25 Haziran 2012 Pazartesi

kıçolog olmak

ben bir kıç severim.
Evet bunu açık ve net bir şekilde söylüyorum. Bilerek sevmiyorum kıçları. fetişist falan da değilim. Zaman, insanlar ve hayat beni bu hale getirdi. Çok da deneyimlendim aslına bakarsanız. Her tür kıçı ayırt edebiliyorum artık. 'Bu kıç' diyorum içimden ' güzel göründüğüne bakma, kesin ishaldir' diyorum. Ve nitekim de çıkıyor dediğim. laf ishali olmuş bir kıç işte, kokmuyor ama koksaydı buna da şükür derdim dedirtiyor. Neyse beni kıç sever durumuna bizzat hayatıma girmiş, çıkmış, girme ihtimali olan, yakından uzaktan tanıdığım insanlar getirdi. ben o insanları sevdim zannettim ama hepsi birer kıç çıktı işte....

bunu farketmek görünürde 24 seneme, görünmeyen kısımda önümde amaçsızca uzanan ömrüme mal oldu diyebilirim. Çok gencim ama çok insan tanımanın yaş ile alakası yok. Belki de vardır, ben genel geçer kuralları sallamam hepsi bu. benim şanssızlığım kıç olanların bana denk gelmiş olması ve zamanla benim insan sevdiğimi zannedip kıç sevdiğimi fark etmem...

Durup uzaktan seyredince bazen arkadaş dediklerinizi, tanıdıklarınızı, adam yerine koyup da konuştuğunuz insanları, zamanla her şeyi daha net görüyorsunuz. Anatomi bilginizden kuşku duyuyorsunuz. Yıllarca yüzüne baktığınızı düşündüğünüz bir insanın aslında kıçına bakmış olduğunuzu farkediyorsunuz. ne acı bir farkındalık! ama tüm farkındalıklar acı değil midir zaman zaman... Evet maalesef o ...kafa değil, surat da değil bir kıç! Bir tane de neymiş, bir sürü, boy boy, model model...

Yıllarca bu kadar kıç tanıyınca haliyle benim gibi bir karar alıyorsunuz: Kıçolog olmak! Kıçlarla olan hikayem böyle başladı işte, yanlış anlaşılmasın bahsettiğim kıçlar o iki tane et parçası olanlar değil, bu kıçlar kıç olarak doğuyorlar, yani aslında kıç yerine başka birşey demek isterdim ama diyemiyorum, Babam küfür yazınca kızıyor, anlayıver işte! Sonra bana kızıyorlar neden insanların kıçına bakıyorsun diye ama diyemiyorum ki kıçınız sandığınız aslında kafanızın yerinde. Benim baktığım daha doğrusu görmeye çalıştığım kafalarınız diye...

kıçlar güzel değildir. Birincisi o kıçların Adriana Lima'nın Victoria's Secret ambalajlı kıçıyla ya da Jennifer Lopez'in sigortalı koca kıçıyla uzaktan yakından alakası yoktur. Keşke benzeseler dersiniz çünkü en azından baktığınızda biraz da olsa can sıkıcılıklarını, sinir bozuculuklarını, salaklıklarını görmezden gelme şansınız olur. Ama yok! Bu kıçlar kıç işte en şekilsizi, çirkini, gereksizinden. Konuştular mı laf yerine başka bir şey çıkıyor ağızlarından...
ne olduğunu ben söylemeden anlayın, onu dememe de kızıyor babam

9 Haziran 2012 Cumartesi

ne önemi var?

Cinsiyetim, dinim, hangi soydan geldiğim, etnik kökenim, cinsel tercihim, ten rengim, göz rengim, bacak boyum, saç modelim, giysi markam, oturduğum muhit, kullandığım araba, bilmemkaç megapiksel çözünürlükte fotoğraf çeken cep telefonum, gezdiğim ülkeler, taktığım taş parçasının borsadaki değeri...bunlar benim için neden önemli olsun?

 Ben çıplak gezmeyi hep sevdim. ama gezemedim. kendi evim içinde gezebildim sadece. geçtim aynanın karşısına baktım bedenime. tanımaya çalıştım çünkü bu dünyada nefes aldığım süre boyunca benimle bir tek o birlikte olacaktı. moda tasarım bitirmiş olmama rağmen saçma geliyor ya giyinmek... giydiğim kumaş parçaları. her üç bilemedin altı ayda birileri daha çok kazansın diye değişen kumaş parçaları... bunların ne önemi var ki?

********

Annem ve babam aşık olup, sevişip beni yaptıklarında(hala çok kızgınım korunmadıkları için ama neyse olduk bir kere) yarışa giren o hücrelerden X'in baskın gelmesinin, gen kodum yazılırken dişiliğimin temelinin atılmasının ne önemi var ki?

*******

Müslüman bir toplumda doğdum. tanrıyı keşfettim kendi kendime. kimsenin de yardımına ihtiyacım yok bunun için. müslüman dediler, onu da öğrendim. mantığıma uygun olanları kabul ettim, mantığımın almadıklarını anlamak adına hep sorguladım. müslüman olsam hristiyan olsam ne olacak?

********

Sevimli bir sülalem var. hepsi şeker, yeryer deli, yer yer akıllı. ama şekerler. çok meşhur bir soyadımız, soyadımızla orantılı olarak yıllanan mirasımız, uçsuz bucaksız tarlalarımız, her bankada itibarımız yok. olmasının ne önemi var ki?

********

Selanikten mübadele ile gelmiş bir sülale, karışığız herşeyden var. ama sonuçta bu topraklara hizmet etmiş insanlar olarak Türk'üz diyoruz. bunu demenin ne önemi var ki?

*******

Sarıya çalan beyaz-yarı hastalıklı- bir ten rengine sahibim. güneşi de sevmem bronzlaşmaktan hoşlanmam. ailede esmer de var ama anne baskın işte beyazım. kahverengi gözlüyüm, en klasiğinden bir tutam. bir buçuk metre boyum var, düz saçlıyım... Kahverengi gözlü, düz saçlı, beyaz tenli, kısa boylu olsam ne olacak ki?

*********

Kumaşlar renkli, almayı öğrettiler, örtün dediler örtünüyoruz. binbir tane isim, isim duyuldukça büyüyen rakamlar var. marka diyorlar. giydiğim üzerimde kilalarca ağırlık yapan kumaş parçası bilmem ne markası olsa ne olacak?

********

Ehliyetim yok, ehliyet olsa araba alacak param da yok. ayaklarım var her akşam kremlerken sevdiğim. hani şimdi bir ferrarim olsa ne olacak?

***********

Ülkemim dışına burnumu çıkarmadım. isterim elbette farklı kültürlerden insan görmek ve "ne güzel aynıyız" diyebilmek. ama çıkmadım, hani dünyayı gezsem ne olacak?

***********

Telefonu sevmiyorum. bundan sonraki evrime tek katkısının özerkliğini ilan etmiş baş parmaklar olacağını zannediyorum şayet radyasyondan gebermezsek. ama ailem uzakta ve benim sesimi duymaya ihtiyaçları var. keza benim de onlarınkini. ama megapikseli ne bilmiyorum hani mükemmel fotoğraf çekse ne olacak?

************

Takı severim. hele yüzük bayılırım. ama önüme pırlanta koysan mal mal bakarım, altının sahtesini de gerçeğinide ayıramam, elmas deyince aklıma sadece yeşil elma geliyor, zümrüt güzel bir isim, yakut deyince de canım şarap çekiyor. hani mücevheratım olsa ne olacak?


Kadın olmam, müslüman doğmam, asilzade bir soyadı taşımamam, çok büyük paralar verilerek alınmış giysilerimin, telefonumun arabamın olmaması, sağıma soluma değerli(?) taşları takmamam, ten rengim, etnik kökenim... bunların 'benim sadece insan olduğumun' önüne geçirmenin ne önemi var?
 Çıplak bedenimiz, ruhumuz ve aklımız...bu üçü bizim için zaten yeterliydi. sırf birileri bizi daha az düşündürsün, daha çok birbirine düşman etsin, eşitliğimizi yok etsin diye bu kavramlarla giydirdikçe giydirdiler. ve sonunda üzerimize giydiğimiz giysilerin markalarına göre birbirimizi sınıflandırdık; iç mekanizma olarak aynıyken sırf birimizin çıkıntısı(pipisi) var diğerimizin memeleri çıkıyor diye birbirimizden utandık, zayıf gördük; farklı coğrafyalarda yetişmiş olmamızdan dolayı gruplaştık(hepimizin aynı metrekarede doğmuş olması ne kadar muhtemeldi? elbette farklı yerlere serpilecektik ama bunu ayrım haline getirmeye ne gerek var?); beyaz bir deriye sahip olmakla siyah bir deriye sahip olmanın arasındaki fark neydi de insanlar yıllarca renkleri birbirlerine düşman kıldı. aslında en güzel renk uyumu siyah ve beyaz değil miydi? inanmak güzel neye inandığının bir önemi yok. hepsi insan olmanın ehemmiyetini anlatmıyor mu ilk başta? ortak noktası ve temel taşı insan değil mi bunların? bu dünyadaki herşey klişe bir şekilde "insanlar için" değil mi? o zaman neden insanlığımızın önüne binbir türlü nicelik ekleme gereği duyuyoruz. bu saydıklarımın ya da saymayı unuttuğum daha onca şeyin sadece ayrım getiren fazlalıklar olduğunu bir görebilsek... doğum anında ve sonrasında hak olarak eşit olduğumuzu bir bilebilsek... vaginanın, penisin, engelli olmanın, zenci, Türk, hristiyan vs.vs olmanın hiçbir öneminin olmadığını ve aslında ne kadar basit ve bir o kadar güzel varlıklar olduğumuzu anlayacağız. ama izin vermeyecekler. hemde buna izin vermeyenler de insan... tek farkla aç gözlü, gözü kağıttan başka birşey görmeyen ve insani duygulardan yoksun et parçaları...

7 Haziran 2012 Perşembe

Canım sıkılıyor çünkü:



Canım sıkılıyor çünkü kendi acizliklerini, eksikliklerini, aptallıklarını kısacası kendi kusurlarını örtmek adına başkalarına mana bulmak kadar ilkel olan insanlar var etrafımda.

Canım sıkılıyor çünkü sizin kendini beğenmişliklerinize katlanamıyorum.

Canım sıkılıyor çünkü “benim gibi olmayanı yok sayarım” mantığınıza katlanamıyorum. Kimse sizin gibi giyinmek, sizin gibi konuşmak, aynı müzikten zevk almak, aynı bilgiye sahip olmak, sizin kadar zayıf ya da sizin kadar güzel ya da her neyseniz- o olmak zorunda değil. Kimse kimsenin kalıbına uymak, aynı düşünceleri paylaşmak, aynı yalaktan su içmek zorunda değil. Canım sıkılıyor çünkü yaptığını onca eleştiri mide bulandırıcı.

Canım sıkılıyor çünkü ne kadar mide bulandırdığınızın zerre kadar farkında değilsiniz. Alay ettiğini, bepenmediğiniz insanlardan daha beter halde olup da bunu gizlemek adına yapamayacağınız hiçbir şey yok ya-zavallısınız-!

Canım sıkılıyor çünkü modadan anlamak zorundaymışım gibi davranıyorsunuz.

Canım sıkılıyor çünkü sizin ne beğendiğinizi beğenmek, ne giydiğinizi giymek ne de beğenmediğinizi yermek zorunda değilim. İsteyen istediğini giyer-sevgili çokbilmişkumaşfetişistleri-

Canım sıkılıyor çünkü tepeden tırnağa aynı mantığa bürünmüş farklı suratlara bakıyorum. Siyasetçisinden vatandaşına, siyasetçisini eleştiren vatandaşından, vatandaşını beğenmeyen siyasetçisine, aydınına, cahiline kadar herkes aynı kafada. Kendine benzetmenin amacını biri bana da anlatsın sizi bu kadar sürükleyen şey ne?

Canım sıkılıyor çünkü herkes birbirinin yüzüne gülüp arkasından konuşuyor. Millet birbirinin ağzına lokma koyarken bir yandan çomakla dürtmeden yaşayamıyor.

Canım sıkılıyor çünkü beğenmeyip arkasından konuştukları insanlarla yan yana konulduklarında ucube olduklarının farkında bile değiller.

Canım sıkılıyor çünkü salaksınız

Canım sıkılıyor çünkü kendinize bakmak yerine başkaları ile çok fazla haşır neşirsiniz.

Canım sıkılıyor çünkü hiçbir şeyi beğenmiyorsunuz. Ama nedenini biliyorum: çünkü kendinizden hiç ama hiç hoşnut değilsiniz. Kendinizi beğenmiyor, başkalarına bunu yansıtıyorsunuz.

Canım sıkılıyor çünkü artık her gün bu insanlara tahammül etmekten yıldım.

Canım sıkılıyor çünkü kalıplarınızı istemiyorum

Canım sıkılıyor çünkü köleleştirmeye çalışıyor, ben sustukça azıyorsunuz. Sanmayın ki sizin bu tavrınıza susmakla daha bir eyerlenesi hale geliyorum. Bir gün tersine gelip de çifte yemeyin! Susmak daha ne kadar boka dönüşeceğinizi ve bunu daha ne kadar insanlara sıçratacağınızı görmek istememden. Sizinle içten içe eğleniyorum.

Canım sıkılıyor çünkü yapmak istediklerimi yapamıyor, yapmak istemediklerimin arasında kayboluyorum.

Canım sıkılıyor çünkü çıplak gezemiyorum

Canım sıkılıyor çünkü çıplak gezmek istediğimde ya da bunu söylediğimde ahlaksızmış gibi, deliymiş gibi algılanıyorum. Ben sadece vücudumu seviyorum, kendimi kumaşların arkasında huzursuz hissediyorum, doğama saygım var. çıplaklıktan utanacak hale getirdiğiniz diğerlerine gerçekten acıyorum. Benim memem ya da popom başkasını ilgilendirmez. Başkasınınki de beni. Hele hiç ama hiç etkilemez. Ahlaksızlığınızı, bastırılmış cinsel dürtülerinin azgınlığını ben çekmek zorunda değilim.

Canım sıkılıyor çünkü ayrımcılıkla örülmüş beyninizi akıtamıyorum.

Canım sıkılıyor çünkü kadını aşağılıyorsunuz. Bunu sadece erkeklere söylemiyorum. Kadınlar da kadınları hor görüyor ve bu benim sabrımı haddinden fazla taşırıyor.

Canım sıkılıyor çünkü kağıt parçasını kendinizden daha çok  seviyorsunuz.

Canım sıkılıyor çünkü “tü kaka, ayıp”larınızı söylerken, içten içe ayıpladıklarınızı arzuluyor ve ironi yaratıyorsunuz.

Canım sıkılıyor çünkü mini etek giyen bir kıza orospu damgasını vuran bir zihniyetiniz var. Bu lafım da sadece erkeklere değil kadınlara da! Kimin ne giydiği sizi neden ilgilendiriyor? Her kadın istediğini giyer, ister mini etek, bikini giyer; ister türban takar-kendi isteğiyle olduğu sürece-! Kimin kendini ne şekilde beğendiği sizi nasıl ilgilendirebiliyor anlamıyorum!

Canım sıkılıyor çünkü bu baskılarınızdan dolayı özgür olduğumu değil, hareket ederken, açık havadayken görünmez duvarlarla mahkum edildiğimi hissediyorum. Ben mini etek de giyerim, bikini de! İstersem türban takıp da gezerin, sana ne? Senin azgınlığının ceremesini ben çekmem. Bana bakıp da cinsel dürtülerin harekete geçiyorsa, abdestin bozuluyorsa ilk önce kendini bir sorgula. İçindeki kimseye açıklamadığın bu duygular, düşüncüler tamamen senin ne kadar ilkel olduğunla, sapıklığınla alakalı. Ben eteğimi giyerim, sen beni görmek istemiyorsan başka tarafa bakarsın. Budur! Ben de zaten kalkıp senin gözüne sokmam o eteği!

Canım sıkılıyor çünkü tanrıya da kızgınım. Onca kez kitap gönderdin, onca peygamber görevlendirdin. Anlamadın mı hala bu insanların “insan” olduğunu. Yarattığın, “evrenin en gelişmiş canlısı” yaftasıyla dünyaya saldığın bu mükemmel organizma aslında tek hücreli amipten de basit bir canlı. Sen ne dedin bilmiyorum, emirlerin neler-gerçekte demek istediklerin- ama yanlış yaptın. Belki bizim iyi olmamızı çok istedin ama işgüzarlığımız seni de şaşkına çevirdi değil mi? Herkes kafasına göre atıp tutuyor senin emirlerin hakkında. İçten içe kendi isteklerini senin emirlerinmiş gibi fetvalarla beyan ediyorlar. Bir takım cahil de bunlara tamah edip asıp kesiyor. Seni kullanarak kendi egolarını yükseltiyorlar. İnsanları seninle korkutup kendi korku imparatorluklarına köle yaptılar yıllarca. Hala da devam ediyor. dinin kul ile tanrı arasındaki iki kişilik bir diyalog olduğunu neden anlamıyorlar.

Canım sıkılıyor çünkü doğdum. Doğdum ve yaşamak zorunda bırakıldım. Doğdum ve zihnimi, ruhumu, akli dengemi zedelemiş olarak öleceğim. Benden geriye bir şey kalmasını zaten istemiyorum ama ‘bende’ bir şey kalmayacak ona hüzünleniyorum. Ölen bebeklere imreniyorum bazen. Aaa ne kadar acımasızım, çok ayıp! Ne ayıbı ne güzel işte, tertemiz olarak gidiyorlar. Nereye gittikleri hakkında bir fikrim yok ancak buradan daha iyi olacağına eminim. Hiçbir bebek, burada yaşayacaklarını hak etmiyor. Dünyada çektiğin her dert, maddi-manevi sıkıntı, hayal kırıklığı, eksiklik vs. vs. sana toprak altında bin kurtçuk olarak geri dönecek.-sürpriz- Velhasıl, doğdum ve sonra her şey boka sardı. Daha doğrusu zaten bokun içine doğdum. Hepimiz onun içine doğduk. Ama çok ufak bir azınlık bunun farkına vardı. Ne güzeldir ki bu bokun içindeki yolculuğa ‘kendi nefeslerini kendileri tutarak’ son verebildiler. Bu bokun onları sinsice boğmasına izin vermediler. Kimileri de son vermek istediyse de bok izin vermedi. Ama şöyle bir şey de var ki: bu hayatın hala yaşamaya değer olduğunu savunanlar var. Görmezden gelmenin daniskası. Stockholm sendromunun farklı bir versiyonu. Gizli mazoşizm. Neyi yaşamaya değer bir anlatır mısınız?

Canım sıkılıyor çünkü, bu dünyada gerçek olan tek şey her şeyin sıkıcı olması. Mesela en başta sütyen!