29 Ocak 2013 Salı

duvarcı

Bir Çin atasözü der ki;
Duvar yapıldıktan sonra duvarcı unutulur...
Gözde de der ki:
O duvarı yapan elbet unutulur, çünkü insanın en önemli özelliği nankör olmasıdır.
Fakat bir gün, olur da o duvar yıkılır ve o unutan kişi altında kalırsa,
İşte o zaman o kişi kafasına düşen bir parça taş ile ne bok yediğini,
nasıl bir kibir ile vefasızlık havuzundan su içtiğini ve
zayıflıkların en büyüğünü kendine huy edindiğini hatırlar.
Hatırlar ama iş işten geçmiş olur, bir tekme de duvarcıdan yer,
ki bu hikayedeki duvarcı genellikle ben olurum.
Bu hiç değişmedi! 

içimdekiler

işte,
 içindeki o insanlığı kaybettiğin an, aslında seni üzmesi gerekenlere sevinirsin,
sevinmen gereken şeyleri kıskanırsın,
alkışlaman gereken şeylere çamur atarsın.
herşey olabilirsin bu dünyada; zengin de olabilirsin, mevki makam sahibi de,
önünde düğme iliklenen biri de hatta dünyanın hakimi bile olabilirsin.
bunların hiçbiri imkansız değil,
imkansız olan senin gibi birinin insan olabilmesinde, ki sen zaten bunu kazanmadan kaybedensin.
o yüzden sana baktığımda
saygı duyulacak birinden çok acınacak birini görüyorum.
kaybolmuş, çamura batmış ancak bunların hiçbirinin farkında olmadan
kendini temiz sanan, insan sanan, erdemli sanan birşey görüyorum
ve özür dilerim ancak seni ancak
"birşey" diye tanımlayabiliyorum.
çünkü senin layık olabileceğin bir sıfat bulmakta çok zorlanıyorum...

19 Ocak 2013 Cumartesi

ben Dr. Gözde Dural


ben çok güzel pansuman yaparım, organların işlevini biliyorum, tıptaki gelişmeleri yakından takip ediyorum(anladığım kadarıyla konuya hakimim), hangi ilaç hangi ağrıyı keser, hangi hap mide yanması yapar, suni teneffüsü ve bir de denemekten bir zarar çıkmaz seviyesinde kalp masajı biliyorum, ayrıca kendimim diye söylemiyorum ama dikişim de on numaradır, mütevazılığa gerek yok... kısacası bunca öze...lliğimden yola çıkarak kendimi doktor ilan ediyorum, zira eline fotoğraf makinası alanın fotoğrafçı, iki etek dikenin modacı, çevresi geniş olanın organizatör, ağzı laf yapanın halkla ilişkiler uzmanı, bir albüm çıkaran karganın sanatçı, eli yüzü düzgün olanın oyuncu, adamakıllı hiçbir vasfı olmayanın siyasetçi olduğu canım ülkemde, sahip olduğum bu meziyetler ile kendimi doktor ilan etmemin bir sakıncası yok diye düşünüyorum.
sevgiler Dr. Gözde Dural

16 Ocak 2013 Çarşamba

huzursuz parmak sendromu-11


-- Abercrombie&Fitch modellerine bir göz atıp da tanrının bir sanatçı olduğunu kabul etmeyecek bir insan varsa ya şimdi konuşsun ya da sonsuza dek kapasın çenesini.

-- burnu açık ayakkabının içine giyilen 1 liralık ten rengi çorap kadar görüntüsü çirkin olan ikinci şey ağlayan kim kardashian. ağlamayan kim kardashian ise burnu açık ayakkabının içine giyilen file çoraptan pörtleyen parmak uçlarından daha çirkin.

-- bizim ata sporlarımızdan birisi türkçeyi yarım yamalak konuşan bir yabancının sevimliliğine gülmektir. ama ivana sert konuşmaya başlayınca sinir hücrelerim titremeye başlıyor. öğretmenin tırnağının tahtaya sürtmesi gibi, ıslak yüne dokunmak gibi, beyaz eşya kolisinin içinden çıkan köpüğün sesini duyduğumdaki irkilişimin aynısını ivana sert konuştuğunda yaşıyorum. hayır, anlamadığım bunca senedir burada yaşıyorsun hala ayakkabıya nasıl "aykıbı" diyorsun be kadın. ben 10 küsür yıl sırbistanda yaşayacağım, 5 yıla kalmaz şakır şakır konuşurum.

-- tüpütak 2013 uluslararası matematik olimpiyatlarına devlet bahçeli'yi gönderecekmiş diyolla...

-- ergenliğinin ikinci baharında olan 20-30 yaş aralığındaki erkeklere dokunmayın, onlar iç savaş yaşayanlardır. the war: brain against sperm

-- bir stil ikonu olarak mikail: eklektik bir tarzın var mikail, hava buz gibiyken güneş kör edecek kadar parlak olur, hava güneşliyken şakır şakır yağmur yağar, hava sıcakken her an yağmur yağacakmış gibi ağlamaklı bir gökyüzü, kar havası yokken kar yağar, kar yağar ertesi gün güneş açar heves kursakta kalır... şaştın mikail, kendine gel mikail, eklektik mikail.

-- donaudampfschiffahrtselektrizitaetenhauptbetriebswerkbauunterbeamtengesellschaft şeklinde bir sürü kelimenin olduğu bir dili hala öğrenmekte ısrarlı mısın?(içsesim-babamın içsesi-babamın hesapcüzdanının sesi)
evet!( korkunun ecele faydası yok)


-- bizim memlekette açıklanan yolsuzluk belgeleri  japonya'da açıklansaydı, ortalık harakiri yapan rektörlerle dolu olurdu ama bizde o bıçak doğru söyleyene çevriliyor!

-- bazen kendimi kendimi uzun süre suda kalıp da buruş buruş olmuş ayak parmakları gibi hissediyorum...

-- saatlerce sakız çiğneyebilen insanlar,çikolata yiyebilen insanlar,sabah yataktan alarmı ertelemeden tık diye kalkan insanlar..size hayranım.

--işçiye çıkan tabldotta malzemeden çal, kendin bir gecede bir asgari ücreti mekana yatır. bir de kendine insan de ki ironinin tanımı olasın

-- çifte standardına kurban olduğum sistemin erdemli ve ahlaklı görünmeye çalışan bebeleri, iyi ki varsınız yoksa kavramların içi boş kalırdı

-- bardağın dolu tarafını görme devrini kapatıp, boş bardağı dolu görmemizin gerektiği bir devrin açılışına tüm oda başkanlarını ve milletvekillerini ve canım bebişim yeni nesil şizofren adayı türk halkını davet ediyorum.

-- bazı insanlar bazı kelimelerin tanımı yapıldıktan sonra örneklendirilebilmeleri için var.

-- yeni nesil tam donanımlı gençlik, özellikle 2000 sonrası doğan bebeler öğretmenin tahtaya sürten tırnağı yüzünden tik sahibi olmayacak. aziz devletimizin akıllı tahtaları ile akıl sahibi olacak. birde tebeşirli suyla ateşim çıktı, vay efendim ateşlendim, hastayım numarası yapmak için okuldan tebeşir çalma, evde gizli gizli bu iksiri hazırlama devri de kapandı. tebeşirli su yerine okullarda dağıtılan ve zeka katsayısını yükseltmesi beklenen süt içip zehirlenin, okul tatil oluyor-komple-.

-- tebeşirli su aslında bizim kimyagerliğe attığımız ilk adımdı, anneler anlamadı bunu. bu karışımı hazırlaken yakalananlar tokatlanırken, içmeyi başaranlar imrenilen tiplerdi.maharettir o tebeşirli su, ne bebeler helak oldu bu yolda... mesela gramaj önemlidir, çeyrek tebeşirden bi cacık olmaz, yarım kafidir. bütün tebeşir ise ileride böbrek taşı olarak karşına çıkabilir. bir de bütün yutmaya çalışanlar olurdu, istenen sonuca radikal bir ulaşma yöntemidir, direk hastanelik olurdun. mesela renkli olan tebeşirler -ki kızlar genelde pembe olanı tercih ederdi- de mide spazmı yapabiliyordu. velhasıl tebeşirli su bir ekoldü, geleceğin kimyagerlerinin ilk deneyiydi, çoğu helak olsa da bu ikili tatlı bir anı olarak kaldı.

-- yeni nesil demişken, korkuyorum bu bebelerden. kıyamet alametleri arasına ıpad'te oyun oynayan 2 bucuk yaşındaki bebeler eklenmeli.

-- murphy, bebeğim mümkünse karşılaşmayalım.

vergi-algı

hayatta fizikçi olmasanız bile higgs bozonunu kavrayabilirsiniz, uzayı kavrayabilirsiniz, ateist olan biri tanrıyı bile bulabilir ancak bu dünya üzerinde hiç kimsenin anlayamayacağı tek kavram vergidir. çok denedim olmadı, okulunu okuyanlar bile şaşkın...
peki dostlar, vergi nedir?
- vergi, el altında bulunan bilmem kaç milyon kazı çok az bağırtmak suretiyle en fazla tüyü yolmaktır. bir nevi sanattır... bu tanım kabul görmüş bir tanımdır bu arada.
Her ne kadar bir devletin vatandaşı olmak istemesem de mecburen bulunduğum bölgenin kurallarına göre oynayacağım, tamam veriyorum vergimi vermesine de sen hem kazandığım paradan hem harcadığım paradan alıyorsun. sonra da bana diyorsun ki "vatandaşım bu vergiler sana yol, su, elektrik olarak geri dönecek". senin dediğinde benim gördüğüm ise bana dönenin yol(suzluk), su(faturasındakidiğer vergiler), elektirk(faturasındakikaçak kullananların ödemediği para) olduğu.
bir de köprüler var ki onlar köprü değil KOLDUR!
bir de lige yükselen belediyelerin futbol takımları var.

vergi verelim de kime verelim, hangi şartlara göre verelim...
bu ülkede vergi ödemeyen ödeyene göre daha imtiyaz sahibi değil mi?

bir de en başta dediğim şey: maaşı almadan yarısını alıyorsun, üzerine o maaşla aldığım her üründen vergi alıyorsun, neden?

gelir vergisi ödemeyenler yüzünden.

mesela hastasın , muayene olman lazım ne yapıyorsun gidiyorsun bir doktorun muayenehanesine. tedavini oluyorsun, 300-500 (yazıyla üçyüz-beşyüz) ödüyorsun. ödediğin miktara istinaden fiş ya da fatura alıyor musun?
almıyorsun... hoop kaçtı mı gelir vergisi?

sonra o doktor bey amca gidiyor alıyor bir audi, bir bmw, bir mercedes ödüyor bilmem kaç bin euro, ne oluyor ondan da ötv falan alınıyor, benden önce kesilen ondan sonra kesiliyor. ödeşiyoruz. ama aslında ödeşmiyoruz...
o mercedes'i ile geçerken bana su sıçratıyor. çünkü ben yaya kaldırımında yürüyorum!

mesela bakkal nuri'den de daha fazla kazanıyorum ben, kuaför sema'dan ve ağdacı filiz abla'dan da.
ama bakkal nuri abi geçen gün arabasını değiştirdi, ciks bir modele biniyor. kuaför sema ve ağdacı filizin de cillop arabaları var. ben? ben yürüyorum arkadaşım, dolmuşa biniyorum, otobüs kaçırıyorum. işte sana gelir vergisi...

hiçbir zaman tek başına yaşayamazsın, hiçbir çekirdek aile azami 2 kişilik değildir. anne baba çocuk tanımında adı geçmeyen bir şahıs mevcut: bu ülkedeki herkesin bakmakla yükümlü olduğu bir çocuk var. devlet! affedersiniz falan demicem, benim kıçımı yırtarak kazandığım maaşa ortak olan devlet, asgari ücretle geçinmeye çalışan bir ailenin maaşına ortak olan devlet, emeklinin maaşına ortak olan devlet. maaş eline geçmeden vergi ödersin, maaşını harcarken herşeye vergi ödersin... öyle ot, bok deyip geçmeyin, bu ülkede ot-bok adına vergi ödeniyor. işte holy shit deyiminin doğduğu ülke. vergi ile kutsanmış bok!(aaa ayıp mı, lütfen gerçekçi olalım)


özdemir Asaf'ın da dediği gibi,

Sen vergi verirsen devletin aldığı algıdır.
Sen vergi vermezsen senin cebindeki çalgıdır.
Sen çalgını çalmaya bak.
Ben sözcüklerimle oynamaya başlıyorum...

Yuvarlağın Köşeleri

14 Ocak 2013 Pazartesi

özür diliyorum...

özür diliyorum,

Arawaks yerlilerinden özür diliyorum,
tatar halkından özür diliyorum,
aborjinlerden, Nambiyalılardan, Yahudilerden, Bosnalılardan, Cezayirlilerden, Ruanda halkından, Ermenilerden, Bosnalı Türklerden, Fellucelilerden, arakan halkından, Kürtlerden, Vietnam halkından, Japonlardan, Korelilerden, Azerilerden, hayvanlardan, yerküreden...

üzerinden kirli politika yürütülen ve iktidar hırsı ile ruhunu şeytana satan dünya üzerindeki gelmiş geçmiş tüm devletler yüzünden öldürülen, katledilen masum insanlardan, insanın işkencesine maruz kalan hayvanlardan ve adımımızı attığımız her köşesini tahrip ettiğimiz yerküreden özür diliyorum...

bir "insan" olarak,
 başkalarının hırsları, acımasızlıkları ve kirli işleri için dünya üzerinde hakkında ölüm fermanı verilen masum insanlardan bir özür ile yapılanları-her ne kdar ben yapmamış olsam bile- geri alınamayacağını biliyorum, ama almanya adına, amerika adına, türkler adına, sırplar adına, fransa adına, kürtler adına, ispanya, italya, ingiltere, norveç, kore, hitler, mussolini, franco, nixon, bush, stalin, mao, kambanda, milosevic, esad, saddam adına...

bu suçlardan sorumlu olanlar adına,
insan olamadıkları için özür diliyorum...
bir insan olarak, bu familyanın ve diğer familyaların katledilen, tecavüze uğrayan, işkence gören, hakları elinden alınan her masum bireyinden özür diliyorum, hepsi bu...

11 Ocak 2013 Cuma

korkmak basitliktir

O kadar korkmuşuz, o kadar sinmişiz ki,
içten içe doğruyu bildiğimiz, yanlışı gördüğümüz halde
"bana dokunmayan yılan bin yaşasın"cı olmuşuz.
Vatandaşlık görevini her dört yılda bir, sadece oy sandığının başına geçip bir ambleme mühür basmak zannediyorsak,
bunun haricinde sesimizi duyurmak yerine "aman birşey yazarız da mimleniriz" korkusu yaşıyorsak,
illa ki birilerinin bizim yerimize ellerini taşın altına koymasını istiyor ve "gel sen de destek ver" denildiğinde başımızı önümüze eğip "ben bulaşmam" diyorsak,
hala işimiz gücümüz diziler, trendler, markalarsa,
ülke gündemini hande yener'le demet akalın'la sınırlı tutuyorsak,
kimse kusura bakmasın ama en az bu yolsuzlukları yapanlar, masum insanları hapsedenler, katiller, teröristler, halkın egemenliğini monarşiye çevirenler kadar suçluyuz.
biz gerçekten boynumuza takılan tasmayı,
soyulmayı, haklarımızın ihlal edilmesini, özgürlüklerimizin kısıtlanmasını
kısaca bugüne kadar başımıza gelen her türlü kötülüğü hak eden bir toplumuz.
Bu ülke maalesef tuzu kuruların,
bana dokunmayan yılan binyaşasıncıların,
sömürülmekten zevk alanların,
cahillerin
ve
en kötüsü de yaşadıklarının farkında olup susan korkakların ülkesi...

10 Ocak 2013 Perşembe

msn var mı?

Bir dönem daha kapanıyor:
MSN 15 Mart'ta kapatılacak ve
kullanıcıların isminin telaffuzu ile ilgili çeşitli sıkıntılar yaşanan
Skype(sıkayp, sikaypi, sıkip,sıkayıpe, sıkıpe)a
geçmeleri istenecekmiş.
"msn var mı?" sorusu tatlı bir anı olarak kalacak.
bir dönemin mIRC'i insanlığın ilk tekeri gibiydi, sonrasında MSN başta ilişkiler olmak üzere birçok konuda devrim yaratmış bir yaşam destek ünitesiydi.
"yılmaz'ı meseneden sileceksin" diye diye dövülen kızın, yılmazı mesenede tutmak için verdiği mücadele boşa mı gidecek şimdi?
msn var mı ile soru işareti bile koymadan kaç ilişki başladı bilir misiniz?
o dılılıt sesi, o cam açsana muhabbeti
(kem diye okunduğu çok sonradan keşfedildi, ne yiğitler o cam açma olayında telef oldu)
 
etme bulma dünyası bu mesene, sen bir dönemin ICQ(I seek you)sunu bitirmiştin, facebook ve skype da seni bitirdi. yuva yıkanın yuvası olmazmış derler...
 
neyse yeni nesil zaten embesil, biz yine kıyısından kurtardık. msn belli zamanlarda kullanılırdı bizim dönemimizde çünkü internete telefondan bağlanılırdı ve
o telefon faturasının kabarık gelmesi demek cami duvarına işemek demekti.
(buradaki cami duvarı anne ve terlik ikilisi oluyor)
şimdiki nesil direk sosyal medyanın içine doğuyor.
yazık la bize, sanal alem sosyal hayat olmuş...
 
neyse ben meseneye üzüldüm, ne de olsa bir dönemin pis ergeninin tüm iğrençliklerini çekti.
serverlar skype'a kolaylık versin...
 
 

huzursuz parmak sendromu-10

--şimdi asıl sorunsal gazeteciler gününü kutlayacağımız gazetecilerin büyük ve önemli bir kısmının tutuklu olması. hani çalışan gazeteciler günü ya onlar bu kutlamanın içine dahil mi değil mi? tabii burada çalışmak eylemini de başlıca bir sorunsal olarak değerlendirebiliriz; neye çalışmak? çalışmak yalakalık mı yapmaktır yoksa dürüstlük müdür? eğer ilki diyorsanız o zaman GOYGOYCU ve yalamaya çalışan gazetecilerin çalışan gazeteciler günü kutlu olsun. dünyada gazeteci tutuklama konusunda bir marka olan ülkemi gözlerinden öperim!!!

--mesela yök redhacke dava açacağına o dosyaları, hani yolsuzluk olanları ele alıp inceleseydi, soruşturma açsaydı, yolsuzluğu çözseydi diyorum, sonra ardından aklımda 'lan o zaman biz kesin atomu da parçalardık, uzaya astronot da gönderirdik, ne bileyip koyun falan klonlardık adını da osman neyin koyardık' önermeleri beliriyor. sonra bir anda fark ediyorum ki burasi turkiye, burada adalet yok. nitekim koyun da klonlamaya gerek yok bizde yeterince var zaten, hem de iki ayaklı... bir de aklıma takılan bir diğer şey: yolsuzluk varsa yolluluk da olmalı, değil mi? peki bu yollular kim oluyor?

--sinekler bile ışığa gelir ama bizim ülkemizdeki birtakım gerizekalıların sinek kadar beyinleri yok. cehalet de cehalet!

--saros fay hattı yürekleri hoplattı bugün. ofisteki masam klavyede her yazı yazdığımda sallanır ve ben deprem oluyor sanar, paranoyak bir şekilde arkadaşlara sorarım. ilk defa deprem oldu, bense yazı yazarken sallıyorumdur diye bu sallantıyı sallamadım ve bu yazıda ne kadar çok sallamak eylemini kullandım ya kendimi tebrik ediyorum. velhasıl kimine göre 6.2 kimine göre 5.8 bazıları için 0 fakat biz 7'nci kattayız ve o an hissettiğimiz 3 buçuk!

--Kürk ve egzotik deri bir giysiyi giyen kadın gördüğümde;
- onu yere yatırıp elime aldığım birkaç jilet ile derisinde ufak yarıklar açmak ve o yarıkları cımbızla çekmek istiyorum.
- vücudunun her yerine deri altına geçecek şekilde kanca takıp vinçler ile çekiştirmek ve havada sallandırmak istiyorum
-kezzapla vücutlarında desen oluşturmak istiyorum, özellikle egzotik desenler
- ucu jilet kadar ince...
ltilmiş kızgın demirleri deri altına sokmak ve derisini parça pinçik etmek, ardından da ufak parçalar halinde yüzmek istiyorum
-çırılçıplak soyduktan sonra ayaklarından tavana asıp, ayak bileklerine attığım ufak kesiklerden derisini yakalamak ve gövdeye doğru çeke çeke çıkarmak istiyorum. ben bunları yaparken hiçbir şekilde acıdan bayılmasına da izin vermem basarım adrenalini soğuk suyu uyansın pislik.

--ankara defterdarlığı, mizah dergisi kapağı paylaşan 6 çalışanı hakkında soruşturma başlatmış. başbakanı küçük düşürmekmiş yaptıkları. zihniyetini öptüğümün ileri demokrasisi
--mıknatısı icat etmemiş olsak da iticilik kavramında bir marka olabilecek nitelikte rezerve ahip olan bir ülkeyiz. Bkz: ajdar, nihat doğan, demet akalın, erol köse, hilal cebeci, serdar ortaç, nagehan alçı ve kocası olacak o adam, mehmet ali biyand, politişıns... şimdilik aklıma gelenler bunlar) bir de ithal ettiklerimiz var mesela ivana sert
--ne böcekten, ne yükseklikten korkarım. ama konu galoş olunca ödüm bokuma karışıyor. galoşlardan harbiden korkuyorum. Bu korku galoşu giyip muayenehaneye girmek değil, galoşla muayenehaneden çıkıp insan içine karışmak. bunu pek çok kez yapmışlığım olduğundan, bir zaman sonra toplum içerisine galoşla çıkma korkusu diye bir korku türedi bünyede. üst üste yedi kez kamikazeye binme rekoru olan ben, rollar coaster bilet gişesini bezdirip kovulan ben, galoşla çıkılan muayenehane kapısında yaşadığım korkuyu bungee jumping yapsam yaşamam.
--ben senin ninja olabilme ihtimalindeki olamama yüzdenin fazlalığını sevdim...
--“Noel Baba insanlara şirin görünerek birçok kötülüğün kapısını aralamaktadır. İnsanlar, Noel motifleri arasında içki, uyuşturucu, fuhuş batağına dalmaktadırlar” diyerekten, şişme noel baba ile eylem yapan yurdum anadolu gençlik cemiyetinin pek sevgili ve yaratıcı gençleri, siz de canım olmaya hak kazandınız
--fotoğrafta omzu görünen akademisyeninin omzunu paint ile kapatan yurdum üniversitesi, canımsın!
--Apple'dan Iphone kullanıcılarına mesaj: arkadaşlar biz o telefonun ön kısmına da kamera koyduk, mal mısınız niye hala aynadan fotoğraf çekiyosunuz jerks?
--mesela botoksun iyi yanları da var, özellikle de botoks yaptıran kadının kocası veyahut sevgilisi için... karın çok mu surat asıyor, bas arkadaşım botoksu. cillop gibi surat asamayan, mimik yapamayan bir karın olsun. hoş yapıyor olsa da anlamazsın, ne kadar botoks o kadar kafa rahatlığı...
--o aforizmadaki çöl Türkiye, kutup ayısı devlet, bahtsız bedevi de halk. kutup ayısının bahtsız bedeviye yaptığı istismarın kanıtı da faturalar.
--halının altına süpürülen toz gibi olan insanlar var. bir de o halının ucunu kaldırıp, o tozu ortaya çıkaran dedikoducu komşu teyzeler.
--Ironi nedir? Adamın botoks yaptırmış eşine benzemez kimse sana isimli şarkıyı ithaf etmesidir.
--bazı günler içimde seri katil taşıyorum ve işte o günlerde dehşet saçmak ve dünyayı daha yaşanabilir hale getirmek için kendime ulvi bir misyon edinebileceğimi hissediyorum. sonra da diyorum ki "sakin ol, içindeki seri katili dizginle, dünya senin de ellerine kir bulaştırman için böyle bir sistem kuruyor. çubuk kraker alıp çay demle, boşver boklu suratları".
-- instagram meğer eksiklikmiş hayatlarımızda, hoş benim hala yok. insanlar ne kadar paylaşımcıymış da zerresini koklatmamışlar yıllarca. şimdilerde sürü psikolojisinin etkisiyle instagram dünya mutfaklarının yer aldığı bir online açık büfe. yediklerini içtiklerini paylaşıyor da insanlar,tüm bu mamaların ardndan tuvalet faaliyetlerini de paylaşsalar kolaj tamamlanacak. hani sıçtığı da kendine kalsın diyorsanız, o zaman o eylemin bileşenlerini de paylaşmayacaksın bebeğim... before after more after senkronunu tutturacaksın çiçeğim.
--bu dünya üzerindeki herkes degil ama cogunluk verilmis ve tutulmamıs bir söz kadar kayıp.
--ayşegül dondurma isminde bir kişiliğim var. kimse bilmez, aslında bilenler var ama o bilenler ayşegül'ün ben olduğumu bilmiyorlar. insanlarla tanışmaktan zaten hoşalnmıyorum, sütüne üstlük bir daha görmeyeceğim bir insanla tanışmak, tanıştığıma memnun oldum demek-ki hiç tarzım değil-, adımı söylemek... bunlar bunca kaosun arasında gerçekten gereksiz şeyler. o yüzden geçmişte beni ayşegül diye tanıyan ve gelecekte de bu sınıfta yer alacak olan kişilerden özür falan da dilemiyorum.
--ne kadar ezik karakterli kendini beğenmiş kibir torbası bebe varsa bana denk geliyor. hoşt!
--modern insanlarmışız biz, yani bu yüzyıldaki teknoloji kullanan, instagrama fotoğraf yükleyebilen, dünyanın altın çağının çocuklarıymışız. kendimizi harbiden birşey sanıyoruz. antik mısırlılar da kendilerince moderndi, ortaçağdakiler de moderndi 9yy'a göre... kime göre neye göre modern, malız biz mal!
-- history channel seyrediyorum sürekli, antik uzaylılar diye bir program var. isnanlar çıldırmış olmalı... kendimizi bok ettik yetmedi uzaylılara sardık. babili uzaylılar mı yaptı, atlantisi uzaylılar mı inşaa etti, piramidleri yapan uzaylılar neden mısırı terketti? uzaylılar öpsün sizi, bir onlar kaldı çomak sokmadığımız zaten. özeniyorum şu uzaylılara cidden, dünyadan uzakta misler gibi yaşıyorlar. anlamadığım insan ırkını niye merak ediyorlar. salağız biz uzaylı kardeşler, basit yaratıklarız merak edilcek birşey yok.

çifte standart

kurallar her zaman vardı insanlık tarihinde ama bu kurallar düzeni
eşit derecede sağlamak için değil, bazı kesimlerin kendi özgürlüklerini bol keseden genişletip, her maddeyi işlerine geldiği gibi kullanmaları için var. hal böyle olunca da ortaya tutarsız ve tiksindirici bir işleyiş çıkıyor ve dostlarım biz maalesef çifteyi yiyen tarafız, kaymağını ise birileri yiyor... kendisi yapınca eyvallah, başkası yapınca "dur bakalım orada" deniyor. bu sosyal düzenin her köşesinde böyle... çekirdekten devlete kadar güya büyük olan kendi belirlediği standartlara uyulmasını emrederken, kendisi kuralı/yasayı ihalal ettiğinde, esneklik yaptığında buna makul bir açıklama getirip, işin içinden sıyrılabiliyor.

mesela erkek ergenliğe adım attığı zamandan itibaren cinselliği yaşayabiliyor ve bu hem kendi tarafından baktığında, hem de halk arasında doğal bir olay olarak algılanıyor. fakat bu sevişen erkek evlenmeye karar verince kendisine bakire bir eş istiyor.
-erkek adam 30 yaşına geldiğinde hala evli değilse müzmin bekar olarak anılıyor, kadın ise 30 yaşındaysa ve evlenmemişse kız kurusu damgası yiyor.
-erkeğin bakma, sarkma, taciz etme, işi tecavüze vardırma gibi özgürlüklerine karşı, kadın mağdur değil de teşhirci oluyor.
-vietnam savaşında vietnam'da ölen ABD askeleri kahraman olurken, kendi topraklarında, kendi savaşlarında, kendilerine ait olmayan topraklara dalan ABDliler tarafından öldürülen vietnamlı askerleri kimse hatırlamıyor,
- patronun kardeşi hastalandığında günlerce izinli yatabiliyor, ama ola ki işçilerden biri rahatsızlanıp- çok değil 10dk- geç kalsa demedik laf bırakılmıyor,
-üst düzey yönetici çalıştığı şirketin her türlü maddi imkanından yararlanırken işçi bir taksi parası istediğinde harcamaları abarttığı söyleniyor,
-patron saygı bekliyor ama işçiye saygı göstermiyor
-hocayla arası iyi olan öğrenci vasat ya da çalıntı bir projeden AA ile geçerken, sadece öğrenci olan ve hocasıyla -etik- bir muhabbetin içinde olan sade öğrenci daha fazla emek harcanmış olan projesinden düşük not alıyor,
-youtube'a saddam hüseyin'in asılırken çekilen videosu eklendiğinde ses çıkarmayanlar, o videoda saddam hüseyin'in yüzünün yerine Bush'un suradı eklenince ortalığı ayağa kaldırıyor,
-Kanuni'yi atadan sayıp doğru öğretin demek, Atatürk silmeye, karalamaya çalışmak,
-izmir büyükşehir belediyesi'nin "ihalesi" yaptığı şevval sam konseri için soruşturma başlatılırken, yandaş karaman belediyesinin "ihalesiz" yapılan kubat ve tuluyhan uğurlu konserleri için gık çıkarılmıyor, lapa kapaya getiriliyor,
- Myanmar'da yapılan katliama salya sümük ağlayıp, her gün doğuda öldürülen mehmetçik için timsah gözyaşı bile dökülmüyor,
- konu filistin olunca sokaklarda nidalar atarak eylem yapılırken, halkın cumhuriyetin bütünlşüğü ve teröre hayır mitinglerinde şehit annelerinin yanında yer alınmıyor,
-Atatürk'ü sevmiyorum diyebilen alkışlanırken ve bu özgürlüktür denilirken, RTE'yi sevmiyorum diyene cezalandırılıyor,
-gazzeli babaya sarılıp hünhür hüngür ağlayanlar, şehit babasını görmezden geliyor,
-Mehmet 50 kilo esrar ile yakalandığında içiciyim diyor ve tutuklanmıyor, Deniz içiciyim demesine rağmen uyuşturucu ticaretinden hapse atılıyor,
-'din eğitimi alamıyoruz' diyen muhafazakarlara 'çocuklar sonuna kadar haklı' derken, iş ruhban sınıfının dini okullarını tekrar açmak istemelerine, alevilerin cemevlerindeki ibadetlerine gelince olmaz deniyor
-teröristle masaya oturulurken, öğrenci hakkını savununca terörist ilan ediliyor,
-İsrail'in Filistin'deki işgaline cengaverce karşı çıkan kesim, ABD'nin Irak işgaline ses çıkarmıyor,
-26 kişinin tecavüzüne uğrayan kız için adaleti teşvik etmeyen birileri, başörtüsünü kapalı alanda çıkarmasını istenen için" özgürlüğü engellenemez" diye barım barım bağırıyor,
-koltuk sahipleri kendi çocuklarını en iyi okullarda okuturken, mal üstüne mal alırken pekala haklılarken, sade öğrenci parasız eğitim isteyince ve pankart açınca hapis cezası alıyor,
- hoşgörü dininin mensuplarıyız diyenler, eşcinsel insanımızı sokağın ortasında darp ediyor ve buna kimse ses çıkarmıyor,
-türban hakkımdır diyen doğru söylüyor, mini etek giyen namussuz ilan ediliyor,
- öldürülen filistinliyse onlar için savaşılıyor ama madımak otelinde yakılan aydınları kimse umursamıyor...(uzar gider)

kadının biri sohbet sırasında komşusuna damadından ve gelininden bahseder: "kızımın kocası mükemmel bir çocuk. onu her akşam yemeğe çıkarıyor, lüks restoranlara götürüyor. iki hizmetçi tuttu, işi onlara yaptırıyor. kızım çok mutlu. ama oğlumun karısından çok şikayetim var. her gün 'beni dışarı yemeğe çıkar, ev işlerinden yoruldum bir hizmetçi istiyorum diyor".

buna halk arasında çuvaldızı birilerine sokup sokup çıkarırken, kendine bir iğne batırmamak, sosyollojide "çifte standart" deniyor....

sanırım imanın şartlarından biri de çifte standart.
aynı zamanda iş hayatının, sosyal hayatın kurallarından biri...

sadece bu ülkede değil, dünyanın her yerinde, her makamda, her toplulukta çifte standart baştakilerin kendi özgürlüklerini doyasıya yaşamaları için bir kalkan görevi görüyor.

olan da maalesef sade insana oluyor...

kurallar güzeldir ama sadece herkese eşit uygulandığında güzeldir...

birilerine arz ederim!

3 Ocak 2013 Perşembe

şeker portakalından tahrik olan hıyarın anatomisi

Aferin benim ahlak sahibi devletimin, pek ahlak sahibi, 
hamurundan ahlak timsalliği akan vatandaşına. 
Şeker Portakalı da neymiş, yasaklayın gari! 
Hatta araya Limon Ağacı kitabını ekleyin, 
bir iki tutam da Zencefil Adam kitabından da kattınız mı 
-ta ta- alın size mis gibi ahlaklı kış dopingi.... 
Sergideki vitrin mankeninden, 
reklamdaki ineğin memesinden, 
araştırma görevlisinin omuzundan, 
oyuncak barbie bebekten, 
hanım göbeği tatlısından, 
Pandora'nın Kutusu isimli mitolojik hikayeden, 
utanmasa yol kenarındaki direklerden bile ahlakı bozulabilecek derecede ahlak çıtası kaymaya meyilli  andavalların yaşadığı bir ülke olarak, 
sadece Şeker Portakalı isimli kitaba sadece soruşturma açmakla kalmamalıyız. 
Bence tüm narenciyeleri de bu soruşturmanın içinde değerlendirmeli ve yasaklamalıyız
Birgün üstün ahlaklı bir vatandaşımız çıkıp da 
'greyfurt, mandalina soyuyoruz, ayıptır yahu. soyma eylemi ahlakımı kötü etkiliyor' 
derse ne yaparız?