1 Aralık 2012 Cumartesi

nefret yazısı

büyük görünümlü insanlar geziyor etrafta.
o kadar kompleksliler ki bir sinek vızıltısı gibi can sıkıcı oluyorlar...
herşey onların istediği gibi olacak, herkes onların istediği gibi davranacak, her olayda fikirleri alınacak, herşeye son noktayı onlar koyacak.
etrafta "olmuş" diye tabir ettiğiniz bu insanlar, hayatları boyunca emir vermeyi bilmiş, hep kendilerini dünyanın merkezi sanmış, parasal yönden zengin ancak insanlık ve zeka ynünde rakımı düşük insanlar.
belki markaları var, belki çok iyi işler yapıyor, her geçen gün cukkalarına doldurdukça dolduruyorlar ancak bunları yaparken tüm insani özelliklerinden, kişiliklerinden-ki varsa-, zekalarından kaybediyorlar.
küçük beyinlerinin olduğu kalın kafataslarının üzerinde o kocaman burnu nasıl taşıyorlar hayret ediyorum.
artık nefretim ve tiksintim öyle boyutlara ulaştı ki, isimleri geçtiği anda kaşınmaya, sinirden dişlerimi sıkmaya başlıyorum..

kendini birşey zanneden, önüne geleni kölesi gibi kullanmayı ilke edinmiş ufak yaratıkların ne paraları, ne statüleri ne de isimlerinden korkmuyorum.

saygı da duymuyorum çünkü saygı duyulabilecek kişilik özelliklerinin hiçbirini barındırmıyorlar, aksine her adları geçtiğinde ya da kendileri ufukta belirdiğinde hayatımda hiçbir canlıdan duymadığım kadar tiksinti duyuyorum.

insanlar kendi zaaf ve eksikliklerini göstermemek adına ne şekilde iğrençleşebiliyorlar görüyorum ve bu da onlardan daha fazla tiksinmeme ve en sonunda suratlarına kusma hissi ile yanıp tutuşmama neden oluyor.

kolay kolay nefret eden biri değilim ancak yaptıkları nefret hissinin de üzerinde hissettiriyor ve artık neden bu denli ucuz insanlarla aynı ortamda olduğumu, bunlara tahammül etme sebebimi sorgulamaya başlıyorum.

maalesef bu hayatın bir kuralı, etrafta irili ufaklı bir sürü iki bacaklı böcekle yaşamak zorundayız.

bu dünya ile ilgili şüphelerim, insanların iğrençliklerini gördükçe daha da büyüyor.
ne kadar ufalabildiklerini, karşısındakine saygının zerresini duymadan hunharca ezerek yaşayabileceklerini ve maalesef koskoca ömürlerini boka bulanmış egolarının içinde bir rögar faresiymişçesine Chanel ya da Dior parfümlerle, pahalı elbiselerle, kendileri gibi sefil zengin kaypaklarıyla örtmeye çalışarak, dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanarak geçirebilecek kadar zavallı ve aptal olduklarını görüyorum.

peki, benim burada ne işim var?

dünyayı, aptallar, kompleksliler, cahiller ve katiller yönetiyor. bunların toplamı zengin ve erk sahibi(ymiş zanneden) insana çıkıyor. ama ne yazık ki ne zeka ne erdem ne de insanlık para ile satın alınamıyor.

biz olduğunca sade yaşayan, egodan, hırslardan sıyrılmış benliklerimizle insan olmak için uğraşan bunca kalabalığın, bu boklu züppelerin arasında ne işi var?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder