31 Aralık 2010 Cuma

31 aralık gözlemi

yeniyıl sevinci bana da bulaşsın benim de içimde bötürcük bötürcük heyecan olsun diye, dışarı çıktım bugün... ve gördüm ki üşümekten öteye gitmemişim... millette bir telaş, alışverişin dibine vuruluyor, içkiler kasa kasa alınıyor falan... bense elimde kumaşlarımın olduğu bir torba, torsanın da sapı yırtıldı ya her neyse, yürüyorum aval aval...

bu gün için en önemli hediye o torba ve içindekilerdir... yeni yıla kumaşlarımla ve beş parasızlığımla giricem sorun mu tabiiki hayır:)

beni mağdur eden bankanın önünden geçerken sinirlendim yine, içeri girip, müşteri hizmetlerini aramak ve onlara beddualarla dolu bir yılbaşı dilek kusmuğu sunmak istedim, ancak hanımefendilik bende kalsın...
bana sormadan kredi kartımı kapattılar, hem de tüm paramı karta yatırmışken... bi de suçu bana attılar güya ben arayıp iptal etmişim... nasıl iştir arkadaş, bankalar bu kadar mı güvenlikten yoksun dedirtecek cinsten bir olay geldi başıma yılın son günlerinde... neyse şanslıyım yine de yılın son gününde oldu, ya 2011'e öyle başlasaydım:)

velhasıl bankanın ordan içten içe söverek geçerken, bir baktım, kadın populasyonunun arttığı bir mağaza var... sanarsınız bedavaya dağıtıyorlar... ee gen çekiyor tabii bende yanaştım...
itiş kakış, kadın parfümlerinin birbirine karıştığı oksijen yetersiz bir hava, pazar alanı görüntüsü, kadın sesinden oluşun uğultulu gürültülü iğrenç bir ses....falan falan

dedim acaba indirim mi var... hayır yok aksine bindirim var
ama dururmu benim caanım hemcinslerim...önemli değil maksat yıl başında para harcamak,tüketmeek tüketmek...

hemen çıktım zaten param da yoktu..
sonra dedim bir adalara kıvrılsam nasıl olur...yürürken, bir dükkanda yılbaşı düdüklerinden gördüm... belkide yeni yılların en sevdiğim özellikleridir, renkli renkli düdükler, balonlar, şapkalar...
10 tane aldım onlardan arkadaşlarım için.. benim hediyem de ancak böyle olurdu zaten:) ama teknolojik olmuş, uzun filtreli, düdüklü falan yolda üfleye üfleye yürüdüm...

bi an aklıma kafeye gitmik geldi... hava soğuktu ve bi sıcak çay iyi gelirdi dedim ve yollandım hedefe...iyiki gitmişim.. çok sevdiğim insanlar vardılar orda... hepsini gördüm neredeyse...sohbet ettik gülüştük...düdük te üfledik... sonra bir abimiz kinder sürpriz almış bisürü bi sürü... içinden oyuncak çıkanlardan... çikolataları yedik, oyuncakları da pür dikkat yaptık..:) çok güzel oyuncaklar çıktı:)

saat ilerleyince artık ayrılmam gerekti oradan... ama iyi oldu dostları görmek, ve uzun bir aradan sonra şehir merkezine inmek:)bir de kar yağsaydı ya, o zaman pek bi şahane olacaktı...

şimdi evdeyim.. bu geceyi canım arkadaşlarım ile geçireceğim... çok iyi anlaşan, aile gibi bir grubum var... her biri ayrı tat ve renkte  insanlar... onlarla birlikte olmak gerçekten en güzel hediyedir herhalde...
hazırlanıp yanlarına gidicem.. olmasını istediğim herkes orada olacak.. bizbize ve eğlenceli olarak... tek eksiğim tatlılar tatlısı ailem... çok özledim onları... bir tek onlar olsalardı şuan yanımda hiçbirşey umrumda olmazdı...bu sene de yanlarında olamadım canım annem babamın...
onları çok seviyorum ve yanlarında olmak istediğimi bilmelerini istiyorum... çok özledim sizi...

bu yılki en büyük dileğim, bundan sonraki tüm yılbaşılarını en değer verdiklerimle geçirmek olacak...

29 Aralık 2010 Çarşamba

Huzursuz parmak sendromu-2

-yağmuru seviyorum hemde çok ama yağmurda araba kullanılmasına karşıyım. bir yasa ile yağmurlu günlerde şoförlere sokağaa çıkma yasağı getirilmeli zira yanından geçen, arabasında keyfi gıcır hanımabla veyahut beyamca, yayanın halinden anlamıyor. bugün kallavi bir çamurlu su ile vaftiz ettiler beni.. hanımefendi edamı bozup sövemedim, bağıramadım, içimden sövmek de artık tat vermiyor...ağır saplantılıyım....

-yılbaşı gecelerinde insanların o aptal heyecanı sinirimi bozuyor. arkadaş 365 gün sıkıldın da o gece mi tatlı allah aşkına.. o gece sokağa çıkıp , "ben kahinim, yeni yıl sana bi b.k getirmicek, susuz havada sele uğrucaksın, karın seni baldızınla aldatıcak, sınıfta kalmak değil sınıf kavramına nail olamıcaksın, bu sene beş parasız geziceksin,iktidarlı memleketin en iktidarsızı olacaksın,o kadar şişmanlıcaksın ki, gelecek kurban bayramında yanlışlıkla seni kesecekler"gibi gıcık cümleler ile, elimden gelse, herkesin moralini bozarım.. ancak hanımefendi tavrım buna engel.. yine mutlu yıllaaaeeeaaooorrr diye bağırıp ikinci el tebessüm yayıcam herkese.

-sakarlık konusunda çığır atlamış bir insanım. ancak bu yeteneğimin bende gizli kalmasını ne kadar çok istesem de,nedense hep kamusal alanlarda, insan populasyonunun yoğun olduğu yerlerde herkese kendimi deşifre ediyorum. anladım ki sakarlık ve rezil olma oranım, insan populasyonunun yoğunluğu ile doğru orantılı...

-ergenlik de dahil yüzümde adamakıllı sivilce çıkmamıştır. ancak eskişehire geldim geleli bi gariplik var. işin kötüsü ise tek tük çıkan sivilcelerimin, kendilerini özerk ilan etmeleri. bir tane diye sıkmıyorum geçer sanarak, ancak illet sivilce bir yerleşiyor 3 ay... vallahi darbeye az kaldı..

-bazen etrafımdaki insanların birer ajan olduklarını ve hedefin ben olduğumu düşünüyorum.çok mu bişey sanıyorum kendimi...:S

-param yok, bilmem ne diye ağlaşıp da, "ya kanka surada biyer açılmış gittik geçenlerde çok süper ve ucuz menüleri var, bira artı patates 15 tl" diyen matematik özürlü kazıklanmaya mahkum, kendini acındıran tiplere yüksek seviyeden gıcığım.. yahu paran yoksa nasıl gidiyorsun, hadi onu geçtim param yok deyip de bana niye söyleyip beni ayar ediyorsun. ayranın yok içmeye...töbe töbe...

-emine erdoğana sinir oluyorum açık ve net.. herşeye ağlanır mı arkadaş. sanarsın dünyanın bütün çilesi kadının omuzlarında.. yapmacık tavırlarını bıraksın artık yediği de önünde yemediği de diyeceğim ama yemediği de yok ki...

-çok parası olup da yapacak şey bulamadıktan sonra, aptal saptal birşeyler tasarlayıp, tasarımcı kimliğine bürünen, ve yaptıkları o biçimsiz, anlamsız nesneleri, bir filozof edasında anlatan tiplere balyozla vurasım geliyor.. paran var anladık da neden israf edersin arkadaş, git yardım et, çoluk çocuk sevindir. böle manasız manasız şeyler yapıportalarda dolaşma...

-bence facebook kesinlikle yetersiz bir sosyal ağ.. her gün bir özelliğine takıyorum. kendimce eksiklerini bulup, içimden "marc zükerberg'den daha zekiyim" demek çok hoşuma gidiyor. son bulduğum eksiklik ise beğendim seçeneğinin yanında beğenmedim'in olmadığı... bence olmalı hatta " beğenmedim, ıııyyykk,iğrenç"gibi seçenekler de olmalı...bence çook hoş olurdu...

-facebooktan açılmışken devam edelim.. bu dürtme zamazingosuna çok sinir oluyorum. sanal tacizi teşvik ediyor. dürtebilmek varsa bende beni dürtenlere yönelik bir "tokat" butonu istiyorum. ya da balyozla vurmak, çivilemek, tekmelemek istiyorum... mesela "gözde dural  sizi yumrukladı" çook yakışırdı be..

-bir yasa bülteni hazırladım ve devlete sunacağım.. yasaların el koyması gereken çok fazla şey var hayatımda...

-bankalar en büyük düşmanım.. lanet olsun size bankalar.. inşallah hortumlanırsınız.

- eskişehirde kalabak su diye bi firma var.. hayatımı çürüttü... sabahları su dağıtmaya gelirken bir jingle çalıyor ki bir gün aklımı yitireceğim. bide lanet müzik çirkin ama akılda kalıcı çok sinir oluyorum. tüm gün içimden söylüyorum... ne olur yasak getirilsin yaa

-böle lanetle yaklaştığım müziklerdin birkaçı da reklamlara ait.. ayyy delirmemek elde değil.. özellikle t.cellinin gücü ve de 118 reklamları...  hangi zihniyet ve zake çerçevesinde yapıyorsunuz o müzikleri..

-etrafta çok fazla yaratık görmeye başladım.. beyin kıvrımları bağırsaktan bozma tek hücreli canlılar insan kılığında geziyorlar.. yetkililere sesleniyorum, el atın ve karantinaya alıp inceleyin bu insan görünümlü şeyleri..

-oldum olası elektrikli aletlerden korkarım içten içe. özellikle de çok ses çıkaranlarından. çamaşır makinem ve laptopum çok gürültülü. hele ikisi aynı anda çalıştığında dersiniz ki evin içinden F4 havalanıyor. bir de sifon var.. özellikle her sabah kabusum olur yerimden sıçrarım. o mamur, uykulu tatlı halimle tuvalete girip, çıktıktan sonra çekmemle, sıçramam bir oluyor. çok korkuyorum..birgün cesedimi bulacaklar tuvalette...

-yeni tasındığım evde, benden önce pan oturuyormuş sanırım, zira labirent duvarlarının kalıntıları bulunmakta.. hiç olmadık biryerden çıkan duvarlara selamım var.. zaten iki ayağım emanetmiş gibi yaşıyorum, denge sıfır ,üzerine aşırı sakarım, birde duvar ve kirişler eklendi buna.. çarpmadığım kalmadı sanırım.. şayet varsa gelip kendi toslayabilir izin var..

28 Aralık 2010 Salı

tamamlanmamış yazı

-her eklemağrısı çektiğimde boyum uzuyor umuduyla seviniyorum. derken ağrılarım şiddetleniyor ve bu sefer ayarsız bir uzama yaşayıp da 2 metre boyum olursa koca bulamayacağım korkusuna kapılıyorum. ağrılar normal olarak bitiyor ve boyumu ölçtüğümde, içimden usulca ve nezaket kurallarına uyarak umut tacirliği yapan eklem ağrılarıma sövüyorum..

-ödevlemece telaşına uykusuz geçen günlerimin ardından, artık ödevim yok mutluluğunu yaşarken, uykumun dalga geçercesine kaçması sinirimi bozuyor.

-kahve içmekten artık kanımda alyuvar yerine kafein geziyor. ama napayım elimde değil ben bir kahve bağımlısıyım.

-küçükken aşkın nur yengi'nin bir parçası vardı..ay inanmıyorum diye.. tabi ben o şarkıyı ayran buyurun sanardım..

-bazen sinir olmaktan kendimi alıkoyamıyorum. çok çarpık ilişkiler var etrafta. bahsettiğim erkek kadın arasındaki değil. arkadaşlık ilişkileri..

-yılbaşı arefelerinden oldum olası zerre tat almam.. çok aptalca geliyor insanların yılın son haftasında hunharca alışveriş yapmaları.. yıl takvimsel olarak değişiyor ertesi gün yine aynı bluz olacak. ne gerek var ki illa yılbaşı diye alışveriş manyaklığına bulanmakta...

-yılbaşı demişken, aslında o güne cidden takık olduğumu farkettim. süslenip püslenip eğlence telaşına girmek kadınların genlerinden gelen bir davranış olsa gerek ki ben o heyecanı bi türlü yaşayamadım ne hikmetse. evet biz eğlenmek için tek günün 31 aralık gecesi olduğu, eğlence yasaklı bir memlekette yaşıyoruz ya, o günü hebaa etmemek lazımdır...ertesi gün sokağa çıkma yasağı devam edecek çünkü...

-iyi niyetin suistimal edilmesine katlanamıyorum. her şekline sinirim.. özelliklede arkadaşlar arasındaki samimiyetten gelen imtiyazın kötüye kullanılması beni çıldırtır. bu duygusal da olabilir, maddi de... ama herikisi birden oluyorsa işte o zaman arkadaşlık kavramı çökmüş demektir.

-çok gıcık bir huyum var malesef... çoğu arkadaşım bilmez.. bana ait olan her nesneyi bilirim etiketinden varsa defosuna kadar. herşeyim sayılıdır. cdlerim, kitaplarım giysilerim... ve herbiri kendimce kurduğum bir sistemde dizilidir.. içinden ne alınmış, ne yer değiştirmiş, ne aralarında yok hemen anlarım... ve kimse bunu bilmediği için, sanarlar ki benim eşyalarımı alıp kullanıp yerine koysa aklınca ben farketmem...

- paylaşmayı severim. ama harşeyin bir yolu yordamı vardır. o yordamı bilmiyorsan, bunu farketteğim an ipler kopar.
-özel eşyalarım var ailemin, sevdiklerimin hediye ettiği..dokunulmasına katlanamıyorum...

-4 yıllık üniversite hayatımda öğrendiğin yegane kural kimseyi kendin sanmaman ve kendinmişçesine güvenmemen.çok acı ama malesef böyle..

-arkadaşlığa verilen değerin bir etiket fiyatından farksız olduğunu sanan embesil insan artıkları tanıdım eskişehirde. onlar için harcadığım zamana acıdım, paraya ya da maneviyata değil. ortalarda dolaşan, insan görünümlü ancak karakterden yoksun birer "zavallı sıfatını" bile hakkıyla taşıyamayacak hiçlik deyiminin vücut bulmuş kalıntılarıdır onlar sadece..

-hep aynı oldum.. görünüşüm kısmen geçici olarak değişti.. ama yaşam tarzım, bakış açım, kendime özgüydü hep ve değişmedim. değişen insanları anlayamam.. hayat bizi değiştirir deyimini de kabul etmiyorum. "ben"lik sağlamsa değişen sadece ufak tefek eksikliklerdir. onlar da akıllıysan, düzgün bir düzlemde değişirler. ama karakter olarak değişen, kişiliğine uymayan doğrultulara yönelen ve sonra da bu benim diyen kişileri sevmiyorum...
-değişim demişken, birazda toplumun direttiği sanılan, farklı sosyal bir çevreye girdikten sonra sırf kabul görmek amaçlı, tipini değiştiren zatlar var. neden?? değişik sosyal grupların olması çok doğal ancak sırf arkadaş ortamına kendini kabul gördürmek için olacak şey mi bu kendinden ödün vermen???
-eksikliklerim çok fazla.. daha öğreneceğim tonlarca bilgi var. okuyacağım kitaplar, izleyeceğim filmler....dolu ve de tanıyacağım insanlar... en zoru da bence bu. kitap okunur, film izlenir kolayca ama iş  insan tanımaya gelince, durum çok karmaşık. çünkü insanların ruhları üzerinde bedenleri, bedenleri üzerinde ise hergün yenisini takındıkları maskeleri var...işim bu noktada hayli zor...

-yaş meselelerini sevmiyorum. benden yaşça büyük insanların bilgiç tavırlarından hoşlanmıyorum.. benim kimseyle aramda fark yok. 5 yaşındaki çocukla da, 45 yaşındaki bir yetişkinle de.. aynı düzlemde, sene farkıyla yaşıyoruz. kimse karşıma geçipte ben senden yaşça büyüğüm hebele hübele tavırları içine giremez, ya da mesleki bir durumda bana ahkam kesemez.. toysun bilmemnesin, benim deneyimim var diyemez.. 22 yaşındayım. sende 22 yaşındaydın bir zamanlar aynı benim gibi. şimdi 45 yaşında olman sadece aramızda 23 yıl farkın olduğunu gösterir. benim doğum zamanı olarak geç kaldığım 23 yıl. yani bilgi olarak elbette benden çok şey bileceksin ama bu senin iraden dışında gelişen bir durum olduğundan, bana bununla ahkam kesemezsin. sen de bende doğacağımız zamanı seçmedik. o yüzden kendi iraden dışında olanlarla beni küçük göremezsin..bunun üzerine yazılacak çok şey var bu girizgah sadece...

-ısrarcı insanları sevemiyorum. istemiyorsam istemiyorum, gelmiceksem gelmicem...kati cevapların üzerine neden hala ısrarla geliyorsun ki???

-insenlerın elinde olmayan özelliklerinden ötürü hor görülmesi katlanılcak bir durum değil.. hele ki bunu yapan insanlar tam tamına insan değilse hiç değil...

-giyinmek, örtünmenin modern versiyonudur. bunu bir statü meselesi haline getirmek çok abes.. herkes istediğini giymekte özgür kimse kimseyi yargılayamaz.

-fani hırslara kapılan, kendinin ölümsüz olduğunu sanan insanların artık bir silkinmeleri gerekiyor.. öldüğün zaman alacağın 2 metre kefen bezi ve 1 buçuk metrekare toprak ki bunları da sen alamayacak kadar eksiksin..para hırsına kapılıp, varlığını ve yaşamını buna adamak çok saçma..

-demokrasi kelimesinin artık hayatımızdan çıkmasını ve özüne dönerek orada kalmasını istiyorum. yanlış kişilerin ağızlarına sakız oldu ve olur olmadık yerlerde kullanılmaya başladı. en başta bu görevi siyasetçilerimizin üstlenmesi gerek. daha doğrusu biraz araştırıp da anlamına uygun kullanmayı öğrenmeleri gerek ki, halk da onlardan örnek alsın...

18 Aralık 2010 Cumartesi

huzursuz parmak sendromu-1

- insan kusmukları dolu etraf.. böyle aptal aptal adamlar, makyaj malzemelerine tapan kadınlar var çevrede.. gıcık oluyorum...

-son zamanlarda şu msn denen sohbet katili iletişim özürlülüğü yaratan o gevşek, o sulandırılmış bulandırılmış platforma iyice kıl olmaya başladım. ya adam akıllı iki sohbet edelim gel ya kahve içelim, sohbet etmesek de sessizce oturup bakışalım. yok arkadaş millette nedir bu uzaktan konuşma eğilimi anlamış değilim. çok mu iticiyim de yüzyüze konuşmuyoruz ki diye düşünüyorum artık..

- erkeklere takığım şu sıralar. özelliklede hayatlarını ejekülasyona endekslemiş, iki gıdım beyni olmaksızın yaşayan, popülaritesini arttırmak için ona buna canım cicim ayağı çeken genleşmiş insan müsveddelerine...acaba diyorum bu fabrikalarda defolu ürünlerin olması kadar, defo beyinli erkeklerin olması da doğal mı??

- kızlara da takıyorum. aynı hormonel yapı bende de var yavaş yahu.. süslenmek güzel şey arkadaş da sen işin ipini pek bi gevşek bırakıyorsun..

-haberlerden hiç söz etmeyeyim dedim ama olmuyor yadsınmıyor malesef.. hergün izleyip de intihar mı etsem diye düşünüyorum. bir gün canıma kıyarsam o aptal haber kanalları olacak bunun sebebi...

-alkolle de aram iyi değil. çok içerim mantığını  da anlamış değilim. ayarında yaşamak lazım. içiyorsun da ne oluyor bre insancık. insan gibi iç deyimini de katlediyorlar şimdi ne diyeyim ben?

-sıkı magazin takipçisi oldum. ayıptır söylemesi denk geldim mi kaçırmam. özellikle de en sevdiğim bölümü gece gezmelerinde kim kimle nerede ne yapıyor bölümü. sağolsunlar içimdeki kötü enerjiyi boşalttırıyorlar. bir sövüyorum, bir sövüyorum anlatamam. o magazin kuklalarına acıyorum. çok önemli kimin kime ...töbe töbe

- bit dnaları taşıyan insandan bozma asalaklara gıcık oluyorum. bir de kanını emip arkandan konuşmuyorlar mı o zaman insan katli vacip deseler vallahi geberticem..

-nefret kelimesi ağzıma son zamanlarda yerleşti. ne çok nedenim varmış dedim . ama edilmicek gibi değil ki.

-sigara içmeye bayılıyorum. hem sessiz hem tatmin eden bir arkadaş.

- herkes herşeyi yemek zorunda değil ama yiyene saygı şart. kokoreç sevmiyor olabilirsin ama arka arkaya ay çok iğrenç cümlesini kurarsan seni o bağırsakla boğarım.

- moda okuyorum diye kendini abide sanan aptal kızcıklara da selam olsun. amaç kendini giydirmek ortalar da süzülmek, ikona takılmak, olmadığın gibi görünmek değil. dali kendi üzerine hiç resim yapmış mı aç bir araştır.

-tiyatro okuyup da hayat bir sahnedir felsefesiyle yaşayan kimliksizlerden de hoşlanmıyorum. böyle bir havalar, caka satmalar. iyi rol yapabilirsin takdir ederim, ama insan rolünü de yaparsan inan önünde eğilir eteğini bile öperim...kendinize gelin..

-LCD mi daha iyidir, PLAZMA mı gibi polemikler duyuyorum arada. istanbulda simit 1 lira oldu, insanlar sigortasiz çalışıyor, ülkede et yiyemeyen aileler var... nerede yaşıyorsun sen.
-siyasi olaylara karışan yaşıtlarıma kızıyorum. devran hep aynı az silkinin, anlamadınız mı hala yöntem bu değil. harcadığınız zaman size ne kazandırıyor.

-eskişehir anadolu üniversitesinde moda tasarım okuyorum....hayır 4 yıllık...

-hocaların öğrencileri yeren laflarına sinir olmakla kalmıyor, çıldırıyorum. pardon, sizi daha fetüsken mi öğretim üyesi yaptılar???

- sanatçı ile şarkıcı ayrımının yapıldığı bir yasa istiyorum. önüne gelene sanatçı derseniz, sanatın ne anlamı kalacak?? iki söz söyleyene sanatçı diyen anlayış var ülkede, şarkıcı bile değil onlar.. kuru gürültücü kirli sepetleri..

-bir de mankenler var. eski manken yeni modacı, eski manken yeni oyuncu, eski manken yeni siyasetçi falan. nedir bu ya? ben de talep ediyorum eski manken yeni memur da olsun.

-özel üniversitelerde, babadan burslu okuyan değil sap lif olamamış yawrucaklara ağır gıcığım. ayranı yok içmeye kıvamında gençkuruları. o moda şu moda, o ezik bu ciks, benim arabam onun ıphonu sohbetleri.. harcanan paralara yazık... o okullara milyarlar dökeceğine git bir mandra al oğluna, hem takılsın hem kazansın...

-hele bir de gsfliler var kendinden kurmalı.
aman allahım bir fiyaka sorma.. sanarsın monalisayı az önce bitirmiş. sanatçı olduk edalarında. marjinallikler falan.. pardon az daha kas da bari leonardo gibi giyin...

offf şimdilik az rahatladım....

müziğin tablosu...

en sevdiğimden bahsetmek istedim...
yann tiersen..le jour D'avant parçası...
dinlemekten bıkmıyorum hoş ben birşeylerden bıkmam sürekli de yapsam... ama bu parça özel daha doğrusu yann tiersen çok özel...
bana göre bir müzisyenden öte, bir ressam kendisi.. tablo gibi müzikler..
ne zaman dinlesem ondan melodiler, notalar renge bürünür bende.. o müzik olmaktan çıkar bir anda renk cümbüşüne dönüşür..
bunu engelleyemiyorum malesef..hoş istemiyorum da bitsin.. sadece yann tiersenda da olmuyor  bu bazı müzikler duyuyorum renkli. özellikle kırmızı olanlar. ya da her rengi barındıran degradeli melodiler.
le jour d'avant tam bir sulubaya çalışması. tek tek başlayıp, sonra içiçe geçiyor tüm renkler özellikle morlar ve sarılar...notalar çok net ama renkleri her tonda..
müziğin zihnimde renge dönüşmesini tasvir edemiyorum ya da anlatamıyorum ama bende bıraktığı tat çok farklı...

7 Aralık 2010 Salı

bu ülkede insan ne demek???

sabah erken kalktım..
uzun zamandır takip etmeyi kestiğim haberlere bir göz atayım dedim...
neden takip etmediğime gelince.. rahatsız oluyorum artık şiddetten, haksızlıklardan, yasaların sömürülmesinden, insan haklarının eritilmesinden... ve daha birçok neden...
haber 1:
uzun bir aradan sonra tekrardan öğretmen atamaları yapıldı ülkemde. binlerce öğretmen adayının ya sabır çekerek erittiği dönem sona erdi.. kimileri atandı kimilerinin ki başka bahara kaldı.. atanan öğretmenlerimizin yüzlerindeki o mutluluk, o heyecanı görmeye değerdi doğrusu.. aslında olması şart bir duruma  seviniyorlardı. ne acı... öğretmen atanması gerekli bir durum.. bu işin şartı. olması gerek bir olay ama benim canım ülkemde malesef bir işkence. emek, zaman harcayıp okursun- bitirirsin ve sonuç.. yıllarca atama beklemek.. ya da sözleşmeli öğretmenlik yani bir nevi oyalamaca... ama buna da şükür diyorlar ya takdir ediyorum kendilerini... emeklerinin karşılıklarını az alıyorlar ve aza kanaat getiriyorlar... işte eğitimin bir açısı.. yetiştir ama atama.. okul yap ama içine eğitimci koyma, okul yap ama git uzağa yap yürüt geleceklerimizi yollarda...

Haber 2:
yozgat'ta görev yapan bir sözleşmeli öğretmen. Mehmet Kurtçu... bir süre önce kendisine kan kanseri teşhisi konmuş. tedavisi için ankaraya gitmez zorunda kaldığı ve 30 günden fazla izin kullandığı gerekçesi ile sözleşmesi fes edilmiş... bir haber kanalına yazdığı mektupta yaşadıklarından bahsetmişti hocamız.. işinden olması bir yana, sigortasını da kaybetmiş malesef.. bir düşünün kanser hastasısınız ve sigortanız yok... hele bir de 8 kişilik bir ailenin bakımı size ait.. işte bunlar bu öğretmenimizin yaşadığı dertlerden bir kaçı... ve yardım istemiş mehmet hoca..." yetkililer yardım etsin"..
 ama sesini kimse duymamış...
dün hayatını kaybetti mehmet hoca.. yenildi kan kanserine.. aslında mehmet hoca değil yenilen.. benim canım ülkemin yönetimi, vicdanı.. tüzük böyle diyor diye işten çıkardılar, tüzük bunu gerektiriyor diye sigortasını kestiler... tüzük alt tarafı bir kitap, yazı.. İNSANIN yazdığı bir yazı... boşver tüzüğü... vicdan denen şey onda yok belki ama yazanda olmalı...ama yokmuş...
bu sadece bir hayatın kesiti. Mehmet Hocanın başına gelen şey aslında bizi de tehdit etmiyor mu??? bizi yani bu ülkenin halkını, o tüzüğü yazan ve yazdıranları o koltuklara yerleştirenleri...
bu haberi izleyince, bu ülkede hiçbir değerinin olmadığını anlıyor insan...

haber 3:
bursada olan bir trafik kazası. 15 yaşında iki genç kız üst geçit olmayan bir caddeden karşıdan karşıya geçerken malesef bir araba çarpması sonucu biri ağır yaralandı, diğeri öldü...bu birkaç hafta önce olan bir olay...
dün yine bursada belki de aynı yolda, aynı senaryoda bir kaza. 88 yaşında bir kadına araba çarptı. kadın..öldü. ölen kadının yakınları feryat ettiler. devlet babadan üst geçit yaptırmasını artık ölüm olmamasını istediler. ama cevap çok acıydı. ne kadar doğru bilinmez ama acılı kadının ağzından döküldü cümleler..." belli sayıda kişi kaza geçirdikten sonra ancak yapabilirlermiş..."
nasıl yani?????
bu ülkede üst geçit yapabilmenin kotası mı var??. hem de insan... dediğim gibi cümle bu mu, devlet baba böyle mi cevap verdi bilinmez ama, şayet buysa çok yazık...
demekki bu ülkede üst geçit yapmak demek, belli sayıda ölüm demek...!!!
...........

bu ülkede insan kaç para? insan kaç satır demekten malesef kendimi alamıyorum..
22 yaşındayım.. hayatımla ilgili herkez gibi hayallerim var. ama bu hayat sadece benim şekillendirdiğim bir hayat değil malesef.. toplumun bir parçasıyım. halktanım. bu ülkenin vatandaşı olarak bu ülkede, bu ülkenin tüzükleriyle, yasalarıyla yaşıyorum. ama aslında yokum yeri geldiğinde...
şimdi sormamalı mıyım? benim değerim ne? insan ne demek diye ...
hayır sormamalıyım... tüzük var yasa var...

5 Aralık 2010 Pazar

yelizin annesinin doğum sancılarını kutlamak...:)

3 aralık günü güzel bir organizasyonla toplandık..:)
bizim bölümde yeliz diye bıcır bıcır eski sarışın yeni esmer arkadaşımız var.. pek severiz kendisini ki sevmeyen de yoktur herhalde...
onun doğum günü vesilesiyle bir araya geldik.. aslında erken bir toplanmaydı bizimki...  doğum günü 6 aralık ama lanet pazartesiye denk geliyordu.. biz de dedik ki cuma yapalım bolca eğlencemiz olsun, ertesi günde bolca dinlenmece..

çooook güzel bir gece oldu.. pek kalabalık bir grubuz bol gürültülü bol kahkahalısından.
o gece de böyle cıvıldaştığımız bir geceydi...

ilk önce bir barda toplaştık sakin selamlaşma baabında. tabi o kadar kişi olunca ne sessizlik kaldı ne sakinlik..:) ilerleyen saatlerde bir gece kulübüne gittik. hiç de sevmem aslında kafam kaldırmaz ama arkadaşım canım onun için insan yenir:)(mecazen) girmemiz ayrı bir eeeğlence zaten..çağlar diye yedi cihana hakim kapasitede çenesi olan:), cin gibi bir canarkadaşımız var.. içeri gizlice votka soktu..:) ki girişte çok kontrollü bir arama olmasına rağmen.. o an dedim çağlardan korkulur:)tabii devrildi votkalar teker teker:)
sonra başladı dans, zıplamaca faslı... çok eğlendik, biz zaten güzel eğleniriz...

arkadaşlık çok önemli, bende çok şanslıyım:) böyle güzel bir ekibim varken benim sırtım yere gelmez...

yelizim de çok güzeldi o gece. annesinin doğum sancılarında pek bi coştu:) yeni yaşı en güzelin başlangıcı olsun tatlımın... iyiki doğmuş iyiki varmışşşş
soldan: yeliz(doğum günüsü güzeli), ben


gri havaları sevdim hep...

ben bir yaz çocuğuyum... güneşin parlak olduğu bir şehirde, bir yaz günü doğdum..
ama pek de sevmem güneşli havaları.. kendimi yorgun hissederim..
bugün eskibirşehirde sıradan bir pazar günü.. sabah
bir hışımla uyandığım bir pazar..
hava kapalı sanki ağladı ağlayacak.. o ağlaya dursun ben çok iyi hissediyorum..
hep sevmişimdir kapalı ağlamaklı havaları... belki kimileri için kasvet demektir ama benim için güneşli açık havalardan daha açık bir hava..
güzel bir pazar günü hafif ağlamaklı, hafif çekingen...
böyle zamanlarda hep çalışırım... çalışma odamın penceresinin kenarına çekerim sandalyemi, evimin tatlı manzarası (bir çocuk parkıdır) eşliğinde düşüncelerime beden çizerim..
bugün de öyle bir gün işte... şimdi hava güneşli olsaydı canım çalışmak istemeyecek, binbir bahane üretecektim. ama saoğlsun mikail yine hüzünlü... o hüzünlüyken de alınmasın ama ben hep mutluyum...

sabah erken kalktım. aslında pazar sabahı ritüeline çok ters bir harekettir.. uyumayı da severim ama bu gün olmadı. rüyamın tam ortasında açtım gözlerimi, pencereden baktım ve çalışma odama geçip çiziktirmeye başladım... sabah sabah:)
rüyamda da çizim yapıyordum.. çizdiğim modeller o kadar güzeldi ki kendi kendimi uyandırmak zorunda kaldım:)
4 saattir odamda rahatsız sandalyemdeyim. hala elimde kalem var. çiziyorum... ne aşk be demeyin... aşk da var gerçi ama aslında asıl neden okulumun son senesi ve bitirme projesi.. aylardır çiziyorum hem reel hayatta, hem de rüyalarda..?
ama bu sefer ilham rüyada geldi hem de ne gelmek...eh bende uykumdan uyanmak zorunda kaldım.....

ama içime sindi sonunda... bir hocam rüyaları not etmek gerek derdi... şimdi anlıyorum ne demek istediğini....

avantgarde şapka tasarımı

aksesuar tasarımı dersinde, farklı materyallerden şapka tasarım projesi yapmıştım. kullandığım materyal çit teli ve deri. ellerim yaparken kesilse de çok eğlendiğim bir başka projedir...:)














konsept: postmodern look to your head
manken: ece D.
mekan: 6.45 bar
foftoğraf: gözde dural
lingerie: gözde dural

erkek giydirmek...erkek için çizmek

yine bir proje... ki benim en çok sevdiğim, yaparken çok eğlendiğim projelerden biridir bu.
erkek giysi tasarımı... bir marka seçip ( erkek koleksiyonları hazırlayan) o marka çizgileri altında erkek giysi tasarımları yaptık. seçtiğim marka ETRO idi. çok sevdiğim ve sürekli takip ettiğim bir markadır. özellikle kumaş desenleri ve etnik tarzı bana çok çekici gelir.. ben de projemde bu markaya yer verip onun üzerinden çalışmak istedim...




konsept:pijama
fotoğraflar: şenol yazar/gözde dural
model: koray under

2 Aralık 2010 Perşembe

deneysel çıldırmaca

deneysel tasarım isimli dersimizin birinci vize ödevidir paylaşacağım.
ağrılı sancılı başlayan bittiği gün hayatımın en içten "ohhhh"unu çektiğim, bir daha denk gelmek istemediğim, hatta abartıp uzun bir süre ojelerimi temizleyemediğim bir proje...


konu doku tasarımıydı. malzemeyse kabusum olan HAM PAMUK... neden ojelerimi silemedim işte sebebi:)

başlangıçta tam bir işkenceydi. özellikle o vıcık vıcık ham pamuğu elimde uzun şeritler haline getirirken. hatta bir ara acaba deneysel tasarım adı altında sayın hocalarımız üzerimizde deney mi yapıyorlar diye düşünmedim değil...
neyse eninde sonunda uykusuz geçen bir gecede bitti ve işte sonuç....

1 Aralık 2010 Çarşamba

merhaba demek adettendir

eskimeye aday bir yılın son ayı.. neden ve niçindir bilinmez ama açmaya karar verdim bloğumu. belki de sebebi artık deftere para vermekten sıkıldığım içindir.. ve daha da önemlisi elim artık yazarken tutulmayacak:)
adettendir diye böyle bir girizgah yapayım dedim..
az çok içerikten bahsetmek gerek...
ben varım ilk önce.. ben kimim orasını ben de merak ediyorum ya neyse
sonra çiziktirdiklerim olacak eh işimiz tabi ama işten öte bir ilişki benim kağıt ve kalemle olan valsim. terapim,arkadaşım, özlediklerim hatta nefretim oluyor yeri geldiğinde.
ve şuan aklıma gelmeyen birçok düşünce...


girmiş bulunduk bir kere hayırlı olsun mu desek...