23 Mart 2013 Cumartesi

buruk yazı

Bugün hayatımın en garip gününü yaşadım.
bir daha böyle bir gün yaşamak asla istemem...
şehir içi eşkıyalığının ne derece yaygın ve de tehlikeli boyutlarda olduğuna şahit oldum iki kez... insanların ne kadar da anlaşmaktan değil dalaşmaktan yana olduklarına,
insanların ne kadar kolayca birbirlerine girebildiklerine,
insanların başkalarının hayatlarını ne kadar kolay bir şekilde tehlikeye atabileceğine tanık oldum...
ki benim yaşadığım bu iki olay çok da büyütülecek birşey değildir kimilerine göre, dünyadaki dıger tüm vahşetin yanında devede kulak kalır...
ama ben ilk defa, normal bir insan olarak; sokakta ya da otobüste nerede olduğum önemli değil, hiçbir şekilde güvende olmadığımı fark ettim. her an bir kavganın ortasında bıçaklanabilirmişim, ya da otobüste veya yaya olarak seyahat ederken bir kurşuna maruz kalabilirmişim...

ne kadar acı ki insanın insana hiç saygısı yok...
önceden rahatça yürüdüğüm 'dışardaki' dünya aslında hiç de tekin değil...

bu beni hala şaşırtıyor maalesef, kendimi mensup olduğum insanlığın bu derece yozlaşmış olabileceğine inanamamaktan alıkoyamıyorum.
paylaşamadığımız ne bilmiyorum...
birilerine saldırmak, can yakmak, en ufak konuda dalaşmak, silah yöneltmek, tecavüz etmek...
onlara eşiği en düşükten yükseğe acı çektirmek ne kadar da kolay...

zor bir dönemden geçiyoruz millet olarak, ki biz her zaman zor dönemlere maruz bırakıldık.
bir şekilde bölünüyoruz.
neden buna izin veriyoruz anlamıyorum...
ben bu topraklarda sade bir hayat uğraşında olan hiçbir insanın başka bir insana herhangi bir sebepten kin güdebileceğine inanmıyorum. bu topraklardaki insanların dili, etnik kökeni, siyasi görüşü, dini inancı ne olursa olsun, kendisinden bu vasıflarda farklılık gösteren bir diğerini ötekileştirdiğini kabul edemiyorum.

çünkü bize doğduğumuzdan itibaren hoşgörülü olmayı öğretiyorlar.
ne giydiğimiz fazladan bir giysi, ne konuştuğumuz lisan, ne siyasi düşünce bir diğerimiz için sıkıntı teşkil etmiyor. ama bir şekilde birbirimizden korkuyoruz dönem dönem.
ötekileşiyoruz bilinçaltlarımızda.
tanımadığımız onlarca insana karşı kin duyguları ile dolduruluyor, en başta insan olduğumuzu ve aynı olduğumuzu unutuyoruz ya da unutturuluyoruz.

benim ne türbanlı insanımla problemim var, ne sağcısıyla ya da solcusuyla, ne Kürt kardeşimle, ne Alevi dostumla, ne de bir başkasıyla... hepimizin yaşama uğraşı farklı ama hepimizin insanlığı aynı...
yıllarca hormonlu politikalar ürettiler, aşıladılar.
yan komşuna sataştırdılar.
alışveriş yaptığın yerden ayağını kestiler.
seni sana ait olmayan bir kin ile doldurup, birbirini kıran nesiller yetiştirdiler.
tanımadığın insandan nefret ettin.
nasıl bir ironidir bu?
ben tanımadığım birine nasıl düşman olabilirim? izin verseler belki, ah bir izin verseler bir şekilde anlaşmanın yolunu bulabilirdik biz oysa ki...

ama vermiyorlar, vermeyecekler...

yaşadığım, bağlı olduğum, ürettiğim, paylaştığım bu topraklarda, benimle aynı hissiyatta olan milyonlar olduğunun bilincindeyim ben. ama nedense eriyoruz günden güne..
bir izin verseler biz birbirimize ulaşacağiz aslında...

renksiz bir resim düşünemedim hiçbir zaman. farklı notaların olmadığı bir müzik, farklı onlarca sesin olmadığı bir alfabe... bu yüzden renklerinden çekip çıkarılmış, herkesin aynı olabileceği bir ülke de düşünemiyorum. bu şekilde güzeliz biz, bu şekilde tamamlanıyoruz. birakın renklerimizi karıştıralım, elimize silah vermeyin, aklımıza hinlik sokmayın...

bugün bindiğim otobüse ateş eden kişiye de aslında kızamıyorum, kızıyorum ama bir tarafım da 'kızma, onun da bir suçu yok' diyor. ben buna inanmak istiyorum aslında hepsi bu... o otobüste 80 küsür kişi, çocuk, yaşlı... herbirimiz kendi yaşama uğraşımıza koşuyorduk, yanımda türbanlı bir kız oturuyordu. birbirimize gülümsedik binerken. o saldırıdan sonra da ilk iş birbirimize 'iyi misin?' diye sorduk... sonra da etrafımızdakilere... birimize birşey olsaydı eminim diğerlerimiz kendilerinin canı yanmış kadar üzülecekti. ama şükür ki nişan alan kişi başaramadı. ve de aslında bizim otobüse isabet etmesi arkamızdan gelen otomobil için büyük bir şanstı. zira otobüsün yanına saplanan o mermiler herhangi bir otomobilin camından geçecekti ve birinin canını yakacaktı...

ben ilk panikatak krizimi yaşadım, kendimi eve gelene dek telkin etmekle uğraştım. çünkü 24 yıldır ilk defa bu denli ciddi bir olaya maruz kaldım. oysa benim yaşadığım, dedim ya devede kulak. bu dünya üzerinde insanlarım ne acılarla mücadele ediyor... ama bu kadar basit işte, sadece bundan bahsetmek istiyorum. bir gün sizi hiç tanımayan biri tarafından canınızın yakılmasi bu kadar basit...

keşke anlaşmak bu kadar basit olsaydı...
o kişıye silahı veren her kimse, umarım onun canı yanmaz. kimsenin yanmasın...
bu dünyanın şu satranç mantığı bir gün yok olsun ve piyonlar yerine asiller çıksın meydana ve hiç edilmek ne demek bir öğrensinler.

bizi rahat bırakın, biz birbirimizi kırmadan yaşarız.
yeter ki kirli hırslarınızda bizleri piyon etmeyin. siz yine çok kazanın, siz yine istediğinize sahip olun ama bunu bizlerin üzerinden yapmayın...

biz eşitiz, ne çalarsanız çalın, bizi birbirimize düşman etmeyin kafi...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder