28 Aralık 2010 Salı

tamamlanmamış yazı

-her eklemağrısı çektiğimde boyum uzuyor umuduyla seviniyorum. derken ağrılarım şiddetleniyor ve bu sefer ayarsız bir uzama yaşayıp da 2 metre boyum olursa koca bulamayacağım korkusuna kapılıyorum. ağrılar normal olarak bitiyor ve boyumu ölçtüğümde, içimden usulca ve nezaket kurallarına uyarak umut tacirliği yapan eklem ağrılarıma sövüyorum..

-ödevlemece telaşına uykusuz geçen günlerimin ardından, artık ödevim yok mutluluğunu yaşarken, uykumun dalga geçercesine kaçması sinirimi bozuyor.

-kahve içmekten artık kanımda alyuvar yerine kafein geziyor. ama napayım elimde değil ben bir kahve bağımlısıyım.

-küçükken aşkın nur yengi'nin bir parçası vardı..ay inanmıyorum diye.. tabi ben o şarkıyı ayran buyurun sanardım..

-bazen sinir olmaktan kendimi alıkoyamıyorum. çok çarpık ilişkiler var etrafta. bahsettiğim erkek kadın arasındaki değil. arkadaşlık ilişkileri..

-yılbaşı arefelerinden oldum olası zerre tat almam.. çok aptalca geliyor insanların yılın son haftasında hunharca alışveriş yapmaları.. yıl takvimsel olarak değişiyor ertesi gün yine aynı bluz olacak. ne gerek var ki illa yılbaşı diye alışveriş manyaklığına bulanmakta...

-yılbaşı demişken, aslında o güne cidden takık olduğumu farkettim. süslenip püslenip eğlence telaşına girmek kadınların genlerinden gelen bir davranış olsa gerek ki ben o heyecanı bi türlü yaşayamadım ne hikmetse. evet biz eğlenmek için tek günün 31 aralık gecesi olduğu, eğlence yasaklı bir memlekette yaşıyoruz ya, o günü hebaa etmemek lazımdır...ertesi gün sokağa çıkma yasağı devam edecek çünkü...

-iyi niyetin suistimal edilmesine katlanamıyorum. her şekline sinirim.. özelliklede arkadaşlar arasındaki samimiyetten gelen imtiyazın kötüye kullanılması beni çıldırtır. bu duygusal da olabilir, maddi de... ama herikisi birden oluyorsa işte o zaman arkadaşlık kavramı çökmüş demektir.

-çok gıcık bir huyum var malesef... çoğu arkadaşım bilmez.. bana ait olan her nesneyi bilirim etiketinden varsa defosuna kadar. herşeyim sayılıdır. cdlerim, kitaplarım giysilerim... ve herbiri kendimce kurduğum bir sistemde dizilidir.. içinden ne alınmış, ne yer değiştirmiş, ne aralarında yok hemen anlarım... ve kimse bunu bilmediği için, sanarlar ki benim eşyalarımı alıp kullanıp yerine koysa aklınca ben farketmem...

- paylaşmayı severim. ama harşeyin bir yolu yordamı vardır. o yordamı bilmiyorsan, bunu farketteğim an ipler kopar.
-özel eşyalarım var ailemin, sevdiklerimin hediye ettiği..dokunulmasına katlanamıyorum...

-4 yıllık üniversite hayatımda öğrendiğin yegane kural kimseyi kendin sanmaman ve kendinmişçesine güvenmemen.çok acı ama malesef böyle..

-arkadaşlığa verilen değerin bir etiket fiyatından farksız olduğunu sanan embesil insan artıkları tanıdım eskişehirde. onlar için harcadığım zamana acıdım, paraya ya da maneviyata değil. ortalarda dolaşan, insan görünümlü ancak karakterden yoksun birer "zavallı sıfatını" bile hakkıyla taşıyamayacak hiçlik deyiminin vücut bulmuş kalıntılarıdır onlar sadece..

-hep aynı oldum.. görünüşüm kısmen geçici olarak değişti.. ama yaşam tarzım, bakış açım, kendime özgüydü hep ve değişmedim. değişen insanları anlayamam.. hayat bizi değiştirir deyimini de kabul etmiyorum. "ben"lik sağlamsa değişen sadece ufak tefek eksikliklerdir. onlar da akıllıysan, düzgün bir düzlemde değişirler. ama karakter olarak değişen, kişiliğine uymayan doğrultulara yönelen ve sonra da bu benim diyen kişileri sevmiyorum...
-değişim demişken, birazda toplumun direttiği sanılan, farklı sosyal bir çevreye girdikten sonra sırf kabul görmek amaçlı, tipini değiştiren zatlar var. neden?? değişik sosyal grupların olması çok doğal ancak sırf arkadaş ortamına kendini kabul gördürmek için olacak şey mi bu kendinden ödün vermen???
-eksikliklerim çok fazla.. daha öğreneceğim tonlarca bilgi var. okuyacağım kitaplar, izleyeceğim filmler....dolu ve de tanıyacağım insanlar... en zoru da bence bu. kitap okunur, film izlenir kolayca ama iş  insan tanımaya gelince, durum çok karmaşık. çünkü insanların ruhları üzerinde bedenleri, bedenleri üzerinde ise hergün yenisini takındıkları maskeleri var...işim bu noktada hayli zor...

-yaş meselelerini sevmiyorum. benden yaşça büyük insanların bilgiç tavırlarından hoşlanmıyorum.. benim kimseyle aramda fark yok. 5 yaşındaki çocukla da, 45 yaşındaki bir yetişkinle de.. aynı düzlemde, sene farkıyla yaşıyoruz. kimse karşıma geçipte ben senden yaşça büyüğüm hebele hübele tavırları içine giremez, ya da mesleki bir durumda bana ahkam kesemez.. toysun bilmemnesin, benim deneyimim var diyemez.. 22 yaşındayım. sende 22 yaşındaydın bir zamanlar aynı benim gibi. şimdi 45 yaşında olman sadece aramızda 23 yıl farkın olduğunu gösterir. benim doğum zamanı olarak geç kaldığım 23 yıl. yani bilgi olarak elbette benden çok şey bileceksin ama bu senin iraden dışında gelişen bir durum olduğundan, bana bununla ahkam kesemezsin. sen de bende doğacağımız zamanı seçmedik. o yüzden kendi iraden dışında olanlarla beni küçük göremezsin..bunun üzerine yazılacak çok şey var bu girizgah sadece...

-ısrarcı insanları sevemiyorum. istemiyorsam istemiyorum, gelmiceksem gelmicem...kati cevapların üzerine neden hala ısrarla geliyorsun ki???

-insenlerın elinde olmayan özelliklerinden ötürü hor görülmesi katlanılcak bir durum değil.. hele ki bunu yapan insanlar tam tamına insan değilse hiç değil...

-giyinmek, örtünmenin modern versiyonudur. bunu bir statü meselesi haline getirmek çok abes.. herkes istediğini giymekte özgür kimse kimseyi yargılayamaz.

-fani hırslara kapılan, kendinin ölümsüz olduğunu sanan insanların artık bir silkinmeleri gerekiyor.. öldüğün zaman alacağın 2 metre kefen bezi ve 1 buçuk metrekare toprak ki bunları da sen alamayacak kadar eksiksin..para hırsına kapılıp, varlığını ve yaşamını buna adamak çok saçma..

-demokrasi kelimesinin artık hayatımızdan çıkmasını ve özüne dönerek orada kalmasını istiyorum. yanlış kişilerin ağızlarına sakız oldu ve olur olmadık yerlerde kullanılmaya başladı. en başta bu görevi siyasetçilerimizin üstlenmesi gerek. daha doğrusu biraz araştırıp da anlamına uygun kullanmayı öğrenmeleri gerek ki, halk da onlardan örnek alsın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder