3 Eylül 2012 Pazartesi

insan ol, kafi...

Bir insanın en fazla kaç farklı karakteri, kaç değişik yüzü olabilir?
Bir kişi kaç farklı kimlikle dolaşabilir insanların içinde?

Bunlara neden olan ne peki? Sosyal hayatın karmaşasında, insanın aynı gün içinde birbirinden farkı ortamlara girip de o ortamlara uygun rolü üstlenmesi mi?
Yoksa bu kadar karmaşık düşünmek yerine, herşeyi basite indirgeyip mi bakmak gerekli bu olaya...

Yani karaktersizlik meselesi mi?

Bence kesinlikle karaktersizlik... Çünkü ne sosyal hayat, ne girip çıktığımız ortamlar, ne iletişim kurduğumuz kişiler bizi bu denli rol yapacak duruma getiremez. İnsan özünde neyse odur. diretseler dahi kişi değişemez. Suya mürekkep döksen de su sudur...

Ona ayrı, buna ayrı patrona ayrı, bakkala ayrı, işçiye ayrı, kocaya ayrı, arkadaşa ayrı ve en kötüsü de kendine ayrı davranamaz insan şayet sağlam bir karakterdeyse.

Nabıza göre şerbet vermek değil benim harcım maalesef. Zaten bu yüzden sevilmiyorum bazen. Ya da bu yüzdendirki görmezden gelebiliyor insanlar beni, hani çok da fifi...
Fakat bazen çok can sıkıcı olabiliyor bu durum. Hele ki senin üzerine oynandığını farkediyorsan ve bu yapılanların tek amacı senin olduğun kişi olmansa o zaman işler çığırından çıkabiliyor bende...

İnsanları kitap gibi görüyorum artık. Birçok şey öğretiyorlar bana. Ama bu demek değil ki hepsi birer bilgi yuvası, kültür ateşesi...Tam tersi birçok zayıflığı, alçaklığı, basitliği ve kemirgenliği öğreniyorum onlardan. Her tanıdığım insan iyi ya da kötü birşey katıyor bana. Ama açık olmalıyım ki şu zaman kadar "iyi" kategorisinde pek birşey görmedim. Benim de yanlışlıklarım, hatalarım var, ben de zayıf olabiliyorum. Ama bunu bilip, bunun üzerine gitmekte iş...

Herşeyi anne ve babamdan öğrendim her çocuk gibi... Kişisel tercihlerime, kararlarıma hiçbir zaman müdahale görmedim, bilakis doğruyu da yanlışı da bizzat deneyimleyerek öğrenmemden yanaydılar. Bana temeli öğrettiler: hakkını koru, kimsenin arkasından konuşma-iş çevirme, saygını hiç yitirme, her zaman SEN ol...

Fakat hırsların hakim olduğu ikiyüzlü bir dünyada yaşıyormuşum meğerse. Ne hakkımı koruyabildim, ne isteyebildim... İzin vermediler.
Kimsenin arkasından konuşmadım, hep nettim ama arkamdan iş çevirdiler
Saygı duydum herkese fakat saygının karşılığı korkmaktı onlarda, korkmamı istediler
Her zaman neysem o oldum, rol yapmadığım için ötelediler
Beğendiğimi, hayran olduğumu gizlemedim hiç, yalaka bile dediler...

Dedim ya çok da umrumda değil hani... Zira öğrendiklerim, deneyimlediklerim benim artılarım. Beni ben olarak kabul edemeyenlerin ise eksileri Everest'e ulaşmış.

Herkesin karşısındakinden şikayetçi olduğunu gördüm. Ama bu şikayetlerin asıl sebebi kendileri... İnsanlar kendi zayıflıklarını örtmek için başkalarının kusurlarına odaklanıyorlar.

Bacaklarına güvenmeyen bir kadının, sokakta gördüğü çarpık bacaklı diğer kadınları herkesin gözüne sokmaya çalışması gibi...

ya da

en ahlaksızın sürekli namustan bahsetmesi, en yalancının doğrucu davut olması, en zavallının zulm etmesi...

Hırsların dünyasında hırsı olmayan bir insan olarak var olamayacağımın farkındayım. Zaten düşünce olarak bu çembere de karşıyım. Fakat mecburen bu girdapta bende dönüyorum. Daha doğrusu onlar dönüyor ve ben seyrediyorum. Varsın olsun, ben seyirci kalmaya razıyım, yeter ki bana bulaşmayın. Ufak hırslarınıza, statü kaygılarınıza, parasal doyumsuzluğunuza, yalakalığınıza bulaştırmayın beni, kafi...

Unutmadan bir de maskelerinizi çıkarıp aynada bir bakın kendinize... üzerinize lahananın yaprakları gibi giydiğiniz tüm o rollerden sıyrılın, çıplak kalın ve bir bakın o aynaya şayet cesaretiniz varsa yüzleşmeye... orada görecekleriniz, o zihnin içindekiler kendinizsiniz...

Olmadığınız kimliklere bürünmeyin, kim olduğunuzu unutmayın...

Ne de güzel demiş ya Mevlana, herkesin ağzına sakız olmuş lafı "Ya olduğunuz gibi görünün, ya da göründüğünüz gibi olun" diye...

Ben de bir ekleme yapıyorum bu güzel söze:

"Sadece insan olun, kafi..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder