27 Temmuz 2014 Pazar

ben senin yaşındayken...

'ben senin yaşındayken...' dedi adam;
adam diyorum mecaz yapıyorum.
yaşına hürmeten falan demeyeceğim, zira bende yaşa değil zekaya hürmet vardır.

benden yaşça büyükmüş, yaşanmışlığı çokmuş, deneyimi benden fazlaymış... bla bla. bana bunlarla gelmeyin.
zira bunun tek ve en rasyonel sebebi sizin ebeveynlerinizin benim ebeveynlerimden önce sevişip sizi yapmış olmalarıdır.
biraz zorlarsan o nadasa bıraktığın beynini anlarsın dediğimi. arada bir zorla, zira alzheimer kapıda...

neyse, 'ben senin yaşındayken... 'diye soze girdi adam.
arkadaşımla kafede oturmuş, sohbet ediyorduk; iki kişi zuhur etti yanımizda. biri bu adam digeri hoş bir kadın. arkadaşimin arkadaşıymiş, oturalım mı dediler, olur dedik.

gayet güzel bir sohbet dönüyordu, ilk bakışta yaşından, kariyerinden etkilenmiştim; yalan söyleyemeyeceğim.
bu etkilenme öyle bir duygusal etkilenme değil, yaptığı işleri anlatınca takdir ettim.
kendini bana anlattığı -ki muhtemelen evde çalışılmış- kendi ağzından dökülen biyografisi ile ilk bakışta etkileyici bir 40'li yaş insanı canlandı gözümde. sonradan gerçekleşen içsel epifanimde, bu cümleleri benim yaşlarımda hemen hemen her kıza, onları etkilemek için kurduğu fikri doğdu.
beni etkilemeye çalışması normaldi.
peki, etkilenir miydim? orası şüpheli, zira kişisel standartlarıma uymuyor.
ama takdir ederdim, sevebilirdim, saygı da duyabilirdim.
ama bunların hiç biri gerçekleşmedi. çünkü kendini kaptırdıği o 'olgun ve cebi dolgun erkek' paradoksunda, şişkin egosu ve şişkin kaslarına ters düşen sönük beyin fonksiyonları bende tiksinme duygusunu tetikledi.
mesele şişkin olmaksa, sufle de şişkindir.
ama benim iştahım kabarmaz, midem bulanır.
bilemedi...

sonra devam etti; 'ben senin yaşındayken, şöyleydim, böyleydim, böyle yaşıyordum, şöyle şahane bir hayatım vardı. bir kadın gidiyor, bir kadın geliyordu, şöyle para kazanıyordum, böyle işler yapıyordum...bikbik vikvik' şimdiki zamana geldi, hala ayni bekar ve mukemmel hayat. öyle bir anlatıyor ki sanki Hollywood yildizı... ama yeşilçam'da gazoz bile olamaz...

ana temasına deginerek yazdığım o monologu bana aksettirirken yüzüne takındığı o çok bilmiş havası, yılların ona kattığı birikim, bu birikimle ters orantılı saçlara bakmaksızın hala kendinde bir karizma olduğunu varsayan kaybedilmiş şuur...
aslinda kaybedilmiş bir şuur değil onunki, hiç sahip olmamış ona.

tüm o ilk baştaki aura silindi ve yerine ustalık önemi denebilecek bir dönemde, değil usta çırak dahi olamadan hayatının 40 küsür yılını boş bir beyin ve dolu bir cinsel organla geçirmiş bir adam şekillendi gözümün önünde...

sohbet, adamla aramızda bir soğuk savaşa dönüştü.
o bana laf soktu, ben ona.
o bana küçük kiz çocuğu muamelesi yaptı, ben ona yaşlı bunak.
yaklaşık 2 saat süren sohbette, birbirimizi gırtlaklamadığımız kaldı.
arada yanındaki arkadaşını da azmettirmeye çalıştı, kadın yemedi. dalga geçmek istedi, yandaş bulamadı.
olaydan bagımsız iki arkadaş ortamı ısitmak için çok çabaladılarsa da olmadı. onlara yazık oldu.
bu arada masadaki en 'olgun' şahıs kendisi, yaşça yani.
onun yanındaki arkadaşı 30'lu yaşlarda, benim arkadaşım da benden iki yaş büyük.


sohbetin sonuna dogru, bende ilk etapta içte oluşan tiksinme duygusunun mimiklerime yansıması rahatsız etmiş olacak ki, şöyle bir geri çekildi ve o masada bana karşi sergiledigi o olgun erkek karakterine ölümcül darbeyi indiren altın vuruşu yaptı:

kadında yaş çok önemlidir. 20'li yaş kadınları hala çocuk bana gore, zira sen de. sana tüm söylediklerim pek birşey ifade edemez şimdi, anlayamazsın zira yaşın çok küçük daha toysun, çocuksun.... bikbik vikvik... büyümen lazım...

sonra ben devam ettim;

ben senin şuanki zeka yaşındayken, ki biyolojik olarak 3 yaşıma tekabül ediyor, o zamanlarda benim hayatımdaki en mühim şey altıma sıçmamaktı. görüyorum ki sen şu ulåştığin 40'li yaşta, andropoz kapındayken, kafanda iki tel kalmış saçına bakmadan, benim yaşımdaki zamanından bu yana karakterine gerisin geri ket vurarak hayatını hiç etmişsin ve bu proses hala sürüyor. ben biyolojik olarak üç yaşımdayken sıçmamayı ögrenmiştim altıma, ama sen biyolojik yaşın 40 küsür olduğu halde altına sıçma evresini daha geçememişsin. dön ve hayatına bir bak; dikili tek bir şey hariç hiç birşey yok. o dikili şey de senin 'saplığın.' şu saatten sonra, bu kafa bedenine ağirlık yapmaz, zira beynin 3 gram degil, ama hayatina yaptığı ağirlık ortada. boşsun, teksin, hiçsin.
olgun olmakla çürük olmanın nüansını kavrayamamışsin. sen olgun değil çürüksün ve çürükleri kimse sevmez.

sohbet burada bitti, bana bir iki kem kum sesinden öteye gidemeyen laf sokma girişiminden sonra yanındaki arkadaşina; 'hadi kalkalım,çoluk çocukla vakit ge çirdik' dedi.
son darbe de arkadaşindan geldi; çocuk dediğin kız seni lafla dövdü. bence de kalkalım zira yaşlısın; kalp krizi gecirmenden korkuyorum...


siz sevgili yåşı büyükler, size bilal'e anlatir gibi anlatıyorum;
yaşça büyük olmak bir insanı 'kamil' yapmaz.
cinsiyetin erkek olması da insanı 'adam' yapmaz.
proteinlerinizi ihmal etmeyin, ilerleyen yaşlarda lazım olacak.
sonra yok ben duymadım, aman bana niye böyle dedin de demeyin.

hadi öptüm.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder