13 Ağustos 2014 Çarşamba

kazalı araba-kırık ayak


sevgili mörfi, 
sen bu yazdıklarımı okumuyorken ben sana yine de sövüyor olacağım.
hastaneye giderken bunu yapmak gelir mi bi insanın içinden ya? acı neler yaptırıyor...


geçen hafta, işsizliğimin bana verdiği karşı konulamaz yetkiye dayanarak öglenin o beyni kavuran sıcağında, püf ür püfür esen klimanin tam karşısında afedersiniz siesta yaparken, mutfak dolaylarından gelen telefonun sesi ile paralelden dikeye geçişim bir oldu.

o uykunun verdiği gevşemişlikle mutfağa koşayım derken, 27 yılımı geçirdiğim sevgili evimin nadide eşiği bana kendini hatirlattı. hemen hemen her gün farklı parmaklarımi çarptığım eşiğe bu sefer sol ayağımın serçe parmak komşusu olan adını bilmediğim parmağı çarptım.

bir çat sesi duydum.

koşmaya devam ettim.
arayan Greenpeace'ti. konuştuk, kapattım ve ilk adım...

hissettiğim acının tarifi yok. bir baktım, o ismini bilmediğim anonim parmak, dikeyden yatay pozisyona geçmiş. bildiğin serçe parmağın üzerinde yatıyor. ağrı da cabari...

'çıktı herhalde' deyip, bir güzel bir o yana bir bu yana oynattım ben onu. biraz dikleştirince acım daha da katlandı.

'oturmadı herhalde' deyip si minor'de kardeşime avaz ettim. ve sonrası hastane...

çıkmamış, kırılmış zaar. hem de utanmadan hem parmak kemiğinden, hem de tarak kemiği birleşiminden itina ile kırılmış.

acı bir yana, parmağın şekilsizliği bende bir gülme yarattı acilde.
doktor kırığı oturtayım diye, hepi topu 4 cmlik parmağı çekiştirirken, ben bir yandan sedye süngerini yolup, diğer yandan şuh kahkahalar attım acil servisin göbeğinde.

evet, yaptım bunu. canım çok acıyınca bir yandan ağlayıp bir yandan gülüyorum.
annem, babam, kardeşim ve acil servis erkanı bilmiyordu bunu elbette.

can kardeşim, kıyamam, ablasının acıdan şuurunu kaybettiğini düşündü sanırım; ben o acı ile kahkaha atarken, 'abla ısır bunu' deyip elini ağzıma soktu. şuurunu kaybeden bir tek ben değildim yani.

bir kahkaha daha attım, ama bu minik kardeşimin (minik lafın gelişi, buğday tenli Hulk'tur kendisi) sevimli tepkisineydi. kıyamam, o acıyla ısırsam koparacağım haberi yok:)

acildeki insanların 'lan deli mi bu acaba?' bakışları arasında alçı odasına giderken, babamın emekli amcalar gibi sürdüğü tekerlekli sandalye ile beni başka bir sedyeye çarpmasını ben anlatmayayım, siz hayal gücünüzü kullanın.

ayak alçıya alınirken de güldüm ama bu sefer gıdıklandığım için.
bir yandan 'daha fazla acımasın' ana temalı dua ederken, duanın en can alıcı yerinde küfür ettim. bayagı kallaviydi hani. ama cici Allah'ım sen olayı biliyorsun, affet.

acil servis maceramızın son olayı ise, sevgili babaciğımın ben acı içinde kıvranırken, alçılı ayağım ile selfie yapması...



ve ayak kırılalı bir hafta olmuşken, ben dün akşam o parmağı gittim, istesem uğraşarak dahi çarpamayacagım ince bir çikıntıya itina ile çarptım.

şüphesiz o; acıların ve sakarlığın en büyüğü...

Allah'ım beni ıslah et.
beni benden koru ne olur!

Not: ertesi gün moral gezisi adı altında Çeşme'ye götürdü ailem beni.
alışveriş için durduğumuz avm önunde, dısarda ailemi beklerken, yanımda soluklanan 55'lerinde bir amca beni ayak üstü oğluna yapmaya çalıştı.

şaka değil!!!
Geçmiş olsun girizgahı ile başlayıp iki hoş beşten sonra 'benim bir oğlum var, senin gibi minyon, guzel bir kız arıyorum ona. evi, arabası, şu kadar maaşı, askerligi, yakışıklılıği...' (vs..)
'benim başım bağlı beyamca' dememe rağmen, ısrarla babamlarla tanışmak isteyen amcadan bir yarım saat kurtulamadım. o sırada etrafımda tek bir aile ferdinin olmayışından dolayı korkup 'lan bu adam beni ya kaçırırsa, ayak da kırık koşamam' iç monologları yaşarken, 'beni aramışlar, ben bir gideyim, haydi görüşürüz amca kal sağlıcakla' deyip, tek ayakta sekerek avmnin içine girdim. annemler alışverişi bitirmiş çıkmış oysa ki...

onları kapıda görüp çıkarken, bir baktım bu amca yanlarında.
hayatımın sıçış korkusu... ya babam öğrenirse?

neyse, ben hiç adam tarafına bakmadan doğruca arabaya geçerken annemler de beni izledi. arabaya binince annem 'Gözde'cim, kapının önünde bir adam oğluyla telefonda konuşuyordu.
-"tam sana gore bir kiz, senin kategorinde, minyon, güzel. moda tasarımcısıymış, buca'da oturuyormuş." diyordu. sanki seni tarif etti gibi' dedi. o anda yaşadığım korku ve utanci anlatamam.

'hee, kem küm, deli amca ya, bla bla, beni bulurlar hep zaten, kategori mi at mıyım la ben' diye saçmalarken;

sevgili Einstein'ın ters reenkarnesi kardeşimin 'yeaaa abla yeaaa, kazalı araba gibisin, kaporta kırık ama her koşulda koca adayı bulabiliyorsun kendine ayak üstü. pes valla abla, bu ne cazibe ehieihiehekkekalkea' diye saçmalaması ortamı yumuşattı. neyse ki babam çok üzerinde durmadı ve konu kapandı.

bir ayak kırılıp bunca şey mi yaşanır, evet yaşanır.
mıknatıs gibiyim, çekiyorum.

Çeşme alçılı hiç güzel değil.
ayağımda alçi, kumun içinde çok morallendim. yurürken kelebek gibi sektim.
hele ki o kumların alçidan içeri girip beni tatlı tatlı kaşındırması yok mu? yıkamak da yasak.
oh la la

bir de güneş var. sanırım alçılı kısım ile alçısız kısım arasında bir renk farkı yarattım ama şu an muamma. alçi açılınca kosla vanish reklamı virali olan bir bacağım olabilir.



siz siz olun, evinize eşik yapmayın.
hadi eşık yaptınız diyelim, o zaman benim gibi sakar bir çocuk yapmayın.
onu da yaptınız bir kaza oldu diyelim, onu sevin o zaman.
sakar makar ama iyi çocuktur o.



3 yorum:

  1. çok gecmiş olsun, yazıyı okurken bir üzüldüm bir güldüm şuan ne hissediyorum bilmiyorum:) umarım kısa zamanda alçıdan kurtulur eski halinize geri dönersiniz... sizin dönüşünüz de muhteşem olur muhtemelen :) kendinize dikkat edin...

    YanıtlaSil
  2. merhaba:) ayagimdan alci cikti. ilk alci cikti, yerine ikincisi yapildi zira yanlis yapilmis :D gecen hafta da ikinci alcidan kurtuldum, su an ayagim iyi gibi duruyor. artik hayatima yamuk bir parmakla devam ediyorum. :D guzel temenniler icin tesekkur ederim. bir daha kirmam umarim :D

    YanıtlaSil
  3. selfie pozunda koptum desem yeridir:D çok geçmiş olsun adaşım, geçmiştir tabi artık uzun zaman sonra okuyabildim bu kez...

    YanıtlaSil