11 Nisan 2012 Çarşamba

gloomy day playlist

güneşli havaları hiç sevmedim. yağmur, kapalı bir gökyüzü kendimi her zaman daha iyi hissetmeme sebep olur. böyle zamanlarda da dinlenecek şarkılar bellidir benim için. bu liste en sevdiğim havalarda, kendimi tekrar tekrar notalar ile vaftiz ettiğim bir liste...

1. j.viewz-smooth criminal
2. anja garbarek- this momentous day
3. saltillo-a hair on the head of john the baptist
4. kasper bjorke- heaven
5. phantogram- when I'm small
6. soley- pretty face
7. smoke city- underwater love
8. smooth- heart beat
9. yann tiersen- la rupture
10. klaus waldeck- get up carmen

şayet yalnız dinlemek istemiyorsanız önerim, Sylvia Plath, Tezer Özlü ya da Cesare Pavese'i davet etmeniz.

2 Nisan 2012 Pazartesi

bir bilseniz...

yasalara göre normal bir vatandaşım.
insan öldürmedim
-kısmen-
Ama kafamın içinde her gün birkaç kişiyi zevkle öldürüyorum.
Suratlarına bakıp, bana anlattıkları saçma şeyleri dinlerken, daha doğrusu dinlermiş gibi yaparken; cinayetlerini planlıyorum.

kendi isteklerini anlatmayı, kendilerinden bahsetmeyi çok seviyor insanlar. onlar kendilerini süslü cümleler ile anlatırken, ben onlara en yakışacak cinayet silahını seçiyorum.
hararetle anlattıkları şeyler zerre umrumda olmuyor,
o sırada " boğazını mı kessem, yoksa boğsam mı", "bıçağı sokup çevirsem mi daha fazla kan çıkar, yoksa yatay mı kessem" diye adım adım planlıyorum cinayetlerini...
onlar benim onları dinlediğimi varsayarken, ben onları bazen onlarca bıçak darbesi ile kevgire çeviriyorum, bazense yedikleri yemeğe zehir katıp yavaşça açlıklarını sonsuza dek dindirmelerini seyrediyorum.

kimisi o kadar çok anlatıyor, durmaksızın konuşuyor ki onlar için en iyisi oksijensizlikten boğulmaları diyerek ellerimi boğazlarına doluyorum. gözlerinin içine bakarak, bazen tanrıya bile inandığım oluyor o anlarda. o kadar güzel bir duygu ki... gözleri yavaşça büyüyor, boğazından hırıltılı bir ses geliyor, son çırpınışlar.. son yardım için bir nefes daha.. ah bir nefes alabilse...
onca zaman aldığı nefesleri boşa harcadığına nasıl da üzülüyordur diye düşünüyorum.
morarmasını seyrediyorum... ama bu işlemdeki son poz hiç estetik olmuyor. kocaman gözler, mor-siyah bir surat, salakça açılmış bir ağız...
çok zorda kalmazsam bu şekilde öldürmüyorum.. ama bazıları çirkin ölmeyi hakedebiliyor...

işte, siz gün içinde konuşurken, birşeyleri hararetle anlatırken ya da saçmalarken, ben sizi dinliyormuş numarası yapıyorum. aslında o sırada sizi katlediyorum kafamda...

bir bilseniz... benden nefret edersiniz. çok da umrumda değil düşündükleriniz, nefretleriniz...
bazen biri telepatik bir şekilde yanlışlıkla kafamın içini okusa, aklı çıkar diyorum kendi kendime... öyle güzel öldürüyorum yani..

aslında kimseyi öldürmedim-gerçekte-
öldürmem de...
ama zihnimde herkesi birkaç kere öldürmüşlüğüm var.
diyorum ya;
gün içinde normal davranışlar sergilerken, sizi dinlerken ya da birşeyler anlatırken, aslında ben o kişi değilim.
aklımdan geçenleri bir bilseniz...
ama rahat olun gerçekten eyleme dönüşmeyecek.
çünkü ben defalarca öldürmekten zevk alıyorum...zihnimde...