3 Eylül 2011 Cumartesi

hiç tanışmadık...

hiç tanıyamadığım ama bana her okuduğumda ya da dinlediğimde kendimi 'kendim gibi' hissettiren insanlar var bu hayatta..

benim kendimle kalma şeklim onlarla birlikte olmak...yanlış zamanda,  yanlış insanlarla olduğumu düşünürüm bazen..çünku bu dönemde beni kişisel olarak tatmin eden çok nadir şeyler var... iyiki onlar var çünkü onlar da olmasa cidden, kalabalıkta ezilebilirim...

bahsettiklerim birinci ya da ikinci derece çemberimin halkasında olanlar değil..bahsettiklerim beni tanımıyorlar, karşılaşmadık, iki oturup sohbet etmedik...yani onların açısından bu böyle ama ben onlarla her yalnız kaldığımda oturup kahvem eşliğinde sohbet ediyor ve seslerini dinliyorum...
bu dönemin nadir varlıklarından Yann Tiersen misal...onun ezgileri beni nadir mutlu edebilen seslerden.... bazen gereksiz kalabalık gürültüsünden kirlendiğinde zihnim, serin sular ile bu kiri gideren onun notaları....

mesela patricia smith..ilk kez sesini bir kitapçıda duymuştum...uzun zaman önceydi.. 'isa birilerinin günahları için öldü ama benimkiler için değıl' diyordu şiirinde..tek bir cümle ve sonrasında onun haberi olmadığı arkadaşlığımız...şair kimliği müziğinin önünde benim için..ama sesini çok seviyorum ve her canım sıkıldığında beni her daim kendime getiren R.E.M'in 'everbody hurts' şarkısını onun sesinden dinleyerek sakinleşiyorum...

yazarlar ise en yakın dostlarım..onların satırlarında gezinmekten aldığım keyfi tasvir edecek bir kelime yok..bazıları kitapların insanları yalnız kıldığını söyler..bence tamamen yanılıyorlar..kitaplar yalnız kaldığınız anda size arkadaş olan, diyaloglarına katılmanıza izin veren, kahramanları sizi arkadaş belleyen birer hediye...

birçok yazarı tanımayı isterdim..tanımaktan kastım onların döneminde olup, demeçlerini dinleyebilmek, yazılarını ilk anda okuyabilmek...hayatı güzel yapan kesinlikle sanatçılar ve yazarlar...en azından benim için öyle...

sığlaşmış bir dönemde, herşeyin kablolarla sarılı olduğu, insanların birbirinden uzaklaşmak için ellerinden geldiğınce araya çevrimdışı dakikalar soktuğu, yüzyüze olmak yerine ekran başında görüşmelerin yapıldığı bir dönemde, iletişimi kolaylaştıran onca icadın aksine iletişim kurmanın daha da zorlaştığı bir çağda yaşamak, ve kalabalıkta, çok fazla arkadaşa sahipken onlarla kablolar aracılığı ile iletişim kurabiliyor olmak çok can sıkıcı...

durum böyleyken de bir kitap-plak ya da film en yakın arkadaşınız oluyor işte...kitaptaki karakterler ile -siz nerede ve nasıl isterseniz- sohbet edebiliyorsunuz veyahut bir müzisyenin sesini istediğiniz zaman rahatlıkla duyabiliyorsunuz...

hayatı daha da güzelleştirenler var..bunlar tasarımcılar-yazarlar-sanatçilar ve muzisyenler...hayal dünyasını gercek dünyaya aksettiren zihinler...

2 Eylül 2011 Cuma

88 model olmak istemezdim...


sevgili ebeveynlerim ve onların sevgili ebeveynleri ve de soyağacımın beni en son dal yapan diğer ebeveynleri! sayenizde çok geç kaldım doğmak için...hem de 50 sene falan! sizin yüzünüzden şuan olmam gereken zamanın teknoloji olarak ilerisinde ancak ruh olarak çok gerisindeyim!

yani bu tanrının bence çok zamanlama hatası var!.
benim 88 model değil de 30-40 model olmam ve şuan dönemimle dıger tarafta beat etkisinde sohbetler edip, janis ve jimi ile muzikal cennette demlenmem gerekiyordu..

dean martin,i şuan fizyden değil de canlı olarak radyodan dinleyebilir, uzun zamandır aradığım kerouc'un on the road kitabını ilk baskısından okuyabilirdim. 

çok şahane bir pikapım olurdu ve şuan ebay'da satın almak için açıkartirma kavgasına girip yer yer kazanıp yer yer kaybettiğım birçok sevdiğim plağın sahibi olabilirdim..hem de baskı bolluğunun olduğu bir dönemde...

marilyn monroe,nun filmlerini sinemada izleme şerefine erişebilir, şuan gerzek magazin programlarında gerizekalı insanlar yerine onu ve daha nicelerini görüp salyalarımı onlar için akıtabilirdim..

aziz nesin'in "türkiye'nin yüzde 60'ı salaktır" dediği konuşmayı onun sesinden dinleyebilir, ayakta alkışlayabilirdim..ha şuan hala ayakta alkışlıyorum ama o zaman daha anlamlı olurdu...

çizgi roman açlığımı giderebileceğim zamanlardı o zamanlar...benim zamanımın gerizekalı çizgifilmleri yerine o dönemin naif çizerlerinin şaheserlerini en yakın arkadaşim yapabilir, pikaçular yüzünden kendini balkondan atan çocukların olduğu haberleri izleme işkencesine maruz kalmayabilirdim..

bu zamanın beyin özürlü kadın programları olmazdı..tek kanallı bir televizyon da olsa en azından o kutunun işlevselliğini tadabilir, değerini bilebilir ancak değerli zamanımı öldürecek bir silah olmasına mani de olabilirdim..

hele ki o giysiler yok mu..aglayasim geliyor bu zamanin modasi diye kaktirilan bez parcalarini gordukce..kadinin kadin gibi giyindigi bir donemde yasayabilir, incecik bir bele sahip olabilir, twiggy-edie-audrey'i hayranlikla takip edebilirdim...

siyaset konusunda pek deginebilecegim birsey yok acikcasi, cunku ahala gerizekalilar..hep olduklari gibi...ama bilincli bir toplulugun icinde olabilirdim...o zaman salak olmayan bir yuzde 40 vardi..bu zamanda yuzdelik dilim bayagi daraldi:(

cok var daha...ben bu zamanin insani degilim kafam cok gerilerde...
ahhh buyuk buyuk buyuk dedeler anneanneler, babaanneler...

en buyuk pay da tanri senden...yanlisliklarinin sonu gelmiyor..
bir dahaki yasantimda bu istegimi lutfen dikkate al!


tabi her olayin iyi yanini da gormek gerekir..88 model olmak pek de kotu olmayabiliyor hele ki 90 ve sonraki donemde doğanlar...en azindan çok az bir farkla yırtmışım....