8 Nisan 2014 Salı

dertli yazı

çok fazla şey var anlatmak istediğim, çök fazla cümle var kurmak istediğim...
olmuyor, hep içimdeki o sukunet bekçisi ses fısıldıyor kulağıma 'yapma'...
oysa etrafımdaki insanlar aynı mı?
onların da sukunet bekçileri benimki gibi kontrolü sağlıyorlar mı?
sağlamıyorlar...

konuşmayı severdim önceleri, şimdilerdeyse sadece dinliyorum...
her girdiğim ortamda susuyorum, biraz daha fazla...
insanları daha fazla dinledikçe, daha da uzaklaşıyorum onlardan çünkü ağızdan çıkanlarla, eyleme konulanlar arasında dağlar kadar fark var.

ya olduğum gibi görün ya da göründüğün gibi ol diye fısıldıyor kulağıma Mevlana, geçmişten gelen puslu bir ney sesiyle...
bir tek ben duyuyorum, oysa diğerleri çift kişilikli cümleler kuruyorlar...

insanlar beni hep yanıltıyor. ben söze inanırım, bana karşımdaki kendini nasıl ifade ederse, o şekilde kabul ederim o kişiyi...
ama her seferinde eylemde farklılaşan insanlar görmekten yoruldum.
ya dediğiniz kişi olun, ya da davrandığınız kişi...
dediklerinizle yaptıklarınız tam bir tezat, kafam karışıyor sizin her cümleniz ve ardından gelen her aksi hareketinizle...

cümleleriniz hep 'ben' ile başlıyor.
siz cümlenizi her bitirişinizde benim karşımda erdemli bir insan oturuyor.
sonra tavırlar giriyor devreye, cümlelerin tam tersi yönde...
erdem sınifta kalıyor.

sizden mukemmeli oynamanızı istemiyorum, olamazsınız-olamk zorunda da değilsiniz.
ama karakter tezinizi masaya yatirırken, süslü cümlelerle kendinizi allayıp pullamayın.
endüstri ürünü değilsiniz, janjanlı sloganlara, kusursuz karakter formülüne ihtiyacınız yok.

siz böyle yapınca, sizi gerçekten birşey sanıp hayran oluyor, sonrasında tavirlarınızla karşılaşınca tarifsiz bir hayal kırıklığı yaşıyorum ben.

kendinize karşı o kadar iki yüzlüsünüz, o kadar yalancısınız ki; yanıltıyorsunuz beni.
yoruldum artık A deyip, B gibi davranan insanlardan...

herkesin kendince bir doğrusu var, eyvallah.
herkes kendince erdemli, ona da tamam.
hepiniz ahlaklısınız, aferin.
hepiniz en iyisini bilirsiniz, amenna.
hepiniz mükemmelin yansımasısınız, hay hay.

ama hareketleriniz öyle değil...

size baktıkça eski şampuanım geliyor aklıma...
reklamda öyle ipeksi, öyle ahenkle dans eden saçlar vardı ki, aurasına kapılıp kendimi markette bulmuştum. farklı ambalajı, dikkat çeken sloganı, mukemmel ipeksi saçları vaad eden formülü...

ilk yıkamada keçeye döndü saçlarım... ilk yıkamam son yıkamam oldu. aldığim gibi çope attım...

işte siz, o süslü cümleler ile her konuşmada kendinizden bahsettikçe, ben o reklamı izliyorum size bakarken.
ama biliyorum ki ürün reklamı kadar mükemmel değil, ögrendim artık.

kendinizi yüceltmek en dogal hakkınız, ama bunu yaparken sozde kalmayın.
sorununuz bu sizin.
ben sozünüze inanıyorum çünkü, sonrasında ise o reklama aldanıp parasını saçını keçeye çeviren şampuana veren kız gibi hayal kırıklığı yaşıyorum.

bu herkes için geçerli etrafımdaki. sözünüz neyse, tavrınız da o olsun.
siz yine mükemmel olun, ama olun be gerçekten...



1 yorum:

  1. Sizin alınız al inandım
    Morunuz mor ınandım
    Tanrıniz büyük amenna
    ...
    Ama sizin adınız ne
    Benim dengemi bozmayınız...(turgut uyar böyle diyor, bence bu yazınızla onu destekliyorsunuz...)

    YanıtlaSil