24 Ağustos 2011 Çarşamba

iki bilinmeyenli denklem...

zaman, elinde olmadan oynadığı bir rus ruletiydi.
uzun yıllar geçmesine rağmen, zamanla daha sağlamlaşması gereken taşlar aksine yavaş yavaş fakat hissettirici bir şekilde ufalanıyordu..aynı çöldeki kayalar gibi...

en ağir olan hangisi diye soruyordu kendine sürekli...
zamanın ters köşe yapmasını görmek ve birşey yapamamak mı?, yoksa bunları göz ardı edi yaşamaya devam mı etmek?

hangisiydi? ikisi de çok net bir şekilde beyninde her an çınlayan iki cümleydi...2 bilinmeyenli denklem...elinden hiç bir şey gelmemesi acıydı, bir de üzerine boşvermişliğin kasveti de ekleniyordu şimdi...

çok uzun zamanlar denemişti. en basit ve de insanoğlunun en etkileyici silahını kullanmaya çalışmıştı kaç sefer...
sorunları konuşarak halletme yolunu...evet konuşmanın lutfedildiği te cinse mensuptu ancak, zaman ona herşeyin konuşularak çözülemeyeceğini ögretmişti..daha doğrusu konuşmanın her zaman işe yarayamayacağı, aynı zamanda karşıdaki şahsın da etkiye tepki vermesi gerektiğini...

iki kişi arasında bir sorun varsa şayet, sorunun çözümü iki karakterin de ortak paydada buluşup denkleşmesi yolundan geçiyordu..

ama onlarda öyle değildi malesef...
X her seferinde denemişti bu yolu...yer yer konuşmanın ağırlaştığı ve cümlelerin bileylendiği oluyordu...bir insanın duymak istemeyeceği keskinlikte kelimeler, görünmeyecek ancak kanayacak yaralar açıyordu ruhunda...yine de sükunetini her daim korumaya ve uzlaşmacı olmaya çalışıyordu...nafile..

sorunlara surat astığı da olurdu ancak, nedeni sorulduğunda, en uygun dille izah etmeye çalışıyor, derdini söyleyip derman yolları bulmak için çabalıyor fakat sohbetin sonunda, derdi olan bir insanın haykırışları olan cümleleri sorunlu bir kadının 'dırdırı' olarak nitelendiriliyordu Y tarafından..

X pembe bir dünyanın en renkli kahramanıydı bu denklemde. denklem hep + olmuştu uzun süre zarfında onun için.. kendisini denklemin yapıtaşi olarak gördüğü çok nadirdi..o hep sonucun güzelliğine, toplamın anlamına bakardı...kısa bir süre önce fark ettiğiyse, bu denklemde bir sonuç olmadığı, aslında Y'nin her daim sadece Y olarak kaldığı ve sonucu reddettiğiydi. 

yalnızdı aslında..çok yalnız...sadece X'ti..Y istediği zaman geliyordu, istediğinde ise kendi kümesine geri dönüyor ve X'i bu kümenin dışında bırakabiliyordu..

kesişimi oluşturan sadece X'ti.. daha doğrusu X tek uğraşandı bunun için...oynadığı rus ruleti boyunca bunu hiç görmemiş hep XY olduklarını sanmıştı.. ve ne yazık ki şimdi acı sonuçla yüzleşiyor ve görmezden gelmeye, kendi hayalleri üzerinden devam etmeye çalışıyordu...

ama 'farkındalık' hali beter birşeydi... bir kere yerleştimi zihnine, hiç çıkmazdı oradan... kanser etkisi yaratan bir kelime.. tümör ta kendisi bu kelimenin...tedavisi olmayan, hizla ele geçiren ve her an daha da zayıflatan illet bir tümör...

artık farkındaydı olanların ya da olmayanların...Y'nin sevgisi vardı elbet ancak sahip olduğu o bencillik, kendi hayat çemberi ve o çemberin dışında bıraktığı denklemi bu sevgiyi nafile kılıyordu...

X geldiysen dünyaya, duyguların seni hayatın acı gerçeklerine karşı savunmasız kılıyor malesef..
kendini her daim başkalarının ardında bırakıyorsun...daha yumuşak ve daha hassas oluyor, kendinden önce başkalarını düşünüyorsun her hareketinde..hatta kendini hiç düşünmeyebiliyorsun bile...

X'sen 'su' oluyor ve 'sen' her kabın şeklini alıyor, herkese sorgusuz,çıkarsız akabiliyorsun...hiçbir zaman katı olamıyorsun. 'bu sefer de kap bana uyum sağlasın' diyemiyorsun...

X'sen şayet gözyaşların senin söyleyemediklerinden, içini acıtan fakat dile getiremediğin üzüntülerinden dolayı akıyor...Y'lerin sandığı gibi bir silah değıl onlar...buharlaşmasını istediğın bir sıvı: söyleyeceğin, içinde biriken can acıtacak, üzecek, kıracak her bir kelimenin sıvı hali...

işte X bir X'in sahip olması gereken her acı özelliğe sahip sıradışı olmak için rus ruleti oynamış, ancak yenilen taraf olmuş bir X.

Y'nin her can acıtan sözüne göğüs germiş, her acısını su serperek söndürmüş, her gün kendinden alınan bir parcayı toprağa gömerek eksilmesine rağmen denklemine dönmüş, kaybetmiş bir X.

Y onu hiç anlamaya çalışmadı..ondan hep kendini anlatmasını istedi, ancak kulaklarını tıkayarak bildiğine devam etti...

X'in Y'den istedikleri zor şeyler değildi..sadece biraz özen, daha fazla dikkat ve hassasiyet bekledi ondan...yapamayacağı şeyler değildi bunlar Y'nin ama Y kendi işine gelmeyen, yararına olmayan hiçbir şeyi yapmazdı...

hep X'in yanında gibi görünür ama onu hep yalnız bırakırdı malesef...

X hep yalnız...X sadece gerek olduğunda yanına gelinen bir heykel..X istenirse çemberin içine girer, istenmediğinde dışına sürüklenir...

ama X hala Y ile denklemi toparlayabileceğini sanıyor..elinden geleni yapıyor...
bir gün Y nin de fark etmesi umudu ile...ama rus ruleti geçen zaman...ve X yavaşça yeniliyor, sağlam sandığı taşların altında kalacağı bir oyunu 'çok sevdiği' için bile bile lades dercesine oynuyor...


X+Y=...
işte bu iki bilinmeyenli bir denklem...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder