5 Kasım 2012 Pazartesi

itiraf


gözlerimizi her gün artan şiddete, haksızlığa, adaletsizliğe ve ölümlere kapatıp nasıl rahat uyuyabiliyoruz? Pembe bir dünya yok, magazin sayfalarında, TV'de gördüğümüz hayatlar gerçekliği saptıran ilüzyonlar.

televizyonlar, gazeteler, medyanın her kolu ölüm sessizliğine gömüyor yaşananları. hiç birşeyden haberi olmayan sade insanların beyni şişirme haberlerle, temelsiz hayatlarla, oyunlarla, hayal bile olamayacak kadar gerçeklikten uzak yaşantılar ile dolduruluyor.

sadece bu ülkede değil, dünyanın her yerinde her gün onlarca insan ölüyor, onlarca kadın tecavüze uğruyor, bir o kadar çocuk işkenceye maruz kalıyor ve bu insanlar hayatlarının geri kalanına bu izler ile devam ediyor. her zaman kanayacak enfeksiyonlu bir yara ile... Bizse parıltılı bir dünyanın silikon görüntüsüne bakıp hayallere dalıyoruz, gözlerimize o kadar spot ışığı veriyorlar ki, artık parıltılar haricindeki hiç birşeyi göremez hale geliyoruz...

derdimiz kimin kim ile nerede ne yaptığı, markaların en trend ürünleri, teknolojinin son model oyuncakları, futbol müsabakaları, siyasilerin hergün daha da mide bulandıran demeçleri ve çekişmeleri...

etrafımızdakileri sadece bir ürün olarak görüyoruz artık. zamanla o giysilerin içinde ne olduğunu unuttuk. sanırım bu yüzden sokaklarda karşılaştığımız, her mimiğinde binbir acı taşıyan evsizlere dikkat etmiyoruz. çünkü onların üzerinde bizim dikkatimizi çekecek marka giysiler olmuyor. bunlar olmayınca o insanlar saydamlaşıyor... ve dünyanın her yerinde üzerinde giysisi olmayan insanlar, yaşadıkları acıları kostüm olarak taşıyanlar, gerçek insanlar, bizim için görünmezler...

bize hep polyannacılık oynamamız tembihlendi. her zaman iyi yönünden bakmaya çalıştık hayata. ama yüzyıllarca hayat sürülen bu coğrafyada ne iyiydi? bu dünyada iyi olan tek birşey olsaydı polyanna olmaya gerek kalır mıydı?

kötüyü görmemek, susmak, görsek de görmezden gelmek için yetiştirildik ve bizden sonra geleceklere de bunu öğrettik. ben hergün onlarcasını okuduğum haberlerde, umutsuzluğun bin bir türünü gördüğüm gözlerde, adaletsiz kararlarda, tecavüzlerde, para uğruna dökülen kanlarda, savaşlarda, şiddette iyi bir yan göremiyorum. bu dünyada iyi şeyler oluyorsa bile ayrıcalıklı sınıfa oluyor. ayrıcalıklı sınıfı ayrıcalıklı hale getirenler ise her gün toprağın altına giriyor.

dinlerden, cinsiyetlerden, renklerden, ırklardan ve fiyattan sıyrılmış bir dünya istemem belki bu yüzdendir... yüzyıllarca kan döken bir canlı türünün bir üyesi olmaktan utanıyorum. "ben onlardan değilim" diyemiyorum maalesef. bana dokunmayan yılan bin yaşasın mottosu yüzünden bu hallerdeyiz. oysa ki bir kişiye yapılan haksızlık herkese yapılır, bu açıdan bakamıyor, bunu göz ardı ediyoruz. "ben işkence edenlerden, öldüren, sömüren, tecavüz eden, şiddet gösteren, özgürlükleri kısıtlayanlardan değilim, evet... ama ben bunca yaşanana sessiz kalarak onları onaylıyorum. bir kadın öldürüldüğünde, içim acıyor ama sessiz kalıyorum. bir çocuğa tecavüz edildiğinde, midem bulanıyor ama sessiz kalıyorum. her gün onlarca insan ölüyor hem bu ülkede hem de başka yerlerde, aldığım nefes batıyor bana, ama susuyorum." çünkü bir olay yaşandığında "orada" olmadığımız için kendimizi şanslı saymayı öğrendik. açlıkla savaşmadığımız için şanslıydık, tecavüze uğramadığımız için, savaşın içinde olmadığımız için "şükür ki şanslıydık".

benim özgürlüğümün nedeni onların benim için acı çekiyor oluşu...

özgür olduğumuz için şükredelim, yiyecek yemeğimiz olduğu için, tecavüze uğramadığımız, savaşın içinde yaşamadığımız için şükredelim...  bizim özgürlüğümüzün nedeni, dünyanın herhangi bir yerinde "biz özgür olalım" diye bu acıları çeken insanların olması. ama bir gün bizim de birileri özgürce nefes alsın diye bu acılara maruz kalmayacağımızın bir garantisi yok...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder