1 Eylül 2014 Pazartesi

ben gerçekten bu dünyada yaşamak istemiyorum.

anlamayacağım sizi, anlaşamayacağız.

etrafımdaki herkese sesleniyorum;

sizi çok sevdim ama şu an her birinizden tek tek tiksiniyorum.

çünkü sizi duyuyorum, siz konuşmadığınızda bile duyuyorum; bunu siz bilmiyorsunuz.
sizin aksini iddia ettiğiniz cümlelerinize karşı; içinizden geçen o her irinli cümleyi duymak ne kadar acı veriyor bir bilseniz.

benim hakkımda düşündükleriniz, yoldan geçen biri hakkinda düşündükleriniz, birbiriniz hakkında düşündükleriniz.
ve bunları düşünürken, ağzınızdan çıkan iki yüzlü cümleler...

içinizi benim gözlerimden görseniz, siz de tiksinirsiniz...
belki de tiksinmezsiniz...

bir fare yıllarını lağımda geçirebilir; siz de ömrünüzü o lağımdan aşağı kalır yanı olmayan bedenleriniz ve o bedenin içindeki foseptik düşüncelerinizle geçiriyorsunuz.

sizden tiksiniyorum ve gitmek istiyorum artık...

tedavi olmaya çalışmanın bir yararı yok; 'ben insanlara olan güvenimi ve tahammülümü geri kazanmak istiyorum' demiştim doktora. ne zaman kaybettiğimi bilmiyorum, sanırım kendimi tanımaya başlayınca size olan güvenim yok oldu. tedavi olmam gerekiyormuş, ilaç kullanmalıymışım. o ilaçlar beni düzeltecekmiş, herşey normale dönecekmış.
ufak bir hap ve ta ta ben yeniden sizlerin sadece ağzınızdan çıkan sözleri duyup, o şeker mi şeker cümlelerinizle size olan inancımı kazanacağım. 
bilmemek gerçekten mutluluk.
ama ben biliyorum.
ama bunun radikal bir tedavisi yok.
limitli, gramajı olan ve mümkün mertebe yemeklerden sonra alınması gereken uyuşturma yöntemi var.

hayir...

tedavi edilmesi gereken ben değilim şu an bunu farkediyorum.
sizin o irinli benliklerinizi tedavi edilmesi gerekiyor. 
zira siz beyninizi, ruhunuzu temize çekmedikçe; ben sizi siz konuşmasanız da duyacağım.

o renkli ambalajlarınızın hiçbir önemi kalmadı artık.
paketiniz açıldı ve ben en çirkin hali ile görüyorum sizi...

siz düzelemeyeceksiniz;
ben ilaçlarla beynimi uyuşturmak istemeyeceğim ve biz hiç anlaşamayacağız.