1 Mart 2012 Perşembe

beklentiler

doğduktan sonra herşey boka sardı.
hep birşeyler bekledi insanlar sizden..
ilk önce emeklemenizi, derken yürümenizi...bir gün bir kelime söylemenizi sonrasında ise cümleler kurmanızı...tuvaletinizi altınıza yapmamanızı, sıcak olana dokunmamanızı, hayır denilince durmanızı, belli başlı kuralları öğrenmenizi beklediler...
sevmenizi beklediler birşeyleri, daha doğrusu kendi sevdiklerini sevmenizi...
size öğrettikleri hep kendileriydi, siz kendinizi öğrenemediniz bir türlü...
beklentiler yaş ile doğru orantılı olarak arttı.
5 yaşına kadar çocuk oldunuz, daha sonrasında içsel çürüme başladı...
5 yaşına kadar kendinizdiniz, sonrasında ise seramik sanatçısının avucunun içinde şekilden şekile giren bir kil parçasına dönüştünüz. herkes belli sınırlar koydu...
bitmek bilmeyen beklentiler gittikçe çoğaldı, onlar çoğalırken benliğiniz hızla ufaldı...
kenidiniz olamadınız ki hiç; olduğunu sandığınız kişi, sizden önce yaşamışların yansımasıydı...
size hep öğrendiklerini "başkalarından öğrendiklerini" öğrettiler.
seçme şansı bırakmadılar, kendiniz olma şansını da...
kendiniz olmak istediğinizde "başının dikine gidiyorsun" deyip önünüze geçtiler..
demek istediklerinizi hep içiniza attınız yalan söylemeyin!
bebekken cümle kurduğunuzda atılan sevinç çığlıkları zamanla yerini "sus, konuşma, nasıl bunu söylersin"lere döndü...
süslü nezaket cümleleri, gereksiz sohbetler, iltifatlar, konuşmalar...bunların hiçbirini söylemek istemediniz... söylettiler size ama farkında değildiniz...
doğru ve yanlışı öğrettiler ve gurur duydular bununla..
size hep "evet" dedirttiler, "tamam" dedirttiler...
"hayır" dediğinizde ya kaba oldunuz ya da uyumsuz
neden diye sorduğunuzda ise problem çıkaran, sürekli soru soran, insanları soruları ile meşgul eden biri...
doğduğunuz andan itibaren geçen 5 senede siz gerçekten sizdiniz... sonrasında "biz" dedikleri topluluğa sizi dahil etme çabaları başladı.

çıplak olduğunuz bu kısacık dönemde, transparanken duygular ve düşünceler, bir anda "utanmak" kelimesini soktular hayatınıza ve " ayıp" denen şeyi...
 ne ayıp vardı bunda ne de utanmak...
beden çıplak, düşünceler süslü kelimelerle giydirilmemiş, ruh transparan...ama bir anda üzerinize birkaç beden bol gelen ve hayatınız boyunca - her ne kadar kendinize yakıştığını düşüneseniz de - size hiçbir zaman yakışmayacak ve sizi gerçekte "kim" olduğunuzdan uzaklaştıracak süslü giysiler ile örttüler... sadece bedeni değil, düşünceleri, ruhu, içinde gerçekte " siz olan " herşeyi...

buna büyümek dediler. siz büyüdükçe sizin üzerinizdeki beklentiler de büyüdü.
hep birilerinin yükünü hissettiniz sırtınızda... kelimelerden de korkar oldunuz... biri birşey söylerse diye hareketelerinize kelepçe vurdunuz... çünkü birinin birşey söylemesi sizden beklentisi olanları kızdıracaktı..onlar kızarsa olmaz.. çünkü sizi onlar yarattılar...
değişik değişik kelimeler ezberlettiler size... söylemek istemediniz ama bunu dile de getiremediniz. içiniz ve dışınız hep farklıydı... bazen bunu belli ettiniz ve hemen etiketlendiniz "normal değilsin" diye...
diyemediniz
"normal da ne?"
hakikatten, normal ne demek?
kim normal? normal olmak; benlikten uzaklaşıp da birbirinin aynısı olmuş toplum içinde yaşayan, sabah erken kalkan, evlenen, işe giden, para kazanan sonra harcayan, televizyon seyreden, çocuk yapan, aynı koltuğun aynı köşesinde aynı pijamalar ve terliklerle oturup her hafta aynı programları izleyip yaşadığı her dakikayı aynı geçiren, sonunda da ölen-çaresizce, korkarak ölümü bekleyen- insanlar gibi mi olmak?
normal olmayı da öğrettiler maalesef... ama normal diye bir şey yoktu aslında... norm'u icat ettiler ilk önce, kurallarla sardılar çevrenizi ve kurallara uymanızı emrettiler...uyanlar normal oldu uymayanlar ise anormal...
anormal diye etiketleyip korkutarak, dışlayarak sizi normalleştirmeye ya da başka bir tabirle etkisizleştirmeye çalıştılar...
beklentilere uyum sağlamanızı istediler... hep beklediler...siz de bir süre sonra beklemeye başladınız birilerinden...baktınız başkaları sizin beklentilerinize kulak veremiyor.. derken çocuk yaptınız ve kendi beklentilerini aşıladınız ona...o da çıplak doğdu, o da transparandı fakat siz de öğrettiklerinizle giydirdiniz, daha kalın, daha kaba kumaşlarla...insan, başkaları beklentilerine cevap vermeyince çocuk yapıyor... tüm çocuklar bu yüzden doğarken ağlıyor. herşeyin farkındalar...

sorun sizde değil... üzülmeyin yapacak birşey yok... eliniz kolunuz bağlıydı bunları yaşarken, çünkü öyle bir güç ki o; siz kendiniz olmaya çalıştıkça sizi daha fazla sargılara boğdu... sonunda pes ettiniz ve vazgeçtiniz... anne babalarınızı da suçlamak yersiz...onlar da aynı sargı ile sarılarak şekillendirildiler...herkes...kimse çıkıp da yırtmak istemedi... ben çok istedim yırtmak, insanların beklentilerine karşılık vermemek, "benden birşey beklemeyin, canınız cehenneme, ben sizden birşey beklemiyorum, şimdi defolun pislikler" demek... ama o kadar zavallılar ki, bunu suratlarına vurarak o zavallı iğrenç suratlarındaki şok etkisini görmeyi midem kaldırmayacak... ne kadar sefil olduklarını farkettikleri anda çok mide bulandırıcı oluyorlar... çıplak gezmek istiyorum, kimseye hesap vermek istemiyorum, kanunlardan ahlak kurallarından bana ne, içimden geçen herşeyi söylemek istiyorum, bazen zamanı yavaşlatıp o sefil anları slow motion'da izleyerek daha da tiksiniyorum...
benden birşey beklemesin kimse... canım kimseye kendimden bir parça vermek istemiyor...
istediğimi yapmak, istediğimi söylemek ve sadece kendim olmak istiyorum hepsi bu...
şimdi defolun

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder