12 Kasım 2012 Pazartesi

sessiz manifesto

içimden geleni, içimden geldiği gibi yazıyorum.

ne düşünüyorsam o...

neyi ne şekilde ifade ediyorsam öyle cümlelerim...

o yüzden ne korkak cümleler kuracak kadar kaçak,  ne de süslü tamlamalar kullanacak kadar yavşağım...

her yanda bir suskunluk var, herkes değil konuşmaktan, düşünmekten korkar olmuş... bize Türkçe dersinde öğretilen harflerin sessizliğiydi, düşüncelerin değil.

düşünmek ne zamandan beri utanılacak, korkulacak birşey oldu...
bizi en üstün canlı kılan yetimizden ne zaman ve nasıl vazgeçme kararı aldık?

ne zaman etten kemikten bir robot haline döndük ve ne zaman sesimizi kıstık, sustuk...

Bunca kötülük var dünyada...

insanlar ölüyor, insanlar soyuluyor, insanlar şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor, insanlar haksizlığa uğrüyor, insanlara tecavüz ediliyor, insanlar katlediliyor, insanlar açlıkla, hastalıkla savaşıyor...

ama tüm suçlulara kucak açılıyor, masumlara kırbaç sallanıyor...

bunca kötülüğün- her türlü ahlak normunun kabul ettiği kötülüğün- görmezden gelindiği kürede, insanı 'insan' yapan yeti suç sayılıyor...

silah üreticileri daha güçlü, daha ölümcül silah yapabilmek için birbirleriyle yarışıyor.

insana o kadar değer veriliyor ki, insansız savaş uçakları üretiliyor. bravo!
o insansız uçaklar yüzlerce insanı saniyeler içinde yok edebiliyor...

Bunu insana insan yapıyor...

Silah üretenler uzerine kan bulaşmış milyonları fütursuzca tüketirken, bir kitap yazan terörist ilan ediliyor.

Kitaplar yasaklanıyor, makaleler yasaklanıyor...

Kalem tutan eller kelepçelenirken, C4 üreten, silah tutan ellerle tokalaşılıyor...

kalem kılıçtan keskindir atasözünün mecaz içerdiğini ne çabuk da unuttu insanlar?

ya da ilk emirin 'Oku' olduğunu,

insanı diğer canlılardan üstün kılan en önemli özelliğin düşünmek olduğunu,

tanrının doğruyu bulmamIz için akıl verdiğini...

zemin çok yumuşak, taşlar kaygan artık...

bildiklerimizi bilmememiz gerekiyor.

öğrendiklerimizi unutmamız isteniyor.

Sorgulamadan, düşünmeden, analiz yapmadan, doğruyu paylaşmadan ve en kötüsü de insani vasıflarımızdan sıyrılıp, bir ot misali yaşamamız emrediliyor.

bunu yapanlar mükemmel sayılırken, düşünenler suçlu ilan ediliyor.

etrafımdaki herkes yavaş yavaş kabulleniyor bunu, korkuyor...

korktuğu için itaat ediyor, en akıllısı bile, düşüncelerini eski bir örtü gibi sandığa saklayıp tozlanmaya bırakıyor.

dinlenmekten, mimlenmekten, özgürlüğünü kaybetmekten korkuyor herkes...
ama kimse demiyor ki "bu şekilde zaten özgür değiliz"...

korkmak istemiyorum, kendi beynimden çekinmek, doğru bildiklerimi söylemek yerine susmak hatta unutmak, düşünmemek istemiyorum.

benim özgürlüğümü iki buçuk metrekarelik taş yığını değil, 1400 gramlık mucizevi organı kullanmamak, onu yadsımak kısıtlar...

ben düşündüğüm için suçlu değilim, zarar teşkil etmiyorum...
okumak ya da yazmak beni kötü bir insan yapmaz...

bir ya da iki arkadaşımla kurduğum sözlü iletişim, sohbet ettiğim konular ya da düşünce alışverişi yüzünden terörist olmam...

kalemler, sözler, kitaplar değil korkmamız gereken...
düşünmeyen, düşünülmesini istemeyen, düşünceyi bir suç sayan, silahı kalemden üstün tutanlardan korkmalıyız...

ben düşüncesiyle bir insanı öldüren, toplumu katleden ya da bir ülkeyi yok eden bir insan görmedim...

Siz gördünüz mü?








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder