22 Nisan 2013 Pazartesi

ornitorenk olsaydım herşey daha anlamlı olacaktı...

toz bulutuyduk ya biz bir zamanlar. ne ara bu kadar karmaşıklaştı herşey?
patlamalar kötüdür. hangisinden iyi birşey çıkmış ki Big Bang'den çıkacaktı?
rolünü benimsemiş fanilerin kendi kendilerini kandırma ritüelleri 'iyi ki yaşıyoruz'larla başlayan alt metinde bu dünyaya ana avrat söven ancak bunu söyleyecek cesareti cümleleştiremeyen nutuklar. 
hayat yaşamaya değer diyor bazıları da, evet değerdi eger sen ya da ben olmasaydık. mesela ornitorenk olsaydık degerdi. 
farklı olurduk bir kere, yine memeli olurduk mesela ama gagalı da olurduk. 
bir alternatifimiz olurdu çoktan seçmeli misali. 
hem gagalı olmak iyidir. 
burnumuzu ota boka sokmazdık mesela o zaman. 
'yaratılışımız böyleymiş, konuşalım', 'yok yok konuşmayalım konuşur gibi yapıp kelime sıçalım' demezdik. biliyorum böyle demiyorsunuz ama siz konuşunca ortalık metan gazı doluyor vesselam. kabul edin ağız ishaliyiz hepimiz. konuşuyoruz da ne oluyor, ya da düşündük de ne oldu. düşünüyorum o halde varım'dan 'mehmet varım diyooorrr'a mutant bir nesil olduk. sadece varız, düşünmüyoruz yani...

neyse, ornitorenk olsaydık şayet evet tipimiz biraz garip olurdu. ama biz aynaya bakmaya alışmış bir türüz, kendimizi böyle görüp bize benzemeyenleri garipsiyoruz haliyle. o zaman aynaya bakmayacağımızdan mütevellit tipimizin garipliği pek de umrumuzda olmazdı. hem tipimiz garip olsa ne olacak? söyleyeyim, Marilyn Monroe ölmeden önce ve hatta öldüğünde bile taş gibiydi. ama şu an herhangi bir elmanın içerisinde yaşayan kurtçuğun bir parçası. hatta milyonlarca kurtçuğun... kısacası guzellik kurtçuklarla tanışana kadar. sonrası ekolojik döngüye tabii. 

sonra elektrik döngüsünü algılardık. hani esra erol'da diyorlar ya 'elektrik aldım, elektrik alamadım' diye. peh, palavra... esas ornitorenk olsaydık bak nasıl alırdık o elektriği karşı taraftan. o zaman nice izdivaçlar yelken açardı nikah masasına. 

insan dışında herhangi mükemmel bir canlı olsaydık şayet, hayat o zaman yaşamaya değer olurdu. çünkü o zaman ne hirs olurdu, ne kavga, ne patirtı. yani hayvanlar da kendi aralarında hırlaşıyorlar ama o tamamen onların doğası. yaşadıkları ekolojinin verdiği doğal bir yetki var, güçlü olan mertçe kazanıyor. şımdı kalkıp da geyik avlayan aslana kızmanın hiçbir manası yok. aslan aç olmadığı sürece zarar vermiyor, ama acıkınca gözü kararıyor. ama insan? her zaman ezme derdinde. amaç tamamen duygusal, her hirs, yapılan her kötülük tamamen içgüdüsel bir hıyarlıktan kaynaklanıyor. 

ornitorenkler çok güzel yaşıyor. keşke ornitorenk olsaydım da adımı birçok insan ikinci kez telaffuz edemeseydi. yaşam alanıma zarar vereni zehirimle oracıkta gebertseydim, hem suda hem karada yaşayabilseydim. keşke günde 10 saat başka bir adamı zengin etmek için çalışacağima, bu sure zarfını yemek arayarak geçirseydim. ekmek derdim o zaman gerçek olurdu. şimdi yaşadığım kendim için ekmek derdi değil, bir başkasının pasta derdi. marie antoinette'nin kurtçukların kemirdiği küçük kulakları çınlasın. tabii giyotinle kesilen kafası bedeniyle aynı mezara defnedildiyse... defnedilmediyse de büyük ihtimalle kargalar kemirmiştir. o zaman kargaların midesindeki minik kulakları çınlasın. 

yahu, bu boktan hayatın neresi yaşamaya değer biri bana kanıtlarla izah etsin. en iyi yaşayanımız bile ki bu kıstas tamamen para ile doğru orantılı, bence onlar da farklı bir bokun içindeler; hayat ne şekilde olursa olsun kof. gereksiz hareketler topluluğu, evreni kirletmek için hunharca ömur tüketen insanların çöplüğü. 

toz bulutyken iyiydik, gerçekten de patladık ama fark eden yok... 
ornitorenklere çok özeniyorum, onlar için hayat harbiden yaşamaya değer...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder