31 Temmuz 2012 Salı

yumurtalar ve solucanlar

nereye gittiğimi bilmeden bir yerlere gitmek istiyorum. insan tanımaktan, insanlarla konuşmaktan gün geçtikçe tiksinmeye başladım. insan olmaktan ve buna mahkum olarak, son kullanma tarihime kadar soluk alıp vermeye çalışmaktan.

tatminsizliğim bardaktan taştı artık. ne olmak istediğimden, kiminle olmak istediğime, nerede yaşamak, nerede çalışmak, bla bla, karar vermek istemiyorum. kısacası, milyarlarca yıllık şu evrende yaşamış milyarlarca insan gibi, aynı döngüde bir o tarafa, bir bu tarafa savrulmak, bu başıma gelenlere ise hayat demek istemiyorum.

rüyamda öldürülmek üzere olduğumu gördüğüm bir geceyi hatırlıyorum. her zaman alacakaranlık rüyalar görürüm. durmak bilmeyen beynimin gün içindeki gelgitleri, yarı ölümü yaşadığım ve huzur bulabileceğim tek zaman olan gecelerde dahi beni rahat bırakmıyor. nasıl bir hata yaptıysam, hatamın cezası olarak beynim ile sınanıyorum ve eminim ki yaşadığım bu çıkmaz en ateşli cehennem azabından bile daha acı vericidir. pek iyi bir insan olduğumu söyleyemeyeceğim, bilakis "kötü" kategorisinde değerlendirilecek bir çok şey yaptım. ama en büyük kötülüğü elbette ben değil tanrı yaptı ve beni yapacağım hataları gerçekleştirmem için aranıza yolladı.

doğumu bile olacakların habercisi olan biriyim. haz arayan iki insanın bir anlık dikkatsizliği, bir diğerini arkada bırakmak için çabalayan milyonlarca kendiliksiz spermin, amaçsızca bir yumurtayı döllemek adına meydan bulmasına neden olmuş. yumurtalar ve solucanlar. tiksindirici bir sıvıdan doğan mucizevi yaratıklar. hayatın her safhasındaki yarışın nedeni o salak spermlerin kendiliksiz rekabetinden kaynaklanıyor. ömrünüz boyunca başınıza geleceklerin, tüm dertlerin, boktan olaylar ve insanların ve hiç bir zaman doyuramayacağınız sonsuz tatminsizliğin nedeni bu ufak, çirkin hücreler.  tebrikler hamilesiniz kısacası boktan hayata atacak bir topunuz var artık!

kendini bilmenin yaşı kaç? umrumda değil. ben kendimi o rahme düştüğüm anda bildiğime eminim. çünkü doğmamak için yapabileceğim herşeyi yaptım bir anne karnındayken. düşmek için çabalayan bir embriyo, onu kurtarmak için kıçlarını yırtan zalimler. plasentanın içinde verdiğim mücadele dünya denen daha büyük ve bir o kadar da boğucu bir diğer plasentada devam ediyor malesef. anne karnında atılan tekmeler haz verir ebeveynlere. aslında o tekmeler oradan kurtulmak içindir. hiçbir bebek doğmayı istemez ama bunu nedense yanlış anlıyor insanlar. kendini bilen bir bebek olarak, kendimi boğma girişimlerimden bir başkası, daha acı verici bir şekilde sonlandı ve kordonu boğazıma doladığımı farkeden biri bizi gözetliyor hekimler, acil bir operasyonla çıkardı beni oradan. ağlamak istedim, ağladım da çığlık çığlığa. ciğerlerimi yırtarcasına "lanet olsun size" naraları attım fakat bunu sağlıklı bir bebek olduğuma verdiler.

zengin iki insanın bir anlık kaçamağının bedelini ödeyen bir zavallı olarak sürdürüyorum bu sürgünü. çocukken yaptığım denemeler başka bir hikayenin konusu ancak kısaca özetlemek gerekirse, sizin sakarlık ya da kaza diye adlandırdıklarını bilinçli olarak yaptım ben. kırılmayan bir kemiğim kalmadı, iki kere yoğun bakıma girdim, beş kere midem yıkandı bla bla. bunlar çocukluk ve ergenliğimin (bir düzine psikiyatriste göre) en zavallı anıları. Bana göre ise zavallı olan hasta bir ruha sahip olmam değil, yaptığım her eylemin başarısızlıkla sonuçlanması.

kaza kurşunu ile hayatlarına monogamik olarak devam etmek zorunda kalan iki genç insan için zor bir durum...

imrenilecek fiziği ile yıllarca övünmüş olan genç kızın, pek de akıl karı olmayan bir travma yaşamasına sebep oldum. hem de ne travma... histerik kişiliğini, fiziği ile etkilediği adamlar ile dizginlemeye çalışan biri için, yırtık bir condom ve kendiliksiz spermler yüzünden karnının her geçen gün şişiyor olması, kuşkusuz büyük buhrandan bile daha büyük bir buhrandır! karnında bir yaratık taşıyor olması, onun hareket ediyor olması ve bir de hamilelik ile ilgili kitaplardan öğrendiği kadarıyla karnından çıkan şeyi bir inek misali memeleri ile besleyip, memelerinin-o diri, dekoltelere sığmayan memelerinin- sarkacak olması ise intihar sebebidir, ancak o kadar cesur değil maalesef. dünyadan böyle(kendisi gibi) bir güzelliğin yok olmasını istemeyecek kadar umursuyor insanlığı... işin 34 beden giysilerinin olmamasına, çirkinleyen suradına ve onunla sevişecek bir adam bulamamasına girmiyorum.

sarı saçları, ayna karşısında saatlerce çalıştığı şuh bakışları ve bir o kadar minik beyni ile babamsa, ejekülasyondan arta kalan zamanlarında hiçbir şey yapmayan bir delikanlıydı. zaten her konuda beceriksiz olan biri için, onca condom arasından yırtık olanı seçmek zor olmasa gerek. onun fiziksel bir sıkıntısı olmadığından, -erkekler için karnında bir yaratık taşımıyor oluşu bir artıdır - annemin yaşadığı hamilelik travmasınından daha az hasarla yırttı. yırtamadığı artık götünü yayıp evde oturduğu sürelerde, köpek gibi çalışarak para kazanmak ve sürekli şişen bir kadının bitmeyen aşermeleri....

nitekim doğmak zorundaydım, tüm imkanlarımı zorlasam da benim de bir sınırım olduğunu o yapış yapış yerde farkettim malesef. siz her ne kadar kararlarınızı kendinizin verdiğini sanıyor olsanız da, o kararlar siz farkında olmadan başka biri tarafından veriliyor, size düşen replikleri tekrar etmek...

şanslı sayılabilecek bir sınıfa mensup olarak geldim dünyaya. yani şanslı oluşları, banka cüzdanlarındaki hanelerin fazla oluşuyla doğru orantılı. babam değil ama annem tam zengin sürtüğüymüş. gidip de böyle bir gerzeği nasıl bulmuş hala şaşırıyorum ya... neyse ki eline geçenleri değerlendirecek ve üzerine daha da katarak bana- biricik evlatlarına- hatırı sayılır bir servet bırakacak kadar kullanabilmiş sevgili babam. biliyorum, bana kalmasından sa, kreamtoryumda cesedi ile yakılmasını ve küllerin de benim suradıma üflenmesini daha çok isterdi fakat akıl sağlığı nedeniyle vasiyetini vekaleten dolduran annem ona son naniğini bu şekilde yapabildi.

********************

her geçen an artan tatminsizliğini servetinin sınırlarını zorlayarak doyurmaya çalışmış, hazzın her türlüsünü tatmiş, hem ruhunun hem de bedeninin sınırlarını zorlamış biriyim.
bu yuzden, zaten baştan yenik başladığım bu yaşam zorbası, her geçen gün daha da ısınıyor ve ben bu dünya denen kazanın içerisinde yanmaya mahkumum.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

nefes

yine 'O' anlardan biri daha
sanki girdap oluşuyor içimde, yavaştan herşeyi yutuyor.
nefes almanın zor olduğu bir an ama almak için çabalamadığımı farkediyorum. uzunca bir süre tutuyorum içimde dışarı çıkmak isteyen sıcak, kirli havayı
sanki damarlarımda akan tüm kanı hisseder gibiyim
damarlarımın içindeki bu belirsiz hareket
hafif bir uyuşma ve bu uyuşukluktan doğan serin bir haz veriyor.
keşke daha güzel tarif edebilsem bu hissi, damarlarımda kan değil de buz gibi bir nehir akıyor sanki.
göğüs kafesimin içinde çırpınan bir şey var
almadığım her nefeste daha da yavaşlayan kalbim içeriden vuruyor kendini hatırlatırcasına: "Tık, tık. lütfen, bir nefes"
her saniyede daha da yavaşlıyor bu beni duy tıklatmaları. bana bağımlı olduğunu görmek zevk veriyor, acı çekişini dinlemek, her an daha yavaşlamasını hissetmek, atışları ağır bir ritimmişçesine takip etmek çok güzel...

hayatım boyunca en sevdiğim anlardan biri bayılmanın ilk evresi oldu. soğuyan vücut, ardından gelen bir titreme. nabzın derini yırtarcasına belirginleşir, bir anlığına da olsa yavaşlatırsın etrafında hızla dönen dünyayı ve perde kapanır. karşında flulaşırken yüzler, boğuklaşan sesler arasında yine bir ağır çekim ve sonsuzluk... hayatının çok kısa bir anında "ansızlığı ve bilinçsizliği" yaşamak keyif veriyor bana. baygınlık süresince -kısmen- yok olduğunu bilmek güzel, çirkin olan seni ayıltmak için çabalayan insanların tokatları ve kolonyanın keskin kokusu... ben daha fazla zevk aldıkça daha az bayılır oldum. hatta hiç bayılmıyorum şu sıralar. sadece ufak tefek denemeler ile o ufak hazzı yaşamaya çalışıyorum.

yaşadığım ve 'O' an diye adlandırdığım bu şey ne bilmiyorum. herşeyi yavaşlatıyorum, önce nefesimi hapsediyorum ciğerlerime, damarlarımdaki kanın soğukluğunu hissetmeye çalışıyorum. yavaşça uyuşurken vücudum, seyrekleşen kalp ritmimi dinliyorum. okyanusta olduğumu ve suyun içine gömülmeye başladığımı hayal ediyorum. hiç hareket etmeksizin kendi girdabıma kapılmak istiyor, savrulmanın verdiği o müthiş hazzı sonuna kadar yaşamak istiyorum.
işte yine o anlardan birinde ben uçuyorum aslında. özgürlüğümü ancak bu şekilde hissedebiliyorum.

ama nefes almam gerekiyor şu anda. ben istemesem de refleks olarak açılacak ağzım ve ani bir nefes ile dolacak ciğerlerim. yine başlayacak tutsaklık.