26 Mayıs 2011 Perşembe

hoşgeldin gözde

ben 23 yaşında hala dünyanın renkli olduğunu sanan kız..

23 yıl sonra anladım aslında ne kadar karanlık, sisli bir dünyaya doğduğumu...

ve gözlerimdeki perdenin kalkması ile esas ölümü yaşadım...

dünyanın acı gerçeklerine hoşgeldin gözde...seni de kaybettik...

24 Mayıs 2011 Salı

gözetleniyoruz, kontrol ediliyoruz...!!!!!buna dur demeliyiz artık

nereye gidiyoruz?

her gün tekrar tekrar sorgulamaya başladım bu soruyu...
bu ülkede siyaset bir atı seyis etmekten farksız...uyutuluyor, uyuşturuluyoruz....

koskoca bir halk nasıl bir koyun sürüsüne dönüştürülüyor bunu izlemek kadar acı veren başka hiçbirşey olamaz..
bir yanda ağzımıza bir kaşık bal çalınıyor, bir yandan anker tanker bal sömürülüyor. ama biz napıyoruz?
ağzımıza çalındı ya bir kaşık, bizim için yeterli...diğer olanlara gözlerimi kapatıp "ama bak bunu yaptı bizim için" diyoruz?

peki buz dağının hep görünen görünen kısmı ile mi yetinicez? buz dağının altına kimse mi cesaret edp de bakmayacak? ya da cesaret değil kimse mi görmek istemiyor?
aza kanaat edip de onlara kapı açıyoruz...biz sahip olduklarımızından nasıl bu kadar çabuk vazgeçebiliyoruz?

ben bir Türk Genci olarak, bundan bir 5 sene sonrasını hayal edemiyorum... yavaş yavaş, alttan alttan tüm haklarımızı elimizden alıyorlar.. bunu çok da güzel kulbuna uyduruyorlar..

misal: hiç daha önce mobese kameralarının ne kadar zararlı olabileceğini düşündünüz mü?
istanbul'da kapkaç bir dönem ne kadar çok manşetlerde ve haberlerde yer almıştı hepimiz hatırlarız.. her köşe başında bir kapkaç haberi...sonra ne oldu kameralar yerleştirildi ve kapkaç bitti..oh ne güzel bir kamera ile hallettiler işi...

bu tongaya birçok kişi düşmüştür. herkes o mobese kameralarının ne kadar yararlı olduğunda hemfikir olmuştur.

peki soruyorum sizlere biz neyi ne kadar biliyoruz? biz sivil halk olarak, haberleri takip ettiğimiz sürece gündemi bilebiliyoruz değil mi? peki bize neyi ne kadar gösteriyorlar? bizim görmemiz gerekenleri görmemiz bilmemiz gerektiği kadar gösteriyorlar!!!!
İstanbul hala kapkaç cenneti, sadece istanbul da değil...heryer...şuan haberlerde var mı kapkaç? hayır!!!

o mobese kameraları elbetteki işe yaradı...ama bizim gördüğümüz yerlerin dışında, o kadar çok kamera var ki aslında amaç kapkaç ya da hırsızlık değildi....

bir politikayı benimsetmenin en kolay yolu "korkut, tehtid et, kendi istediğin çözüme ikna et" tir.
yani bizi kapkç haberlerini gözümüze sokarak korkuttular...
sonra dediler ki "ülkede kapkaçı engellemek için kamera sistemi getiriyoruz" halk da "evet çok doğru biz kapkaçtan çok korkuyoruz gerekli" dedi...
sonra da o kamerlar yerleşir yerleşmez haberler kesildi ve yine biz yani halk" bak gördün mü nasıl da bitirdiler kapkaçı" dedik...biz öyle sanarken onlar bizi çok güzel kullanıp ufak emellerine bu denli alet ettiler...
hiç ummadığınız alanlarda çok net olarak kontrol ediliyorsunuz. o kameralar yüz tanıma programları ile birlikte çalışıyor. ufak bir senaryo yazmak gerekirse, oldu da bir gün onların düşüncelerine bir şekilde karşı geldiniz ve hakkınızı aramak için sokaklara döküldünüz...kimse bilmiyor ki çok kolay tesbit edileceksiniz...ne için hakkınızı aradığınız için...
bu şimdi çok mantıksız gelebilir ama öyle malesef... hem arkadan hem önden yüzünüzün çok net alındığı kameralar ile gözetleniyoruz...

gözetlenmek!! neden? birgün onlara karşı gelirsiniz diye sizi el altından kontrol ediyorlar...ne yazık halkı..sivil halkı...

internet mesela...iletişim özgürlüğümüzü kısıtlıyorlar. neden? çocukları korumak için...hadi oradan!!!!!!!!!
çocuğunu aile zaten korur amaç sizin iletişiminize engel olmak sizi denetlemek.. o yayınlanan yasaklı kelimeler sadece bizim görmemiz gerekenler. bir çoğumuz hak verdi bile..ama yayınlanmayanlar ne olacak?
al sana sivil halkı gizliden kontrol etmenin bir yolu daha işte...ama biz napıyoruz? "evet haklılar diyoruz"

telefonlar dinleniyor. kimse demiyor acaba benimki dinleniyor mu diye? kim "telefon sistemlerinde de gizli kelimeler listesi" olmadığının garantisini verebilir bana? birgün benim de telefonumun kontrol edilmeyeceğini kimse garanti veremiyor..yine kontol ediliyoruz...

ve de benim içimi en çok acıtanlardan biri sivil halkın güvenliğinden sorumlu olan bir kurumun eline verilen ağır silahlar...polislerin eline verilenlerden bahsediyorum...ne gerek var? sade vatandaşı korumak, iç güvenliği sağlamak senin görev,n...o silaha ne gerek var????
bir gün o silahın bana ya da kardeşime ya da ufacık bir çocuğa dönemeyeceğini kim garanti edebilir bana?

kimse bunların garantisini veremez..Çünkü garanti edilebilecek düzeyde "halkın güvenliği refahı için "cümlesiyle tasvir edilecek şeyler değiller...
bunlar atom bombası kadar zararlı şeyler...kimse farkında değil... bir gün TÜRKOPOLİS filmi çekildiğinde iş işten geçmiş olacak...V for Vendetta gibi bir kahraman istiyor olacağız...

TC Vatandaşı olmaktan gurur duyduğum kadar hiçbirşeyden guru duymadım... bu ülkeyi tüm insanları ile seviyorum.. ben şuan üzülüyorsam kendim için değil tüm halkım için üzülüyorum...ağır zamanlardan, buhranlı kanlı günlerden bizi kurtaranlara karşı çok mahçubum...

biz yabancıların sömürgesi olmaktan kurtulan millet, şimdi kendi içimizde sömürülen olduk...bizim en büyük düşmanımız malesef cehalet ve kendimiziz...

daha çok şey var yazılacak ve ben yazmaktan hiçbir zaman korkmayacağım!! belki birgün biri okur belki o da farkına varır diye elimden geleni yapacağım...
ben devletten korkmam...korkmamalı sevmeliyim onu...korkulan bir hükümet değil, sevilen bir hükümet istiyorum... halkın seçtikleri, halkı sömürmesin istiyorum...ve en büyük şeyi de halkımdan istiyorum..

LÜtfen vaadlere kanmayınız...onların doğal haklarınız olduğunun farkına varın.
Onları almak sizin hakkınız. vaad ettirmeyiniz. vaad edilince de bak neler yapıcaklarmış demeyiniz.
zaten siz isteseniz de istemeseniz de vaad denen şeyler onların yapmakla mükellef oldukları en baş görevler....!!!
bu devleti yöneteceksen vaad vermeden yönet daha doğrusu "ödevlerini, yapmak zorunda olduğun görevlerini" "vaad" adı altında sunma!!!!

20 Mayıs 2011 Cuma

insan kaça ayrılır 1

bence tanrı tamamen deneysel takılmış bizleri yaratırken..

bakteriler, protistalar, mantarlar, bitkiler, hayvanlar ve gel gelelim en gereksizi insanlar...

bence insanlar için de bu ayrım yapılabilir...

bakterik insanlar mesela...
hani nasıl bakteriler sebze meyve çürütürse bu insanlar da içinizi çürütür. karın ağrısı yaparlar. klasik bakteri profilinin aksine gözle de görülebilirler. klasik bakteri gözle görülemediği için çürümeye ya da bozulmaya mudahale edemeyiz.fakat gel gör ki bakteri insanlar gözle çok net görülebildikleri halde ne hikmetse yapacakları çürümeye tepkisiz kalırız. bile bile lades yani...her yerde yaşarlar. kesin bir yaşama alanları olmamakla birlikte içimize kadar girerler ki bu en zayıf noktamızda bizi yemeye başlayacaklarının belirtisidir. klasik bakterilere oranla insan bedeninde yarattıkları tahribat kolera tifüs mifüs olsa iyidir fakat onlar daha vahim ve dönüşü olmayan tahribatlara sebep olurlar..sinir sahibi olmak, kazıklanmanın acısı gibi..kısacası tüm o mükemmel sinir sisteminiz bir bakarsınız ki jöle gibi vıcık vıcık, dağılmaya müsait bir konuma gelmiştir. bu safhada tek çıkar yol da "yoktur" malesef..sinir sistemi kaymış bir insan sonsuza dek dengesiz yaşayacak demektir....

sonra protistalar var.
protista insanlar, milyonlarca hücreye sahip, gelişmiş dir DNA ile doğan ancak tek hücreli olarak yaşamına devam eden insanlardır. kısaca boştur, tındır, dandır, dundur vs. kirli ortamların yegane müdavimleridir kendileri. kumar, alkol, uyuşturucu falan...hayattan bir beklentileri zaten yoktur, olanın da beklentilerini emerler. parasız pulsuzlardır, olanın da kanını emerler. bu gibi protista insanlara denk gelmemek için tek yapılması gereken temiz ortamınızı terketmemeniz, özenti olmamanızdır. yoksa paçayı sıyırana kadar, kafayı sıyırmış bir canlı olur ve hayatınızın geri kalanında DNA şifreniz MALLIk üzerine kurulu yaşarsınız...


gelelim Mantar insanlara,;

mantar insanlar da bir nevi hücre zengini bir bedende doğup, sonradan mal bir hayat uğruna tek hücreye dönenlerdir. bir bulaşıklardır ki aman demeli. böyle eşyanızı karıştırı, alır kullanır, pis bırakırlar falan. hadi bunları geçtim sormaya tenezzül etmek ne kelime "tenezzül" kelimesi onlar için integral problemidir.
kimilerinin görüntüleri aldatıcı olabilir. hoş bir kılıfın altında, zehirleyen bir yapıya sahiptirler. yanınıza yaklaşırlar ve cezbederler, sonrada bir bakarsınız sinir krizi geçirmiş bir şekilde acilde serum veriyorlar size..bir nevi insan zehirlenmesi yaşarsınız.. geneli parazit olarak yaşar. yaşama dair herhangi bir şekilde beklentileri olmadıkları için, hayatlarını üretim değil tamamen karşı tarafı tüketim politikası üzerine kurarlar. en üzücü yanı da boşu boşuna oksijeni solurlar, ama o oksijen ne beyinlerine gider ne ciğerlerine. tek nefes ile 3 zeki insanın oksijenini mundar ederler.
mantar insanlar içinde en işlevsel olan tek bir canlı vardır gelmişgeçmiş. Alexander Fleming..ki kendisi penisilin'i bulan ve insana hayrı dokunan bir zattır!!!

ama emin olduğum bir sey var ki insanları ayrı tutarsak, bu saydığım canlılar özlerinde çok da zararlı canlılar değildirler. yararları da bir o kadar fazladır.. ancak insan sınıflandırmamda ise tezat bir durum söz konusu. zarar çok yarar yok cinsinden yaratıklardır. yaratık da demek yaratı kelimesine ters düşer ya her neyse:s

bu yüzdendir ki tanrı tamamen deneysel takılmış diye düşünüyorum. doğada binlerce tür var..ama insan tek tür diye biliniyor. bence değil doğada olan tüm canlı türlerinden insanlar bulunmakta sosyal ortamlarda...en kötüsü de fiziksel deformasyondan öte ruhsal ve sinirsel deformasyona uğratmaları ve sinapslara kalıcı olarak işlenerek, hayatımızın geri kalanına büyük etkiler bırakmalarıdır...

13 Mayıs 2011 Cuma

demek isterim ki...

üç-beş tane cahil adem
hepsinin bıyığı badem
nete giremeyecek de madem
size mi girecek bu modem???

tanrıya mektup 1

sevgili tanrım

senden bir ricam var.Lütfen tüm kitaplarını toplat..üzülerek söylüyorum ki kitapların çok yanlış ellerde, işe geldiği gibi kullanılmakta.. keza seni, salt çıkarlarını korumak ve de daha çok pay elde etmek için cümlelerine meze yapmaktalar..
bilirsin tarihte hep oldu..ortaçağda da cennetten yer sattılar yeri geldi, yeri geldi "insanı sev" politikana ters düşen mahkemeler ile yarattıklarını yaktılar senin adını kullanıp.
bu şimdi de olmakta..

sana en son duyduğum şeyi anlatayım..bir kaç adam var saçı sakalı karışık, konuşuyorlar insanlar da onlara sana inanır gibi inanıyor malesef. biri dedi ki "ne kadar çok salavat getirirsen o kadar çok huri var cennette" bir nevi yarış başlattılar hani bilirsin sonucunda ödül olan sosisli yeme yarışları gibi..

neymiş efendim, en çok salavat getiren cennette hurileri kaparmış. ayıp değil mi? cennetini düşürdükleri hale bak tanrım. orda sen olacaksın diye değil, huriler olacak diye bir nevi pazarlık yapmaktalar...

ben sana inanıyorum sırf sen olduğun için..bir de varlığımı borçlu olduğum için. eğer bana ruh üfleyen sensen, senden bir parça taşıdığım için biliyorum ki sen alışveriş yapmazsın.

 yüseysel hiç olamazsın. ama gel gör ki burda senin adını zikrederek çıkar sağlayan birkaç(bu sıfat az kalır) kendini bilmez(seninle konuştuğum için kötü söz söyleyemiyorum ama sen anladın) yalan işler çevirmekte...

şimdi ben soruyorum, sırf cennete girip hurilerle olmak için bunca salavatı getiren ile salt inanmanın güzelliğini bildiği için senin adını özenle zikredenleri ayıracak mısın?

biliyorum ki benim tanrım alışveriş yapmaz, ne kadar ekmek o kadar köfte mantığı ile inanılmasına izin vermez...

cennet cehennem şuan düşündüğüm şeyler değil. o senin bileceğin iştir bana göre. ben burda olduğum gibi olurum o tarafa gelince zaten seninle oturup detaylı konuşucaz yaptıklarım ya da yapmadıklarım konusunda...


ama senden ricam sevgili tanrım, lütfen seni kullanan kendiliksizlerin bunu yapmalarına izin verme...her solukları çıkar olmuş, içleri çürümüş bu zihniyetleri de benim gibi düşünen insanoğluna yaklaştırma...


biliyorum ki duygularımız karşılıklı,
en kısa zamanda görüşmek üzere demiyeceğim:)
zamanı gelince oturup konuşmak üzere

sevgiler gözde...