23 Haziran 2013 Pazar

bir ben var bende, ben de bilemiyorum

okuyamıyorum uzunca suredir.
sevmedim ben bu kendi ayakları uzerinde durma ayağını.
kendi ayaklarım değil ki uzerinde durduğum.
emir altında debelenen bir garip insanım.
bu hayat erken yaşta panik atak yaptı beni.
bazen uykumda bile mesai yapıyorum, ücret talep de edemiyorum. sigortam da ödenmiyor kesin... ama engel olamıyorum ki buna.
dünyada milyarlarca insan, bunlarin içinden çocuk ve yaşlıları çıkar, geri kalanlar çalışıyor. bir de zenginleri çıkar tabii, onlar da çalışmayanlardan.
benimle aynı kaderi paylaşån milyarlarca insan var ve ben neden yalnız hissediyorum bir türlü çözemedim.\bir de kendi ayaklarım üzerinde durduğum bu ayaklar akşam benim ayaklarıma hiç benzemiyor gün içinde şişince...

iş hayatı beni durgunlaştırdı. en sevdiğim üç şeyi elimden aldı. biri kitap okumak, diğeri okuduğum kitabın üzerine uzunca düşünmek ve saçma yazılar yazmak.

artık rahatçå saçmalayamıyorum bile.
ben hangi ara bu hale geldim?

sigortam da yeni başladı ödenmeye, bir ruh doktoruna gidemedim bu süre zarfında, yazı da yazamadım.
uyku desen, hiç yapmıyormuşüm gibi. bir yatıyorum, 6 saat sonra kalktığımda sanki uyuyan ben değilim.
onu da sömürüyor birşey, ama çözemiyorum.

ülke de karıştı şu son bir ayda.
kafam karışık, ülke karışık.

birimiz düzgün olsaydık ya...
ülkem hücrelerini onarıyor.
insanlarım çok cesur, umut ışığı var. mutlu oluyorum.
en azından birilerinin kafası karışık değil, onlar mantıklı davranıyor da benim gibiler de hayata tutunuyor onların sayesinde. ama ülke hala karışık.
hepsine aşık oldum şu ara, bir gitsem yanlarına boyunlarına sarılacağım.
ama gidemiyorum zira çalışıyorum. bak yine döndük başa.
çalışmıyor olsaydım da gidemezdim büyük ihtimal çünkü param olmazdı.
hoş şimdi de yok, hala maaşı alamadık.
bu arada ben de asgari ücret lobisinin bir ferdiyim artık.
viva la az ücret çok iş!

kafam ciddi karışık, bir cop yesem kendime gelirim belki.
ya da biraz daha biber gazı koklasam açılır cigerlerim.
olmadı soğuk bir toma suyu beni kendime getirir.

devlet vatandaşını diri tutmak için onca çaba harcarken, biz ne yapıyoruz?
ayip yapıyoruz bu hizmetlere.
devletin de bağırsakları karışık. düğumlenmiş, biraz kabız var üzerinize afiyet.

benim kafam hala karışık

neden çalışıyorum ki ben?
neden vergi odüyorum daha tam kazanmadan?
patron neden bu kadar zengin?
neden benden daha fakirleri var?
neden zaten adam akıllı hiçbirşeyimiz yokken bir de haklarımızı alıyorlar elimizden?
neden hiçbir yerde özgür değiliz?
neden egolar kibirler havada uçuşuyor?
neden herkes kendi dünyasının diktatorü?
neden asgari ücret bu kadar az?
neden tatmin olamıyorum ben bu hayatta?
neden telekinezi yapamıyorum?
neden dolunay da bizi dolduruşa getiriyor
ve neden havalar bu kadar sıcak?

kafam ciddi karışık.
iki gün önce yeni bir aydınlanma yaşadım. kendi kendime aydınlanmalarım vardır benim. ilk aydınlanmami lisedeyken yaşamıştım. üniversite sınavına girdiğim dönemde, aslında bir yarış atı olduğumu anlamamla alakalıydı. ama ben midilli kategorisindeyim, boy da kısa çünkü...
neyse iki gün evvel ölumden korkmadığımı kesin bir şekilde kavradım. kendi kendime korkularım ile yuzleşmek gibi bir hobim var. mesela polis korkum vardı, geçenlerde meydanda yuzleştim ve geçti.
ölümle yuzleşmek gibi bir ayrıcalığım olmadı, belki daha ölecek durumda olmadığim için de atıyor olabilirim ama şu sıralar korkmuyorum. şu an azrail gelse ufak bir irkilme yaşarım ama şu an odaya annem de girse aynı irkilmeyi yine yaşårım. bir anlık boşluktan kaynaklanıyor yani...

annem de kapıyı çalmadan giriyor...

ölümden korkmamamın sebebi sanırım binlerce yıldır insanların ölüyor olması. kötü birsey olsa ölmezlerdi. bu dünya üzerinde yaşamış milyarlarca insan, farklı şeyler yapmış olsalar da hepsinin yaptığı tek ortak şey ölmek. bir de doğmak var, bak ışte bundan harbiden korkuyorum. bir kere başıma geldi, ikinciyi inşallah yaşamam.

ikinci bir ergenlik hallerinde de olabilirim. herşeyin mantıksız gelmesi, ölmek istemek, surekli bir protesto hali, annenin odaya girmesine takmalar falan. sivilce yok ama...

konu nereden nereye geldi, kafam işte böyle karışık. burada yazarken biraz daha düzenli olmaya çalışıyorum ama düşündüğüm zamanlarda kafamın içinde ayni anda konuşan sozcükler var ve hepsi farklı bir konudan bahsediyor.

bir de disleksi. tersten yazıyorum, tersten okuyorum, harflerle rakamları karıştırıyorum, konuşürken takılıyorum, arada kekeliyorum. kendi kendimin doktoru olarak teşhisim bilimsel anlamda disleksi, belki de değildir-ki değil. ama Gözdesel anlamda tam bir mallık doktorası yapıyorum.

kafam harbiden çarşamba pazarı gibi.

bildigim tek birşey var, en azından kendi içimdeki diğer Gözde'ler ile mutabakata vardığım tek şey şu an yaptığim, olmaya çalıştığim her ne ise aslında o benim istediğim şey değil.
siz bu cümledeki gizli özneyi bulun bir zahmet.

ben olmak istemediğim şeyi az çok biliyorum ama benim sorunum bunu olmamak için ne yapmam gerektiğini bilememek.
o kadar alışmışız ki rutine ayak uydurmaya, sanki sistemin benim için ozel tornasında hazırladıği halkadan çıksam, şu an olduğumdan daha bir boşlukta olacakmışım gibi geliyor.

olamama hali...

olamadım ben be baba, niye yaptınız beni?
kafası karışık bir çocuk var elinizde, oturup televizyon seyretseydiniz ya da tavla oynasaydıniz ya o gece.

maaşımı da alamadım, kitaplar da bitti.
ülkede protestolar var, ben gidemiyorum.
pasifim her daim,
sevgilim de uzaklarda.
şu an uykum var, en yakın ve mutlu edici şey olarak. ama uyusam da uyandığımda yine uyumamışlık hissi ile kuduracağım.

en iyisi bir sigara yakayım ben.

sigara da bitti...
kafam hala karmakarışık...

3 yorum:

  1. sizinle kitaplarımı paylaşmayı isterdim....belki olur bir gün, kim bilir...

    YanıtlaSil
  2. isimlerini paylaşåbilirsin, belki içinde okumadıklarım vardır ve şu sıralar çok da makbule geçer:)

    YanıtlaSil
  3. yorumunuzu geç gordugum için kusura bakmayın,burdan iletişim gecikmeli olabiliyor.kitaplarım aslında kafa karıştırıcı kitaplar isimlerini tabiki paylaşırım ama hangi birini yazıyım karar vermek zor. yazar olarak gitsem daha kısa olur belki,kitaplarım arasında olmayan ama istediğiniz bir kitabı hediye olarakta alabilirim ama hediyeleri sevmiyorsunuz;) oğuz atay başta gelir, nazım hikmet,turgut uyar,cemal süreya,virginia woolf, murat menteş, küçük iskender, gabriel garcia marquez,
    yusuf atılgan,umay umay, vs...şuan evden yazmıyorum aklıma gelenler bunlar,daha detaylı bır maıl atarım isterseniz tum kitap isimlerini...

    YanıtlaSil