16 Ocak 2013 Çarşamba

vergi-algı

hayatta fizikçi olmasanız bile higgs bozonunu kavrayabilirsiniz, uzayı kavrayabilirsiniz, ateist olan biri tanrıyı bile bulabilir ancak bu dünya üzerinde hiç kimsenin anlayamayacağı tek kavram vergidir. çok denedim olmadı, okulunu okuyanlar bile şaşkın...
peki dostlar, vergi nedir?
- vergi, el altında bulunan bilmem kaç milyon kazı çok az bağırtmak suretiyle en fazla tüyü yolmaktır. bir nevi sanattır... bu tanım kabul görmüş bir tanımdır bu arada.
Her ne kadar bir devletin vatandaşı olmak istemesem de mecburen bulunduğum bölgenin kurallarına göre oynayacağım, tamam veriyorum vergimi vermesine de sen hem kazandığım paradan hem harcadığım paradan alıyorsun. sonra da bana diyorsun ki "vatandaşım bu vergiler sana yol, su, elektrik olarak geri dönecek". senin dediğinde benim gördüğüm ise bana dönenin yol(suzluk), su(faturasındakidiğer vergiler), elektirk(faturasındakikaçak kullananların ödemediği para) olduğu.
bir de köprüler var ki onlar köprü değil KOLDUR!
bir de lige yükselen belediyelerin futbol takımları var.

vergi verelim de kime verelim, hangi şartlara göre verelim...
bu ülkede vergi ödemeyen ödeyene göre daha imtiyaz sahibi değil mi?

bir de en başta dediğim şey: maaşı almadan yarısını alıyorsun, üzerine o maaşla aldığım her üründen vergi alıyorsun, neden?

gelir vergisi ödemeyenler yüzünden.

mesela hastasın , muayene olman lazım ne yapıyorsun gidiyorsun bir doktorun muayenehanesine. tedavini oluyorsun, 300-500 (yazıyla üçyüz-beşyüz) ödüyorsun. ödediğin miktara istinaden fiş ya da fatura alıyor musun?
almıyorsun... hoop kaçtı mı gelir vergisi?

sonra o doktor bey amca gidiyor alıyor bir audi, bir bmw, bir mercedes ödüyor bilmem kaç bin euro, ne oluyor ondan da ötv falan alınıyor, benden önce kesilen ondan sonra kesiliyor. ödeşiyoruz. ama aslında ödeşmiyoruz...
o mercedes'i ile geçerken bana su sıçratıyor. çünkü ben yaya kaldırımında yürüyorum!

mesela bakkal nuri'den de daha fazla kazanıyorum ben, kuaför sema'dan ve ağdacı filiz abla'dan da.
ama bakkal nuri abi geçen gün arabasını değiştirdi, ciks bir modele biniyor. kuaför sema ve ağdacı filizin de cillop arabaları var. ben? ben yürüyorum arkadaşım, dolmuşa biniyorum, otobüs kaçırıyorum. işte sana gelir vergisi...

hiçbir zaman tek başına yaşayamazsın, hiçbir çekirdek aile azami 2 kişilik değildir. anne baba çocuk tanımında adı geçmeyen bir şahıs mevcut: bu ülkedeki herkesin bakmakla yükümlü olduğu bir çocuk var. devlet! affedersiniz falan demicem, benim kıçımı yırtarak kazandığım maaşa ortak olan devlet, asgari ücretle geçinmeye çalışan bir ailenin maaşına ortak olan devlet, emeklinin maaşına ortak olan devlet. maaş eline geçmeden vergi ödersin, maaşını harcarken herşeye vergi ödersin... öyle ot, bok deyip geçmeyin, bu ülkede ot-bok adına vergi ödeniyor. işte holy shit deyiminin doğduğu ülke. vergi ile kutsanmış bok!(aaa ayıp mı, lütfen gerçekçi olalım)


özdemir Asaf'ın da dediği gibi,

Sen vergi verirsen devletin aldığı algıdır.
Sen vergi vermezsen senin cebindeki çalgıdır.
Sen çalgını çalmaya bak.
Ben sözcüklerimle oynamaya başlıyorum...

Yuvarlağın Köşeleri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder