12 Ekim 2012 Cuma

sesler ve tatlar

her dinlediğim müzikte birşey yemiş gibi hissediyorum.

şu an and I say çalıyor, hafif loş ışığın altında yanımda Jack, onun dilinden mürekkeple hayat bulan sözcükleri içiyorum yavaşça... on the road... gitmediğim yollar benimmiş gibi geliyor. bunu Tezer'de ve Pavese'te de yaşıyorum. ama konumuz onlar değil... konumuz elimde aslında hiç tutmadığım bir kadeh pinot ile amerika'da gitmediğim yollarda seyahat ediyor ve pinot'dan bir yudum almadığım halde sarhoşlaşıyor olmam... garip değil mi?

son birkaç zamandır dikkat ettiğim seslerin ağzımda bir tat bıraktığı... şu an and I say çalıyor ve ben sanki bir kadeh pinot içmiş gibi, pinot noir'nın hafif ahududu ve duman karışımı tadını hissediyorum dudaklarımda... inanılmaz bir keyif... bu hissi sevmeye başladım artık. önceleri aklım bulanıyordu tatlar, sesler, notalar, tatlar... şimdiyse zevk duyuyorum.

her şarkıda olmuyor ya da her seste... nadir parçalar var ki, en sevdiğim tatları veriyorlar bana... bazıları ise nefret ettiğim tatları anımsatıyor. mesela çikolata gibi ya da dondurma... bu seslere karşı daha temkinli davranıyorum artık zira rahatsızlığı hem işitsel hem de tat olarak veriyorlar...

yaklaşık yarım saattir and I say dönüyor Itunes'ta ve ben iki şişe pinot içmiş kadar hafif ve keyifliyim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder