29 Aralık 2010 Çarşamba

Huzursuz parmak sendromu-2

-yağmuru seviyorum hemde çok ama yağmurda araba kullanılmasına karşıyım. bir yasa ile yağmurlu günlerde şoförlere sokağaa çıkma yasağı getirilmeli zira yanından geçen, arabasında keyfi gıcır hanımabla veyahut beyamca, yayanın halinden anlamıyor. bugün kallavi bir çamurlu su ile vaftiz ettiler beni.. hanımefendi edamı bozup sövemedim, bağıramadım, içimden sövmek de artık tat vermiyor...ağır saplantılıyım....

-yılbaşı gecelerinde insanların o aptal heyecanı sinirimi bozuyor. arkadaş 365 gün sıkıldın da o gece mi tatlı allah aşkına.. o gece sokağa çıkıp , "ben kahinim, yeni yıl sana bi b.k getirmicek, susuz havada sele uğrucaksın, karın seni baldızınla aldatıcak, sınıfta kalmak değil sınıf kavramına nail olamıcaksın, bu sene beş parasız geziceksin,iktidarlı memleketin en iktidarsızı olacaksın,o kadar şişmanlıcaksın ki, gelecek kurban bayramında yanlışlıkla seni kesecekler"gibi gıcık cümleler ile, elimden gelse, herkesin moralini bozarım.. ancak hanımefendi tavrım buna engel.. yine mutlu yıllaaaeeeaaooorrr diye bağırıp ikinci el tebessüm yayıcam herkese.

-sakarlık konusunda çığır atlamış bir insanım. ancak bu yeteneğimin bende gizli kalmasını ne kadar çok istesem de,nedense hep kamusal alanlarda, insan populasyonunun yoğun olduğu yerlerde herkese kendimi deşifre ediyorum. anladım ki sakarlık ve rezil olma oranım, insan populasyonunun yoğunluğu ile doğru orantılı...

-ergenlik de dahil yüzümde adamakıllı sivilce çıkmamıştır. ancak eskişehire geldim geleli bi gariplik var. işin kötüsü ise tek tük çıkan sivilcelerimin, kendilerini özerk ilan etmeleri. bir tane diye sıkmıyorum geçer sanarak, ancak illet sivilce bir yerleşiyor 3 ay... vallahi darbeye az kaldı..

-bazen etrafımdaki insanların birer ajan olduklarını ve hedefin ben olduğumu düşünüyorum.çok mu bişey sanıyorum kendimi...:S

-param yok, bilmem ne diye ağlaşıp da, "ya kanka surada biyer açılmış gittik geçenlerde çok süper ve ucuz menüleri var, bira artı patates 15 tl" diyen matematik özürlü kazıklanmaya mahkum, kendini acındıran tiplere yüksek seviyeden gıcığım.. yahu paran yoksa nasıl gidiyorsun, hadi onu geçtim param yok deyip de bana niye söyleyip beni ayar ediyorsun. ayranın yok içmeye...töbe töbe...

-emine erdoğana sinir oluyorum açık ve net.. herşeye ağlanır mı arkadaş. sanarsın dünyanın bütün çilesi kadının omuzlarında.. yapmacık tavırlarını bıraksın artık yediği de önünde yemediği de diyeceğim ama yemediği de yok ki...

-çok parası olup da yapacak şey bulamadıktan sonra, aptal saptal birşeyler tasarlayıp, tasarımcı kimliğine bürünen, ve yaptıkları o biçimsiz, anlamsız nesneleri, bir filozof edasında anlatan tiplere balyozla vurasım geliyor.. paran var anladık da neden israf edersin arkadaş, git yardım et, çoluk çocuk sevindir. böle manasız manasız şeyler yapıportalarda dolaşma...

-bence facebook kesinlikle yetersiz bir sosyal ağ.. her gün bir özelliğine takıyorum. kendimce eksiklerini bulup, içimden "marc zükerberg'den daha zekiyim" demek çok hoşuma gidiyor. son bulduğum eksiklik ise beğendim seçeneğinin yanında beğenmedim'in olmadığı... bence olmalı hatta " beğenmedim, ıııyyykk,iğrenç"gibi seçenekler de olmalı...bence çook hoş olurdu...

-facebooktan açılmışken devam edelim.. bu dürtme zamazingosuna çok sinir oluyorum. sanal tacizi teşvik ediyor. dürtebilmek varsa bende beni dürtenlere yönelik bir "tokat" butonu istiyorum. ya da balyozla vurmak, çivilemek, tekmelemek istiyorum... mesela "gözde dural  sizi yumrukladı" çook yakışırdı be..

-bir yasa bülteni hazırladım ve devlete sunacağım.. yasaların el koyması gereken çok fazla şey var hayatımda...

-bankalar en büyük düşmanım.. lanet olsun size bankalar.. inşallah hortumlanırsınız.

- eskişehirde kalabak su diye bi firma var.. hayatımı çürüttü... sabahları su dağıtmaya gelirken bir jingle çalıyor ki bir gün aklımı yitireceğim. bide lanet müzik çirkin ama akılda kalıcı çok sinir oluyorum. tüm gün içimden söylüyorum... ne olur yasak getirilsin yaa

-böle lanetle yaklaştığım müziklerdin birkaçı da reklamlara ait.. ayyy delirmemek elde değil.. özellikle t.cellinin gücü ve de 118 reklamları...  hangi zihniyet ve zake çerçevesinde yapıyorsunuz o müzikleri..

-etrafta çok fazla yaratık görmeye başladım.. beyin kıvrımları bağırsaktan bozma tek hücreli canlılar insan kılığında geziyorlar.. yetkililere sesleniyorum, el atın ve karantinaya alıp inceleyin bu insan görünümlü şeyleri..

-oldum olası elektrikli aletlerden korkarım içten içe. özellikle de çok ses çıkaranlarından. çamaşır makinem ve laptopum çok gürültülü. hele ikisi aynı anda çalıştığında dersiniz ki evin içinden F4 havalanıyor. bir de sifon var.. özellikle her sabah kabusum olur yerimden sıçrarım. o mamur, uykulu tatlı halimle tuvalete girip, çıktıktan sonra çekmemle, sıçramam bir oluyor. çok korkuyorum..birgün cesedimi bulacaklar tuvalette...

-yeni tasındığım evde, benden önce pan oturuyormuş sanırım, zira labirent duvarlarının kalıntıları bulunmakta.. hiç olmadık biryerden çıkan duvarlara selamım var.. zaten iki ayağım emanetmiş gibi yaşıyorum, denge sıfır ,üzerine aşırı sakarım, birde duvar ve kirişler eklendi buna.. çarpmadığım kalmadı sanırım.. şayet varsa gelip kendi toslayabilir izin var..

4 yorum:

  1. o kalabak ın müziği varyaa... eskişehir beni o müzikle karşıladı...allahım bu ses nereden geliyor? okul zili mi? tramvay sesi mi ? diye diye saçbaş yoldum taa ki o arabayla burunburuna gelene kadar:)) yenilerde silindi zihnimden...

    YanıtlaSil
  2. evet yaa:) düşün ben 4 senedir sırayla sabah ve öğlen olmak üzere günde iki doz alıyorum o sesten:) artık otomatik olarak alışsamda bünyemde değişik alerjik semptomlar oluştu...:)da-ya-na-ma-mak

    YanıtlaSil
  3. ankarada böyle saçmalık yok şükür:) gözdecim sen eskişehirdemi yaşıyosun.benim için çigbörek yermisin..eskişehir diyince aklıma çiğbörek geliyo:) bloguma beklerim canım.sewgiler

    YanıtlaSil
  4. :) senin için yerim tabiki ama bence arada 1 saatlik fark var gel misafirim ol birlikte yiyelim:)
    mutlaka bekliyorum eskişehire

    YanıtlaSil