29 Mart 2013 Cuma

rakımsız

yazma ihtiyacı duyuyorum sürekli.

içimdeki cümleleri ses telleri ile buluşturamadığımdan, onları kalem sesi ile törpülüyorum.
etrafım insan dolu, ama önemli olan o insanların ne kadar dolu olduğu...
bazen beden çöplüğünde yaşıyormuş gibi hissetmem hep bu ruhsuz, robot insanlardan.
zemin o kadar kaygan ve yumuşak ki, hangi insana hangi adımla yaklaşacağımı kestiremez oldum.
vıcık vıcıksınız, her gün aranızda olmaktan tiksiniyorum.
siz de benden tiksiniyorsunuz, aksi çıkarsa üzülürüm.

neden bu kadar uzaklaştığımı sorguluyorum. neden her attığım adımı sizden uzaklaşmak için atıyorum diye soruyorum kendime. cevabı çok basit; yapaysınız, ambalajsınız, hiçsiniz, iki-üç hatta dört boyutlusunuz, etiketsiniz, prototipsiniz.

kendimi üstün gormek değil amacım, eksikliklerimle gurur duymuyorum ancak yeterli olmak için çabalıyorum. emeğimi saklamıyorum, lafımı da, aslımı da... herşeyimle basit bir insan olmaya çalışıyorum. ne hırsım var, ne de kıskançlığım... evet, yok bunu net bir şekilde gorebilirsiniz baktığınızda.

çıkar, benden çok uzakta, size ait bir kelime. keşke sizin gibi olabilseydim dediğimde oluyor bazen, belki o zaman çivi çiviyi sökerdi. ama ben sadece ben olmak istiyorum.

mükemmel değilim, garip olabilirim, aynı frekansta olmayabilirim sizlerle. iyi ki de değilim.
beni anlamaya çalışmanızı da beklemiyorum, ki zaten sahip olduğunuz rakımla çok zor bu.

birkaç insan var hayatımda, gerçekten varlar. seslerini duyduğumda kendimi dinlediğim, karşılarında oturduğumda aynaya baktığım, konuştuklarında düşüncelerimi dile getien bir avuç insanım var, kafi...

gerisi teferruat bile değil. olmasanız da olur, olsanız da fark etmez...

kendimi birşey sandığımı düşünüyorsanız, o takke size ait; bir çıkarın ve önünüze koyun.
bilakis ben kendimi hiçbir şey sanmıyorum. o gün gelecek, ben 'birşey' olacağım ve bundan adım gibi eminim ki yine birşey sanmayacağım kendimi.

ucuz hırslarım hiç olmadı, beklentim de olmadı, neysem onu koydum ortaya çünkü Tanri beni böyle yaratmıştı. maskelerim de yok, şükür ki o kadar zengin olamadım hiçbir zaman. makyaja, ambalaja da gerek duymadım. enerjimi sarf etmekten de çekinmedim, sifır beklenti ile hareket ettim, deli gibi yoruldum. sizler için... şükür ki ailem bana elimden gelenin en iyisini karşılıksız yapmayı öğretti. harcadığım emeği israf olarak gormedim hiçbir zaman, ta ki siz bana enayi dercesine baktığınızda.
enayi olmak bir ufaklık değil benim gözümde. birine enayi diyen çıkar düşkünüdür ufak olan. karşısındakinin sek emeğini kullanıp da arkasından içindeki foseptiği cümleler halinde döken basitliğin tanımıdır. evet, ben sizin literatürünüzde enayiyim, ama siz benim literatürümde hiçbir şeysiniz.

insan sevmiyorum dediğimde gülüyorsunuz belki, ama bir düşünün sizi neden sevmeliyim? bir primattan daha düşük olan karaktersizliğinizden, bencil ilkelliğinizden, hamur kişiliğinizden, sümük hammaddenizden, vitrin sevdanızdan, klişe laflarınız, içi boş entelektüelliğiniz, ayı-dayı çizginiz, tenekeliğinizden dolayı mı sevmeliyim sizi?
evet, tenekesiniz. dışınız şık, parlak, görkemli, albenili; içiniz ise bir o kadar boş ve tın... siz endüstriyel bir maddesiniz. maddeniz maddesizliğiniz.

insan sevmiyorum, beş kişiden fazlası kalabalık geliyor bana. hayatımı önüne koyabileceğim birkaç kişi hariç... sesiniz tahtaya sürtülen tırnak kadar sinir bozucu, varlığının tam bir persona non grata.
inanın hiç birinizle tanıştığıma memnun değilim. o ilk tanışma anında da söylemedim sizlere bunu çunkü benim için kutsal bir deyiştir 'tanıştığıma memnun oldum'. söylüyorsam bilin ki reeldir.

kendimizi endekslediğimiz çizgiler kutuplardan daha uzakken, siz ve ben asla aynı frekansa erişemeyeceğiz. ben su'yum, birşekilde bulunduğum kaba uyum sağlarım, ancak şunu bilin ki o kap sizseniz eğer akıp yolumu bulmam gecikmeyecektir.

hala bazılarınız için enerjimi tüketiyorum, çabalıyorum. bu sizin değerli oluşunuzdan dolayı değil, benim kendi tahammül kapasitemi ölçme merakımdandır. bu hayatta bir insanın tiksindiği tek bir şeyden tiksinemedim, ne böcekten, ne pislikten ne de bir başka şeyden. ama sizden tiksindiğim bir gerçek ve ben bu eşiğin çıtasını bir hayli alçak tutuyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder