24 Temmuz 2013 Çarşamba

dünyadaki her bir insana düşen karınca sayısı 1 milyonken bana o kadar öküz düşer. 
dunyadaki tum okuzler ile beşik kertmesiyim ben.
bazen yaşåm alanımın Penrose merdiveni olduğunu düşünüyorum. 
etrafı öküzlerle sarılı bir Penrose Merdiveni...
saatin dönme yönünde bakıyorum ki hep indiğim izlenimine kapılıyorum. ve hiçbir şekilde zemine varamayacak olduğumu bildiğim halde, o etrafımı saran öküzlerin arasına düşme korkusu sarıyor gereksiz hayal dünyamı.
çok mu üç boyutlu bir hayal dünyam var?
aksine hayal dünyamı bu denli sersemleten gerçek dünyamın içindeki iki boyutlu ve tek hücreli aktor ve aktrisler.
bazı insanlar var çevremde, onlar konuşurken dalıp gidiyorum uzaklara.
her şey yavaşlıyor, sesler boğuklaşıyor.
yavaş yavaş açılıp kapanan ve her açılışında uzayan salyaları ile ağzının içinde bir hipopotam taşıdıklarını düşündüğüm bu insanlara bakar ve onları o sırada dinlemezken kulaklarımda farklı tonlamalarla çınlayan 'mö' sesleri, 'acaba hem insan, hem hipopotam hem de öküz birleşimli metamorfozik bir canlı olabilir mi?' sorunsalını taşıyor beyin hücrelerime.
hiç cevaplamaya da çalışmıyorum zira karşımda gördüğüm şey tamd a bu sorumun hayal ürünü bir yanıtı niteliğinde...

şu sıralar içinde bulunduğum işsizlik hali beni daha bir soyutlaştırıyor bu insanlardan.
çünkü asosyalliğimin zirvesinde bir yaşam sürüyorum ve muhattap olduğum bu canlıların sayısı bu denklemde en aza iniyor.
mutlu oluyorum...
sonra birden aklıma dönen bir çarkta seyahat eden herhangi biri olduğum ve yakın zamanda istemesem de bu çarkın bir dişlisine sabitleneceğim geliyor aklıma ve sonrasında da o dişlide yer alan bu canlılara muhattap kalacağım.
reddediyorum ama sistem bu reddedişi sallamıyor maalesef...
sonra gelsin başka başka üzerinden hayallere dalıp, her konuşmalarında mö sesleri duyacağim insanlar.

sizi böyle tanımlıyor oluşuma alınmıyorsunuz değil mi?
alınmayın zira bunlar benim kişisel hayallerim.
ama bendeki hal böyle...

yavaş yavaş görüyorum ki etrafımda beni seven insan sayısı azalıyor. kimileri fazla inatçı, ısrarla benim normale döneceğimi ve içinde bulunduğum bu hezeyandan kurtulacağımı, hiçbir depresyonun baki olmadığını, bir gün benim de çicekler böcekler yuppi şeklinde nidalar ilebir sevgi pötürcügüne dönüşeceğimi varsayıyorlar.
aslında amaç benim iyi olmam değil.
onların beni iyileştirmek için çabalayıp, başardıktan sonra ben ile övünmek istemeleri.
şekerim, ben bu halimle kendimin en normaliyim.
ama senin ayakkabılarını giyip, senin derinin içine girince, o kadrajdan görünen kaybolmuş bir benlik.
çünkü sen fazla bulunmuşsun.
kazık çakmışsın toprağa, benim uçuyor olmam garip geliyor sana.
düzeltmeye ya da psikolojik destek vermeye çalışma bana.
kendini iyi hissedeceksin biliyorum ama benim uzerimden hissetme bunu.
git hayir falan işle ya da sakız çiğne.
iyiyim ben...
bu arada tükürük bezlerini de tebrik ediyorum, iyi çalışıyorlar.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder