22 Ağustos 2011 Pazartesi

25 basamaklı merdiven

kapattı kitabını,
en sevdiği ayracı kaldığı sayfaya koydu..hani şu üzerinde hiç anlam veremediği semboller olanı.
loş bir an hayal etti, aynı kitaptaki adamın evi gibi olan..bir sigara istedi canı ama sigara içmiyordu.. adam ne de güzel içiyordu kitapta..özendi ona, belkide ihtiyacı olana sadece dumandı.. çok az bir duman 2 dakikalık bir zehirdi istediği...yavaşça yakacağı, kibritin alevlenişini seyredeceği ve ilk öpüşmeymişçesine dudaklarına götüreceği...her çekişinde zehiri değil de söyleyeceklerini içine çekmek istedi.. bağırmak isteyip de sesinin cılızlaştıği her bir cümleyi.
yavaşça ciğerlerini yakarak, acı vererek içmek istedi o sigarayı.
sonra adamı düşündü. ne kadar benzediklerini! aynı acının farklı izdüşümleriydi onlarınki..
yalnızlığın en ucube haliydi...
adam loş bir evde, yalnızlıklarla örülü geçmişini hatırlatırcasına pencerenin önünde duran, hiçbir zaman yazamadığı mektupların hayallerini kurduğu eski, onun kadar acınası halde bir masaya, tekli bir sofa ve yatağa, içi sadece eskimiş, kimsenin kokusu sinmemiş giysiler ile dolu bir dolaba ve sadece kendine sahip olarak yaşıyordu..bir de tek kişilik ömründe ona eşlik eden bozup bir pikap, unutulmuş bir kaç plak ve onlarca kitap..sadece kitaplara dokunup onlarla arkadaş olmuştu..her okuduğu repliği "bir gün bende kurabilirim" umuduyla kazımıştı zihnine.. plaklarda her dinlediğı ses duyduğu yegane sesti. kendi sesini bile unuttuğu olurdu zaman zaman... arada bir sigara almak için gittiği market vardı..şanslı ise bir iki cümle kurardı orada..ama her zaman şanslı olmazdı çünkü kasadaki adam hep ondan önce davranır ve 'parayı ver ve sus' dercesine ederi söyler, ona 'borcum ne kadar?' sorusunu sormaya fırsat vermezdi..
sanki yokmuş gibi hissederdi adam..varım demek isterdi hep..bende varım..!!..
ama insanlar kendi fanuslarındaki yerleri hep doldurmuşlar ve ona camın arkasında, manzaraya bakıp iç çekmek kalmıştı.
ne zaman varlığını göstermek istese kafalar hep başka bir yere çevrilirdi. ne zaman sesini duyurmak istese diğer sesler daha da yükselirdi..hiçbir zaman gösteremezdi kendini, hep bir gölge olarak kalır, sahip olmak istediklerinin hayalini kurar ve o hayallerle uykuya dalardı..
bir sonraki aynı, sessiz, kenara itilecek ve umursanmayacak gün için..

onu tek umursayan, oturduğu caddenin girişini mesken tutmuş bir sokak köpeğiydi..hiçbir zaman sahip olamadığı "biri ile yemek yeme" ayrıcalığını bu köpekle giderir, tek kişilik menüsünü onunla paylaşırdı. kitaplar ve plakların haricinde sahip olduğu tek arkadaştı..
tek nefes alan, canlı arkadaşı...

her günü kopyalanmışcasına, aynı sahneyi tekrar eden bir tiyatro oyuncusu gibi tekrar tekrar yaşıyordu...her sabah gereksiz yere erkene kurduğu alarm ile uyanır, kahvesini yapar ve onun dışında varolan canlı, insanların yaşadığı, kimsenin yalnız olmadığı dünyanın haberlerini okurdu gazetesinden..arada bir pencereden yolda yürüyen kalabalığa ve cümlelerin kurulduğu sohbetlere bakar ve iç çekerdi. her günü aynı sessizlik ve aynı umutla yaşıyor ve her gece tek kişilik yatağında aynı hayal kırıklığı ile uykuya dalıyordu...

her sabah aldığı gazetenin 'arkadaşlık' ilanlarını okuyordu. belki, belki biri hayatındaki yalnızlık fanusunu deler ve evine iki kişilik bir yemek masası almasına neden olurdu..ama hayır...yıllarca bir kambur gibi sırtına çöreklenmiş bu illeti o sayfalarda kurduğu hayaller de iyileştiremezdi.. birkaç kere denemişti. ilk denemesinde bir kadının mesajına posta ile cevap vermiş, ilk randevuyu elde etmişti.. o gün onun için en güneşli gündü.. buluşma saatine hazirlanmak için erkenden kalkmış, uzun bir aradan sonra ilk defa traş olmuş ve kokulu sabunla duş almıştı. birkaç eski giysisinin olduğu dolabının önünde ilk defa saatler geçirmiş ve epi topu 3 pantolonundan birini seçmek için onlarca kez deneme yapmıştı. buluşmaya 2 saat kala hazirlanmış ve o 2 saati ilk defa lunaparka gidecek olan bir çocugun heyecanı ile geçirmişti. buluşma saati geldiğinde çoktan 'o' kafedeydi. her kapıdan giren kişi onun için bir umuttu.. ve kadının verdiği tarife uygun bir profil ona yaklaşıyordu. buluşmadaki amacı en başından beri sadece 'bir insan ile sohbet etmek'ti..sadece sohbet... ama kadın, yıllarını tek kişilik bir biletle yaşamış bu adamı daha ilk sohbette ezip geçti. adamı tanımaması doğaldı ancak tanımak için herhangi bir hamle dahi yapmadan, onu yargılıyordu.. adamın açlığı 'kadın' değildi.. adamın aç olduğu şey bir insan ile sohbet etmek, yemek yemek ve kendi sesi dışında bir ses duymaktı..

ne yazık ki duyduğu sadece hakaretler, iftiralar ve kompleksi genlerini sarmış bir 'insan'ın ulumalarından öteye gidemedi...yıllarca özlemini kurduğu o iki kişilik yemek zehirden de öte bir hal aldı ve gecenin bitiminde adam gölgesinin arkasına saklanmaya devam etti...


ertesi gün adam gecen geceki hüznün verdiği isteksizliğ´rağmen bir mesaj ekledi gazeteye..

'ben raul...
sohbet edebileceğim bir arkadaş arıyorum.
ilgilenenler için adres...'


kız, bu adamı düşündü saatlerce...belki dedi belki karşılaşma ihtimalimiz olsaydı, birbirimize bakmadan hissederdik...ama nafile bir istekti bu zira adam sadece bir yazarın zihninin ilüzyonuydu..gercekçi bir anlatımın altındaki masaldı... hiçbir aklı başında insanın yapmayacağı birşey geldi aklına o anda..kitapta bahsedilen gazete gercek bir yayın evinin 2 haftada bir yayınlanan gazetesiydi..yok, hayır imkansız dedi mantığı...mantığının sesini dinlemeyeli uzun zaman olmuştu ve bir kere daha dinlemese hiçbir şey kaybetmezdi...kitabın adresin yazdığı sayfasını açtı ve bir kenara not etti...
üzeri faturalar ve birkaç kitapla dolu çalışma masasının başına geçip temiz bir kağıda bir kaç cümle yazdı...
temiz bir zarf bulup içıne koydu mektubu ve kapattı zarfı..arkasına kitaptan aldığı adresi ve kendi adresini yazıp ismini de not düştükten sonra saatine baktı..posta arabasının gelmesine onbeş dakika vardı, yetiştirebilirdi...koşarak indi 25 basamaklı merdivenden, ilk defa saymadan, teker teker basmadan ve hızla.. ağır demir kapıyı bir seferde cekerek açtı, caddenin karşısına geçti ve postakutusuna attı hayali bir adrese gidecek mektubunu...

ve o dakikada beklemeye başladı hiç gelmeyecek olan cevabı... bu bile yeterliydi aslında, çünkü umut önemliydi...umut etmeyeli ne kadar zaman oldu diye düşündü 25 basamaklı merdivenin basamaklarını sayarak çıkarken...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder