanız, hep tolerans bekler.
birinin her patavatsızlığını görmezden gelir susarsanız, o patavatsızlık yapmaya şevklenir, çünkü susacağınizı bilir.
birine elinizi verirseniz kolunuzu değil, komple tüm bedeninizi alamazsınız.
bir işi kendinizinmiş gibi başkasına yaparsanız, hep onu ister.
hep siz ararsanız, hep siz arayacaksınız demektir.
her çağırıldığınızda yardıma koşarsanız, bir kere koşamaya görün bakın neler olacak.
hep sakinseniz, bir kez sinirlenince çok olursunuz.
hep susarsanız, sürekli susmanız gerekecektir.
bir işi 10luk alırken, 15lik yaparsanız, 10luk almaya devam edersiniz. ama olaki 10luk yaptınız, o zaman işe yaramaz denecektir.
peki, siz bunları yaparken karşi tarafın size olan davranışı ne olur?
en nazik tabirle 'götlük'.
siz tolerans istediğinizde, tolerans yok.
siz el ver deyince, o el 'nah' işareti yapar.
siz aramadığınizda, kimse aramaz.
sizin yardım çağrıniz hep meşgule düşer.
siz sinirlenince, çekilmez biri derler.
siz susmazsanız, kimse dinlemez.
kısaca sevgili çocuklar, o büyürken uyutulduğumuz' iyi bir çocuk olursan, şirinleri görebilirsin' deyiminin orjinali aslında 'iyi bir çocuk olursan götleri görebilirsin'dir.

gözde'nin izban seyahatnamesi vol.6976493763641346

bu akşam işten çıkıp, hayatımda ilk defa bir vitrine dahi bakmadan eve gitmek istedim. olmadı, olamadı... 
işten saat sekizde çıktım, eve 11de girdim. neden? anlatayım.
iş yerim ile evim arası otobüs ile 35 dakika. 
işyerinden çıkıp otobüse bindiğim durak ilk duraktan bir sonraki. bu akşam ben, metro ile ilk duraga gidip, oturarak eve gitme hayali kurdum. 
popomu rahat ettireyim istedim. 
ne zaman metroya insem hep sağ mıydı sol muydu karmaşası yaşarım. 
bu sefer yaşamadım ve sağdakine bindim. ancak konak yönüne gidene değil, tam aksi yöne gidene binmişim. 
'neyse ya, oldu bir kere' deyip hilal denen aktarma durağinda indim. oradan yoluma izban ile devam edeyim dedim. 
yaklaşık 20 dakika bekledikten sonra izban geldi ve bindim. 

yine yanlış yön. 

bu sefer gittiğim yer bayraklı. bindiğim durakla arasında 3 durak falan var ve ben bu üç durak arasında uyumuşum. 
uyandığımda panikle attım kendimi izbandan ve şirinyerde olma hayali kurarken kendimi bayraklıda buldum. 
hala kendime olan sabrımı kaybetmeden, içime derin derin nefes çekerek karşı istasyona geçip buca yönüne gidecek olan izbanı beklemeye başladım. yaklaşık bir 20 dakikamı daha orada geçirdim. neyse ki geldi ve bindim. derin bir oh çekip, kulağıma kulaklığımı taktım, koltuğa kuruldum ve son kez aktarma yapacak olmanın keyfi ile genleştim. 

yine uyumuşum. 

uyandığımda gaziemir istasyonuna yaklaşıyorduk. inmem gereken duraktan neredeyse 3 durak sonrası. cinnet geçirmeyeceğim diye and içmişçesine o durak senin bu durak benim sabirla mekik dokuyordum resmen. 
yine indim, istasyondan çıkıp, karşı istasyona geçtim ve yine beklemeye başladım. bir 20 dakika daha. gelen izbana bindim, boş koltuk vardı oturmadım, kulaklığımı takmadım ki istasyon anonsunu duyayım ve yoluma devam ettim. 
tam güzelce ilerlerken, izban yavaşladı ve durdu. arızalandı kisaca... bir 25 dakika da onun arızasının giderilmesini bekledik. derken şirinyere vardım. son bir aktarma yapmam gerekiyordu.
 evime giden otobuse binecektim ve 15 dakika sonra evimde olacaktım. 
ancak olamadı zira kentkartımdaki bakiye bitmiş. 
yanımda para yoktu, en yakın atm çok uzaktaydı ve bunların hiçbirini yapacak kuvvete sahip değildim. zamanda yolculuk yapıp beş yaşıma gittim ve ağlamaya başladım sinirimden. 
sonra babamı aradım gel beni al diye. tam gel beni al diyecekken şarjım bitti. allahtan bulunduğum yeri söylemişim ilk. kızını tanıyor adam neyse ki. 
benim beyaz renault meganelı prensim... 
arabaya nasıl bindim nasıl indim hatırlamıyorum çünkü orada da uyumuşum. 
neyse ki babam evin yolunu biliyor. sonunda evdeydim. 
3 saat sonra... 
insanlar üç saatlik ulaşımla ülke değiştiriyor. ben işımden evime gidiyorum...

tanrıyı yüzeyselleştirmek


küçük bir çocuğun başını örtecek kadar yüzeysel midir Islam?
kadının saçinın telinin gorünmesini günah sayacak kadar yüzeysel midir tanrı?
ben Allah inancı olan, Islam dinine mensup bir insanım ve bunu söylemek beni mutlu ediyor. aidiyet duyduğum bu kavramı araştırmak ve öğrenmek de benim gorevim.
okudukça, araştırdıkça içinde bulunduğum topluluğun ne kadar da yanlış şeyleri 'iman, ibadet' adı altında yaşadıklarını görünce kahroluyorum. inandığını söyleyen insanların tutumları beni deli ediyor. inanmadığını söyleyen, kulaktan dolma bilgileri ile inandığım kavrama hakaret edenlerin cahilce hareketleri de. ilk emir OKU! inanıyorsan, bin kere, yüz bin kere oku. inanmıyorsan da oku ama lütfen oku be adam, be kadın!
Kur'an, sayfaları roman okurcasına karıştırılarak yüzeyselce okunup kapatılacak bir kitap değil. bir din kitabı olarak ele alıp, ön yargı ile okursan korkarsın. inançlıysan, ancak yine romanmışçasına okursan yine korkarsın. biri saçma der inanmaz, digeri yüzeysel öğrendiğinden korkar, cennete gitmek için inanır.
artık, yüzde yüz cahil olduğunu gördüğüm iki kesimden de tiksiniyorum.
bu fotoğrafa yapılacak iki türlü yorum da midemi bulandıracak.
biri inanmayan, modern çağın IQ'su ayakkabı numarasına eşdeğer olan ancak 'kendimi bir tanrıya inanmayacak kadar zeki hissediyorum' alt başlığında noron yoksunluğunu ufak imgesel makyajla düzeltmek isteyen, felsefi bir olguya mensup olduklarını zanneden cahil bilgiçlerin, islam, inanç konusunda kulaktan dolma bilgileri ile yapacakları salak eleştiriler.
diğeri, bu fotoğrafı görüp, güya Allah korkusu, güya müslüman olmanın farzları deyip, küçük küçük kız çocuklarının kafasını zorla örtecek olan osuruktan müslümanlar. silikon inançlılar. huri hayali ile sevap point kazanmaya and içmiş 'vermen için veriyorum' pagan inancının müslüman devşirmeleri...
birincisi salak, Kur'an'da başörtme diye apaçık belirtilmiş bir kavram yoktur. ortünme kavramı belli surelerde anlatılır ancak Kur'an, herhangi kesin bir giyim şeklini açıkça 'bu olacak'diye belirtmez.
Nur suresi 30'uncu ayet: Kul lil mu’minîne yaguddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum, zâlike ezkâ lehum, innellâhe habîrun bimâ yasneûn(yasneûne).
kelimelerin tek tek türkçe anlamlarını yazmayacağım açın ve bakın. ama ana temada diyor ki; mumin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, nefislerini-ırzlarını korusunlar, bu, daha temiz bir harekettir size. Şüphe yok ki Allah, ne işlerseniz hepsinden de haberdardır.
bir sonrasındaki ayette yani Nur suresi 31'inci ayette ise kadınlardan bahsediyor:Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli evit tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn(zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhel mu’minûne leallekum tuflihûn(tuflihûne).
biraz uzun diğerine gore, birçok kişi sifatı geçiyor. ancak ana temada, mumin kadınlar, haramdan sakınsınlar, iffetlerini-nefislerini korusunlar. båşörtülerini ziynet yerlerini örtecek şekilde omuzlarından göğüse kadar sarkıtsınlar. gizledikleri ziynetler bilinsin diye ayaklarıni yere vurarak yürümesinler falan diyor.
şimdi bu iki ayete de istediğiniz gibi yorum yapabilirsiniz. Kur'an öyle okunduğu gibi anlanan bir kitap değildir. bir nehir varsayın: uzaktan bakarsaniz yuzeyindeki suyu görürsunuz, biraz yaklaştıgınizda, çok az dibini gorürsunuz, ancak nehrin içine girerseniz onunla butunlesirsiniz. suyu hissetmek uzaktan bakmayla olmaz, dokunmak gerekir. Kur'an da böyledir. ben bu ayetin hemen hemen 15 farklı tefsirini okudum. daha da fazladır ancak güvendiğim din adamlarının çevirilerini okumaya çalışıyorum. ziynet yeri diye belirtilen yerle, saç, kulak, boyun, gerdan, el. örtme kavramı birçok ayette geçiyor. bu örtü, başı saran, ancak ısrarla saçlar görünmesin diye saçma bir vurgu yapmayan, omuzlardan göğüse dökülen bir ortü. şal gibi birsey yani. Islam'ın geldiği yıl 622. ilk geldiği coğrafya arap yarım adası. sıcaklık 50 derecenin üstünde. tüm coğrafya çölden ibaret. kum fırtınaları vs. ayrıca, medeniyetin, toplumsal yasal düzenin oluşmadığı bir yüzyıl, hırsızlık-tecavüz gibi toplumsal suçların hat safhada olduğu bir dönem. elle tutulur bir ortak düzen yok. klanlar halinde yaşanıyor vs. din ve kitap da bu duzeni olusturmaktan sorumlu. olusturuyor da. su an anayasaya nasil kizamazsak, buna da kizamayiz.
ataerkil topluma geçiş sonrası, en tehlikede olan canlının kadın olduğunu varsayarsak, bir din kitabının kadına yönelik bazı ayetleri barındırmasına şaşılmamalı. sadece kadın da değil, erkek davranışları, adab-i muaşeret kuralları, anne baba çocuk arası davranışlardan da bahseder Kur'an. kadının ziynet yerlerini ört demesi öcü değildir arkadaşım. hırsızlığin çok olduğu bir yerde, kadın gibi süsü ve süs objelerini seven bir canlı türünün sokaklarda altınlarla, elmaslarla dolaşması ne kadar sağlıklıdır? ve yürürken, bu ziynet eşyalarının çok sallanarak 'ben buradayım' dercesine ses çıkarması? yaşadığımız 21'inci yüzyılda bile sokaga cikarken takmaya korkar kadınlar, düşman çeker diye. değil ki birinci yuzyılda korkmayacaklar. kadın saçına, kulağina, eline, bileğine, boynuna süs eşyası takar. bunları takmak haram değildir ancak bunları göze sokmak, zenginlik ile fakir olana nispet etmek haramdır. olmayanı suça teşvik eder. bu yuzden ört der. tak ama gösterme. ha, fiziksel örtünmeye de değinir zira, altının hırsız çeker, kadın bedeni de hayasız. olayları yaşanan yüzyıla göre değerlendir, hemen 'ne yani adamlar bakmasın diye biz mi örtünmek zorundayız' deme. sene 622! kadınin herhangi bir sosyal ya da hukuksal güvencesi yok, hoş hala yok. neyse...
örtünmek bir ibadet değilm adettir. o donemde sadece kadinlar degil erkekler de ortünür zira cografya colden ibaret. kum fırtınasında kafanı örtmezsen kör bile olabilirsin. şimdi arabistana gitsen belki kum firtinası olmaz ama çole gitsen, kafanı ortmekten korkan sen mutlaka ortmek zorunda kalacaksın. cografya senden üstün çünkü...
Hz. Muhammed'in aile erkaninın kara çarfala gezdiğine dair tek bir hadis yok. ziynet yerini orten ortu var ama şimdiki modern zaman muslumanları gibi tesettur mantığinda degil. zaten ben anlamıyorum bunlar neyi nasil okuyor. ben o kadar okudum, bir kez olsun 'lan gunahmış, kapanayim ben' duygusuna düsmedim.
gelelim çocukların båşını örtmeye. bunda çok net birşey var, bir kız çocuğu zira ortünecekse bu yåş regl olduğu dönemdir. ortünme amacı da nefsine hakim olamayacak lanet erkek ırkının kıza zarar vermesinin önüne geçmek. yoksa kafa ortmek değil. çünkü o dönemde, çocukluktan ergenlige geçişle, giyimden suslenmeye de değişim olur. o çocuk artık taki takar vs. yoksa,ergenlige girmemiş bir çocuk zaten Kur'anda açıkça belirtildiği üzere günahsızdır, öldüğunde dunyadaki yaşantısından sorumlü sayılmaz. saftir!
çocuğun kafasını ortmek yok kardesim islam'da. bulan vara bana da gondersin. bu yasa tasarisini hazirlayanlara bakip da işte bunlar musluman, islam bu falan da demeyin. bunlarin benim inandiğim, sayfalarca okuduğum şeyle alakası yok.
ilk emir ile okuyun! kahretmeyin beni!